Bu yeni
tekli, sadece bir şarkı değil; hem bir hesaplaşma hem bir iç ses hem de
kolektif bir hafıza çalışması. Sözler, “duyulmamış çığlıklar” gibi tınlıyor.
Özellikle nakaratta yer alan “ben bir görgü tanığıyım, unutur muyum sandın?”
dizeleri, bastırılan öfkenin, susturulmuş sevginin ve geç kalınmış vedaların
sesidir. Niran Ünsal burada sadece söyleyen değil; hatırlayan, gösteren ve
sorgulayan bir özne hâline geliyor.
Klip
estetiği ve görsel anlatım ise bu sözsel derinliği tamamlıyor. Bir depoda, yarı
karanlık, tek ışık kaynağıyla yapılan çekimler; aslında bastırılmış hafızanın,
bastırılmış kadınlığın, bastırılmış duyguların alegorisi gibi. Ünsal’ın sade
ama çarpıcı kadrajları, ne kadar az dekor, o kadar çok duygu ilkesini takip
ediyor. Bu anlamda klipteki estetik tercih, gösterişten çok sezgiye ve
izleyicinin ruhuyla kurduğu bağlantıya hizmet ediyor.
Fotoğraf
çekimlerinde ise “görünür olanın ardındaki görünmeyen” anlatısı var. Makyajı da
ışığı da kendi kadar ölçülü: Ne fazla, ne eksik. Çekimlerdeki simetrik duruş,
ellerin kullanımı ve göz temasları; sanatçının artık sadece bir yorumcu değil,
aynı zamanda bir hikâye anlatıcısı olduğunu yeniden hatırlatıyor.
Çalıştığı
müzikal ekip de dikkat çekici. Genco Arı gibi yenilikçi ve modern dokunuşlarla
tanınan bir müzisyenle çalışmak, Ünsal’ın sadece nostaljiye yaslanan biri
olmadığını gösteriyor. O, geçmişi bugüne taşıyan ama bugünü de geleceğe
devreden bir müzik aklına sahip. Arı’nın piyano yürüyüşleri, parçanın dramatik
hattını desteklerken, Ünsal’ın vokal gücüne alan açıyor. Her şey yerli yerinde.
Hiçbir şey fazla değil.
Ünsal, bu
teklide yalnızca kendini değil, hedef aldığı kitleyi de çok iyi tanıyor. Şarkı
ne sadece gençlere hitap ediyor ne de yalnızca eski hayranlara göz kırpıyor.
Bir geçiş kuşağına, geçmişte kalmış duygularıyla barışmak isteyen herkese
sesleniyor. Bu, sanatta nadir rastlanan bir denge işidir: Köklerle güncelliği
barıştırmak.
Sonuç olarak
“Görgü Tanığı”, bir pop şarkısı olarak tüketilip geçilecek bir eser
değil. Dinlendikçe açılan, derinleştikçe çoğalan bir ifade biçimi. Niran Ünsal
burada sadece şarkı söylemiyor. Olanı, biteni, geçeni ve geçmeyeni tanıklığıyla
hatırlatıyor. Ve bu tanıklık, sadece onun değil, bizim de hikâyemiz oluyor.
Köşe yazısı:
Murat Fırat

Yorumlar
Yorum Gönder