Ana içeriğe atla

Şarkıların Mutfağından Hayata Uzanan Samimi Bir Sohbet

                     Röportaj: MURAT FIRAT 

Türk müziğinin önemli söz yazarı ve bestecilerinden Yusuf Gürsel, müziğe bakışını, üretim sürecini, ağabeyi Levent Gürsel ile yıllardır sürdürdüğü uyumu ve yeni projelerini tüm samimiyetiyle anlattı. Antalya Side ile İstanbul arasında geçen hayatından ilhamın peşindeki yolculuğuna, müzik sektörünün değişen dinamiklerinden sosyal medyaya bakışına kadar birçok konuda dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Antalya Side'de, İstanbul'un büyük keşmekeşinden uzakta yaşamak müzikal üretkenliğinizi ve ilhamınızı nasıl etkiliyor?
Ankara, İstanbul ve Antalya arasında günlerim geçiyor. Hayatın kendisi en büyük ilham kaynağım. Şehirler değişiyor ama mutluluklar, üzüntüler, kırgınlıklar, umutlar ve hayal kırıklıkları nereye giderseniz gidin peşinizden geliyor. İlham da bir bulut gibi hep başımızın üzerinde dolaşıyor.

Şarkı yazarlığında abi kardeş olarak çalışıyorsunuz. Stüdyoda ego savaşları mı yaşanır, yoksa tam bir uyum mu vardır?
Asla bir ego savaşı olmadı. Uzun yıllar birlikte çalışınca uyum kendiliğinden oluşuyor. İki ayrı kıtada yaşıyor olsak bile gözümüz kapalı ne istediğimizi ve ne yapılması gerektiğini hiç konuşmadan anlayabiliyoruz. Ortak noktada buluşmuyoruz çünkü ikimiz de zaten ortak noktanın içindeyiz. Neyin nasıl olması gerektiğini ikimiz de biliyoruz. Arada birkaç sandalye, bardak ya da telefon fırlattığımız oluyor ama onları da sevgiyle fırlatıyoruz. Tabii ki şaka yapıyorum.

Müzik yolculuğunuza şarkı sözü yazarak başlayıp sonradan besteciliğe geçmenizi sağlayan ilk kırılma anı neydi?
Söz yazarlığına başlamam, ardından besteciliğe yönelmem ve öğrendiğim her şey ağabeyim Levent Gürsel sayesinde oldu. İlk hocam ve aslında tek hocam odur. Bana söz yazarlığının ve besteciliğin kapısını açan kişidir. Ben daha çocukken o bu işi profesyonel olarak yapıyordu. Bugün bildiğim her şeyi ondan öğrendim. Bana yalnızca müziği öğretmedi. Bu yolda karşılaşacağım zorlukları da öğretti. Kendisi o sıkıntıları yaşayarak bana yaşatmadan aktardı. Bu yüzden müzik yolculuğumda en büyük şansım ağabeyim oldu.

Bugüne kadar Türkiye'nin çok önemli sesleriyle çalıştınız. Bu isimlerle yollarınız ilk nasıl kesişti ve mutfak süreci nasıl gelişti?
Dediğim gibi ben ağabeyim sayesinde biraz hazır bir ortamın içine girdim. Bu zor müzik dünyasında var olmanın sıkıntılarını çok fazla yaşamadım. Ben üretmeye başladığımda ağabeyim zaten birçok sanatçıyla çalışmıştı. Bana sadece üretmek kaldı. Ben yola çıktığımda o zaten varılacak yere ulaşmıştı ve bana en kısa, en güvenli yolu gösterdi. O yoldaki karı, buzu ve fırtınayı yıllarca yaşayarak öğrendi. Bana ise bahar sabahında yürümek kaldı. Elbette bugün de yağmur ve fırtına oluyor ama artık bunlara karşı nasıl önlem alacağımızı biliyoruz.

Kariyerinizde pop ritimlerinden ağır arabesk tınılara kadar çok geniş bir yelpaze var. Yusuf Gürsel'in ruhu aslında hangisine daha yakın?
O kadar güzel ve zengin topraklarda yaşıyoruz ki müziğin her türü ruhumuza işlemiş durumda. Neşet Ertaş da var, Orhan Gencebay da var, Sezen Aksu da var, Mahzuni Şerif de var. Saymakla bitmez. Hepsinin kalbimize dokunan ayrı bir yanı var. Benim ruhumda biraz arabesk, biraz halk müziği, biraz pop ve biraz sanat müziği var. Tıpkı Türkiye gibi. Çok güzel bir söz vardır. Zamanın ruhunu yakalamak. Biz de zamanın ruhunu yakalamaya çalışıyoruz. Çünkü yeni dünya müziği bunu gerektiriyor. Ama alaturka müzik her zaman kalbimizin en güzel köşesinde duruyor.

Bir şarkının insanların kalbine dokunacağını ilk bestelediğiniz anda hisseder misiniz, yoksa o büyü dinleyiciyle buluşunca mı ortaya çıkar?
Her eser, onu üreten kişiye dünyanın en iyi şarkısı gibi gelir. Ama bazı şarkılar vardır ki onları yapınca farklı olduğunu hissedersiniz. Daha çok dinlersiniz, daha çok seversiniz ve sanatçılara ilk onu gönderirsiniz. Bir anlamda kokusunu alırsınız. Ama bu tek başına yetmiyor. Doğru sanatçı, doğru şarkı ve doğru zaman bir araya gelmeli. Bunlardan biri eksik olursa beklenen sonucu vermiyor. Bazen hiç ummadığınız bir isim şarkınızı çok güzel yerlere taşıyor. Bazen de büyük umutlarla hazırlanan projeler sessiz kalabiliyor. Artık kimin ne zaman popüler olacağını kestirmek çok zor. Eskiden ünlü bir sanatçıya şarkı verdiğinizde başarı ihtimali çok daha yüksekti. Bugün ise hiçbir şeyin garantisi yok. Bu yüzden kalbimden ne geçiyorsa onu yapıyorum. Gerisini de bahtıma bırakıyorum.

Bir eseri tamamlayıp teslim ettiğinizde büyük bir hafifleme mi hissediyorsunuz, yoksa içinizde buruk bir duygu mu kalıyor?
Bir eseri bitirdiğimde sanki çok büyük bir duygusal savaşın içinden çıkmış gibi hissediyorum. Yoruluyorum. Ama iş orada bitmiyor. Asıl tedirginlik şarkının gerçekten hakkını verecek bir sanatçıyla buluşması. Bazen Türkiye'nin şartlarında istemeye istemeye verdiğiniz eserler de oluyor. Elbette yeni bir şarkınız yayınlanacağı için seviniyorsunuz. Para kazanıyorsunuz. Ama içinizde küçük bir sızı kalıyor. O sızıyı da kimseye anlatamıyorsunuz. Yeni bir şarkıya başlayıp yeni bir yolculuğa çıkana kadar o his zaman zaman kendini hatırlatıyor.

Sosyal medyayı aktif kullansanız da özel hayatınızı hep gizli tutuyorsunuz. Bu bilinçli bir tercih mi?
Evet, tamamen bilinçli bir tercih. Bizim gibi işi müzik olan insanların vitrini sosyal medya. Burada yaptığımız işle ilgili paylaşımlar olmalı. Hiç tanımadığım bir insanın halamın oğlunun düğününü ya da özel hayatımı merak edeceğini düşünmüyorum. Belki çok ünlü bir sanatçı olsaydım bu ilgi olabilirdi ama ben merak edilmesi gereken biri olduğumu düşünmüyorum. Ayrıca insanın hayatına ait bazı şeyler kendisinde kalmalı. Kirlenmeyen çok az şeyin kaldığı bu dünyada bazı duygular kar gibi bembeyaz kalmalı. Çünkü en mutlu ya da en zor anınızı paylaştığınızda insanlar onu yalnızca kısa bir süre hatırlıyor. Sonra başka bir hikâyeye geçiliyor. Ama siz yaşamaya devam ediyorsunuz. O yüzden bazı şeyler bana kalsın istiyorum.

Türkiye'de telif hakları ve MESAM süreçleri bugün müzisyenler için yeterli seviyeye ulaştı mı?
Ben ilk MESAM üyesi olduğumda kaset ve CD dönemi yaşanıyordu. Dijital platformlar henüz yoktu. Bugün ise müzik sektörünün tamamı dijital dünyaya taşındı ve bunları takip etmek oldukça zor. Emek vererek ürettiğiniz eserleri izinsiz kullanan çok fazla kişi var. Meslek birliklerinin bunların tamamını takip etmesi kolay değil. Bu nedenle önemli kayıplar yaşanıyor. Ama geçmişe göre çok daha iyi bir noktadayız. İlerleyen yıllarda daha da iyi olacağına inanıyorum.

Önümüzdeki dönemde müzikseverleri bekleyen yeni projeleriniz neler olacak?
Ağabeyimle birlikte çok güzel şarkılar hazırladık. İnsanların kalbine dokunacağına yürekten inanıyoruz. Hem pop hem de arabesk türünde yeni eserlerimiz dinleyicilerle buluşacak. En önemlisi de bu şarkılar içimiz sızlamadan teslim ettiğimiz, hak ettikleri seslerle hayat bulacak. Özellikle Çin'e Kadar ve Buzlu Camlar isimli şarkılarımız yakında dinleyicilerle buluşacak. Bakalım onları kim seslendirecek.
Her şey için çok teşekkür ederim. Bu güzel röportaj için ayrıca teşekkür ediyorum. Başarılı çalışmalarınızı takip ediyoruz ve etmeye devam edeceğiz. Selamlar ve sevgiler.

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Müziğin Ritimlerinden Beyaz Perdeye Sektörün Ezberlerini Bozan Bir Yönetmen Portresi

                 Röportaj: MURAT FIRAT  Türkçe rap kültürünün henüz emekleme aşamasında olduğu yıllarda imkânsızlıkların ortasında prodüktörlük ve yapımcılık üstlenerek bir devrin temellerini atan öncü bir vizyoner. Müzik kariyerinde onlarca albüme imza atıp yüzlerce klip çektikten sonra sinemanın görsel dünyasına adım atan ve Şuursuz Aşk gibi projelerle ulusal ve uluslararası arenada ödüllere layık görülen sıra dışı bir yazar ve yönetmen. Sadece kamera arkasındaki ustalığıyla değil popüler kültür standartlarına sektörün yapımcı egolarına ve sahte şöhret algısına karşı sergilediği tavizsiz duruşuyla da fark yaratıyor. Müziğin hikaye anlatıcılığından Alman sinema disiplinine set ortamındaki katı ilkelerinden evlilik ve hayata dair samimi itiraflarına kadar uzanan bu söyleşide popülist ezberleri bozan son derece dobra bir sanat yolculuğuna tanıklık edeceksiniz. Kariyerinize Türkçe rap’in henüz emekleme aşamasında olduğu dönemle...

Zeynep Mansur’dan Popun Tatlı ve Alaycı Yüzüne Güçlü Bir Dönüş: “Di Mi?”

                        Haber: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde bazı şarkılar vardır; ilk dinleyişte büyük iddialar ortaya koymaz, kendisini dinleyiciye zorla kabul ettirmeye çalışmaz ama insanın kulağında güzel bir iz bırakır. Bir süre sonra fark edersiniz ki melodisi aklınızda dolaşıyor, nakaratını istemeden mırıldanıyorsunuz ve yeniden dinlemek istiyorsunuz. Zeynep Mansur’un yeni çalışması “Di Mi?” bende tam olarak böyle bir his uyandırdı. Uzun zamandır Türkçe pop müziğin içerisinde farklı türlerin birbirine fazlasıyla karıştığı bir dönemi yaşıyoruz. Rap müzik, arabesk, elektronik altyapılar ve deneysel sound’lar pop müziğin sınırlarını genişletirken, zaman zaman popun kendi sade ve melodik kimliğini de geride bıraktığını görüyoruz. Elbette müzik değişecek, gelişecek ve yeni türlerle buluşacak. Ancak bazen insan yalnızca iyi yazılmış, iyi düzenlenmiş ve sanatçının kendisini rahatlıkla ifade edebildiği bir pop...

30 Yıl Sonra Yeniden Konuşan Göksel: “İçimdeki Çocuk Hiç Değişmedi”

                  Röportaj: MURAT FIRAT Bir sanatçıyı yalnızca en çok bilinen şarkılarıyla tanımak, bazen onun hayatının en önemli bölümünü kaçırmak demektir. Çünkü sahnede görünen birkaç dakikanın, bir albüm kapağının ya da radyolarda yıllarca çalan bir şarkının arkasında; hayaller, kırgınlıklar, mücadeleler, bekleyişler ve yeniden ayağa kalkma cesareti vardır. Göksel’in hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye. 1996 yılında “Senden Kalan” albümüyle müzik dünyasına adım atan, ardından “Gönüllü Yazıldım” gibi bir eseri 90’lar Türk pop müziğinin hafızasına bırakan Göksel, aradan geçen 30 yıla rağmen geçmişte kalmış bir isim olarak değil, hâlâ üreten, hâlâ düşünen ve hâlâ yeni şarkıların peşinden giden bir müzisyen olarak karşımızda. Bu röportajın çıkış noktası da biraz tesadüf, biraz merak ve biraz da geçmişin bugüne bıraktığı izlerle ilgili. 90’lar şarkıları arasında yeniden karşıma çıkan “Gönüllü Yazıldım”, beni yalnızca bir haber hazırlamaya...

Herkes Kolaya Kaçarken Gülşen Çıtayı Bir Kez Daha Yükseltti

                        Haber: MURAT FIRAT  Müzik endüstrisinin son yılların en büyük kimlik ve finans krizlerinden birini yaşadığı bir dönemdeyiz. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, dijital platformların hız odaklı yapısı ve yapay zekâ destekli üretimlerin giderek yaygınlaşması, müziğin üretim biçimini de kökten değiştirdi. Şarkılar iki dakikanın altına inerken, büyük prodüksiyonlar yerini düşük maliyetli işlere bıraktı. Üstelik sektörün önemli bir bölümü, "Müzikten artık para kazanılmıyor." düşüncesini neredeyse ortak bir kabulleniş hâline getirmiş durumda. Tam da böyle bir atmosferde Gülşen, İtaat Yok ile yalnızca yeni bir single yayımlamadı. Aynı zamanda pop müziğin hâlâ büyük fikirlerle, cesur prodüksiyonlarla ve yüksek standartlarla üretilebileceğini gösteren güçlü bir cevap verdi. Yaklaşık otuz yıldır sahnede, stüdyoda ve ekranlarda istikrarını koruyan sanatçı, kariyerinin bu döneminde bile kendini tek...

Selahattin Erhan: "İnsanların Hayatına Dokunmayan Hiçbir İşin Gerçek Bir Anlamı Yok"

                  Röportaj: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde yıllardır birçok unutulmaz esere imza atan söz yazarı ve besteci Selahattin Erhan, üretim anlayışından müzik sektörüne, hekimlik mesleğinden hayat felsefesine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu. Zerrin Özer'den Bülent Ersoy'a, Funda Arar'dan Mustafa Sandal'a kadar birçok önemli isme verdiği eserlerle tanınan Erhan, bu röportajda yalnızca kariyer yolculuğunu değil; sanatın topluma katkısını, müziğin değişen yüzünü, telif haklarını, genç müzisyenlere tavsiyelerini ve geleceğe dair hedeflerini de tüm açıklığıyla anlattı. Bugün birçok sanatçı tarafından seslendirilen eserlerin altında imzanız var. Ancak sizi sadece şarkılarınızla tanıyan geniş bir kitle bulunuyor. Selahattin Erhan'ı kendi cümleleriyle nasıl anlatırsınız? Bugüne kadar uzanan yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz? Yaptığım ya da yapacağım işler ne olursa olsun, insanların hayatına pozitif katkıla...

“Gelip Geçenlere Karşı Bir Duruş: Zerrin Özer’den Güçlü Bir Müzikal Manifesto ‘Geliyorlar Gidiyorlar’”

Haber: MURAT FIRAT Türk pop müziğinin zamana meydan okuyan sesi  Zerrin Özer , yeni şarkısı  Geliyorlar Gidiyorlar  ile bir kez daha yalnızca müzik yapmadığını, aynı zamanda bir duruş sergilediğini kanıtlıyor. Bu çalışma; hız çağının ilişkilerine, yüzeysel duygularına ve kolay tüketilen aşklarına karşı güçlü bir itiraz niteliği taşıyor. Dinleyiciye sadece melodik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Şarkının sözlerinde  Habil Ceyhan  imzası var; sade ama etkili bir dil kullanımıyla günümüz ilişkilerinin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Bestede  Bülent Yetiş , duygunun omurgasını kurarken; düzenlemede  Mustafa Arapoğlu  ve  Göksel Kamçı  modern dokunuşlarıyla parçayı bugünün ritmine başarıyla taşıyor. Ortaya çıkan sonuç; geçmişin deneyimi ile bugünün enerjisini buluşturan dengeli ve etkileyici bir yapı. Zerrin Özer, bu şarkıda yalnızca bir yorumcu değil; adeta bir anlatıcı, hatta bir tanık. Sö...

Gökberk Demirci: Kalbimin ve mantığımın el verdiği sürece oyunculukta çok katı kuralım yoktur

Gökberk seni tanıyalım? 1989 yılında İzmit’te dünya'ya geldim. O zamanları fazla hatırlamıyorum, fakat mutlu bir bebekmişim fotoğraflardan anladığım kadarıyla  ;)   Aslen Adanalı’yım. Babamın mesleğinden dolayı birçok yer gezdik, gördük ve yaşadık. Benden 6 yıl sonra kardeşim Berkay dünyaya geldi. Pek uslu sayılmazmışım; öyle diyorlar. Ama o evre çok uzun sürmedi. Sanırım çocukken de büyüktüm hep! Hiç değişmediğimi söylerler.  ;) Sanırım oyunculuk kariyerin çocuk oyunları ve skeçlerle başladı? Kariyerim sayılmaz ama temeli çocukluk yıllarına dayanıyor. Özel günlerde oynanan oyunlar, anlık girilen karakterler ve başka birisi gibi davranmalar vs, vs (gülüyor). Çocukken fazla enerjiktim. Haliyle öğretmenlerim de bunu bir yarara dönüştürdüler. Hem benim için, hem de kendi sinir sistemleri adına  ;) 😉   Birçok konuda en büyük destekçim önce inancım, sonra ailem ve yakın çevrem oldu. Cengiz Küçükavyaz tiyatrosu ve Aktör-ist’lun kariyerin açısından ...

Meltem Leylekoğlu’ndan Doğru Şarkıyla Gelen Güçlü Bir Adım: Sardunyalar

                       HABER: MURAT FIRAT Müzik dünyasında bazı sanatçılar vardır; kendilerini bir anda değil, zaman içinde, sabırla ve üreterek ortaya koyarlar. Meltem Leylekoğlu da bu isimlerden biri. Sahne deneyimi, farklı müzik türlerine olan yatkınlığı ve kendisini geliştirme isteğiyle yoluna devam eden sanatçı, yeni çalışması “Sardunyalar” ile kariyerinde dikkat çekici bir adım atıyor. Meltem’in müzik yolculuğuna baktığımızda, yalnızca bir şarkı söyleyen değil, bu işi hayatının merkezine alan bir sanatçı profili görüyoruz. O Ses Türkiye’de yer alarak geniş bir dinleyici kitlesinin dikkatini çeken Leylekoğlu, sahne çalışmalarını da sürdürerek müziği günlük hayatının geçici bir parçası olmaktan çıkarıp mesleki bir çizgide devam ettiriyor. Benim açımdan bir sanatçıyı değerlendirirken yalnızca sesine ya da sosyal medyada ne kadar görünür olduğuna bakmak yeterli değil. Sahneye çıkmak, üretmek, repertuvar hazırlamak, dinleyiciy...

Bir Şarkının Yeniden Nefes Alışı: Zeynep Casalini ve Gözlerin'in Sessiz Gücü

                      Haber: MURAT FIRAT  Bazı şarkılar vardır. İlk dinleyişte güzel gelir. Bazıları ise yıllar geçtikçe anlamını büyütür, her kuşakta yeniden başka bir kalbe dokunur. Çünkü gerçek eserler zamana direnmez, zamanla birlikte olgunlaşır. Onları yeniden söyleyen her yorumcu da yalnızca bir şarkıyı seslendirmez. O eserin hafızasına kendi ruhunu bırakır. Zeynep Casalini'nin sesinden dinlediğimiz Gözlerin de tam olarak böyle bir yeniden buluşmanın hikâyesini anlatıyor. Bir klasikle yeniden karşılaşmanın en büyük riski, dinleyicinin hafızasında yer etmiş duyguyu bozabilmektir. Çünkü yıllardır bizimle yaşayan eserler yalnızca melodileriyle değil, taşıdıkları anılarla da var olur. Bu yüzden onları yeniden yorumlamak cesaret ister. Zeynep Casalini ise bu cesareti gösterirken şarkıyı değiştirmeye çalışmıyor. Tam tersine onun özüne yaklaşmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, yorumun en güçlü tarafını oluşturuyor. Gözl...

Türkiye'nin ilk egzotik "Karınca Çiftliği"

Uzun zamandır takip ettiğim genç bir Youtuber var. Yeditepe Üniversite'sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı bölümü mezunu, oyunculuğa merak salıp tiyatro eğitimi aldı, ayrıca "Karınca Çiftliğim" kanalında egzotik hayvanların videolarını paylaşıyor. Tek ve en büyük hedefinin "hayvan sevgisini insanlara aşılamak olduğunu" belirten Tuğkan Gönültaş, evinde hayvan beslemek isteyenlere çok özel tavsiyelerde bulundu. Merak edenler için soruyorum: Tuğkan Gönültaş kendini anlatabilir misin?  Selam, bendeniz Tuğkan GÖNÜLTAŞ. 1987 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversite’sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı Bölümü’nü bitirmemin hemen ardından, kısa süreli bir yurt dışı serüveninden sonra tekstil sektöründe kendi markamı kurdum.   Vatani görevimin ardından oyunculuğa merak sardım ve tiyatro eğitimine başladım. Çocukluğumdan beri iç içe olduğum egzotik hayvanların paylaşımlarını (hobi olarak) Youtube üzerind...