Haber: Murat Fırat
Devlet
Devrim’in Sessiz Ama Derin Işıltısı
Devlet Devrim, Türk sinemasının sadece altın çağına değil, aynı zamanda
ruhuna da damga vurmuş nadir isimlerden biriydi. 1944’te Mısır’ın İskenderiye
kentinde doğan Devrim, kökeninden gelen çok kültürlü duyarlılığı ve İstanbul’da
geçen gençlik yıllarının etkisiyle sanatı bir ifade biçimi, bir direnç alanı
olarak benimsedi. 1962’de Ses dergisinin düzenlediği yarışmayla sinemaya adım
atması, aslında Yeşilçam’ın estetik ve anlatı açısından dönüşüm geçirdiği bir
döneme denk gelir. Onun gelişi, yalnızca bir genç yıldızın parlaması değil,
aynı zamanda kadın oyuncuların sinemadaki temsiline yeni bir ifade dili
katılması anlamına geliyordu.
Devlet Devrim, 1960’lar ve 70’ler boyunca Türk sinemasının üretkenliğinde
önemli bir figür haline geldi. Rol aldığı yaklaşık 130 film, onu sadece çok
çalışan bir oyuncu değil, aynı zamanda geniş bir temsiliyet alanına sahip bir
sanatçı haline getirdi. Dönemin melodramlarında, kadın karakterlerin ya “masum”
ya da “kötü” şeklinde ikili klişelere sıkıştırıldığı bir atmosferde, o birçok
rolüne derinlik katmayı başardı. Bakışıyla, duruşuyla, ses tonuyla ve seçtiği
projelerle, kadın oyuncunun sadece güzelliğiyle değil, sahici varlığıyla da
merkezde olabileceğini gösterdi. O, Yeşilçam’ın arka planında çalışan yüzlerce
kadının temsiliydi aslında; görünmeyen emeğin ve sessiz direncin simgesi.
Sanat dünyasında yalnızca oyunculukla sınırlı kalmadı. Ajda Pekkan’ın
yönlendirmesiyle sahneye çıkması, onun müziğe olan yatkınlığını ve çok yönlü
sanat kimliğini de gözler önüne serdi. Ancak şöhretin merkezinde kalmak yerine,
dönemin birçok yıldızının aksine kendi hayatını ve sanatı yeniden kurmayı
seçti. Evliliği sonrası oyunculuk kariyerine ara verdiğinde bu bir “geri
çekilme” değil, sanatın farklı bir alanına yönelmenin bilinçli bir kararıydı.
Sanatın değerinin yalnızca alkışla ölçülmediğini çok iyi bilen Devlet
Devrim, ilerleyen yıllarda sinema emekçilerinin yaşadığı ekonomik ve sosyal
sıkıntılara kayıtsız kalmadı. Sanatçının hem yaratıcı hem de hak talep eden bir
özne olması gerektiğine inanarak Film San Vakfı’nda sorumluluk üstlendi. Burada
üstlendiği görev, sembolik değil; doğrudan sanat dünyasının onuruna ve
geçmişine sahip çıkmayı amaçlayan bir mücadeleydi. Özellikle Yeşilçam kuşağının
hak ettiği saygıyı ve desteği görebilmesi için yürüttüğü çabalar, onun sadece
bir sanatçı değil, aynı zamanda bir meslek örgütçüsü, bir kültür hafızası
olduğunu da kanıtladı.
Devlet Devrim’in hayatı, Türk sinemasının vitrindeki yüzü ile arka plan
emeği arasındaki farkı kaldıran bir yolculuktu. O, yalnızca bir dönemin estetik
ikonu değil, aynı zamanda temsil ettiği kadınların, sanat emekçilerinin ve
meslek onurunun sesi oldu. Çok yönlülüğü, sezgileri, sahici duruşu ve onurlu
mücadelesiyle Türk sinemasının en unutulmaz simalarından biri olarak
hafızalarda kalmaya devam edecek. Onun varlığı, sinemanın sadece bir seyirlik
değil, aynı zamanda bir yaşam tavrı, bir etik alan ve bir dayanışma zemini
olduğunu hatırlatıyor bize. Sessiz ama derin bir ışıltıyla.

Yorumlar
Yorum Gönder