Röportaj: MURAT FIRAT
Türk pop müziğinde yıllardır birçok unutulmaz esere imza atan söz yazarı ve besteci Selahattin Erhan, üretim anlayışından müzik sektörüne, hekimlik mesleğinden hayat felsefesine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu. Zerrin Özer'den Bülent Ersoy'a, Funda Arar'dan Mustafa Sandal'a kadar birçok önemli isme verdiği eserlerle tanınan Erhan, bu röportajda yalnızca kariyer yolculuğunu değil; sanatın topluma katkısını, müziğin değişen yüzünü, telif haklarını, genç müzisyenlere tavsiyelerini ve geleceğe dair hedeflerini de tüm açıklığıyla anlattı.
Bugün birçok sanatçı tarafından seslendirilen eserlerin altında imzanız var. Ancak sizi sadece şarkılarınızla tanıyan geniş bir kitle bulunuyor. Selahattin Erhan'ı kendi cümleleriyle nasıl anlatırsınız? Bugüne kadar uzanan yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz?
Yaptığım ya da yapacağım işler ne olursa olsun, insanların hayatına pozitif katkılarda bulunmalı; onların yaşamını daha anlamlı hâle getirebilmeli ya da içlerinde hapsolmuş tüm duyguları dışa vurmalarına imkân tanıyacak şekilde, insan hayatına en tatlı noktasından dokunabilmeyi başarmalıdır. Bu nedenle gerek müzikte gerekse esas mesleğim olan hekimlikte ilk düsturum hep bu olmuştur.
Müzikle tanışmanız nasıl başladı? Çocukluk yıllarınızda sizi müziğe yönlendiren kişi, olay ya da an neydi?
Çocukken, seçerek ya da seçmeden kulağıma gelen bir melodinin, nedenini bilmem ama, daha ilk dinleyişte hafızama yer etmesi ve gün içinde sık sık o melodiyi mırıldanmamla başladı her şey. Klasik Türk müziğinin ağır ezgileri bende bir dönem müzikten uzaklaşma duygusu oluşturmuştu. Ancak bir gün dinlediğim Türkçe sözlü hafif müzik türündeki bir pop şarkısı, bu duyguyu tamamen tersine çevirdi ve müziğe olan ilgimin başlangıcı oldu.
Aileniz müziğe ilginizi nasıl karşıladı? Bu yolda sizi desteklediler mi, yoksa önce mesafeli mi yaklaştılar? Bugün geriye dönüp baktığınızda ailenizin kariyerinizdeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aileler genellikle çocuklarının meslek seçiminde ilk tercihinin müzik olmasını istemez; daha garantili bir meslek edinmelerini arzu ederler. Ben ise ilk tercihimi Tıp Fakültesi'nden yana kullandığım için müzik ve resim gibi sanatsal yönlerimi ikinci planda tuttum. Bu nedenle ailemle bu konuda herhangi bir sorun yaşamadım. Önce hekim, sonra müzisyenim.
Profesyonel müzik dünyasına girişiniz nasıl oldu? İlk sözünüzü ya da bestenizi hangi koşullarda yazdınız ve o günlerden aklınızda kalan en önemli anı nedir?
Dünyada sorunlar giderek artarken, müzik sektörünün sanki bütün bunlardan bağımsız bir evrende yaşıyormuş gibi hareket ettiğini görüyordum. Giderek daha basit ve anlamsız melodilerin öne çıkması, tekerleme tarzındaki niteliksiz şarkıların sanatsal değeri yüksek eserlerden daha fazla ilgi görmesi beni ciddi anlamda rahatsız ediyordu. Müzik dünyasına yönelmemdeki en önemli sebeplerden biri de buydu.
İlk bestem ise hiç beklemediğim bir anda gelen ilhamla ortaya çıktı. Sanki bana başka biri yazdırıyormuş gibi, söz ve müzik aynı anda zihnime geldi. Ben de onları hiç vakit kaybetmeden kâğıda döktüm. O an hem ruhen hem de bedenen büyük bir rahatlama hissettim.
Bir Selahattin Erhan şarkısı nasıl doğuyor? Önce sözler mi geliyor, melodi mi? İlhamınızı en çok neler besliyor?
Bende genellikle söz ve müzik aynı anda gelir. Bunun ne zamanı ne de belirli bir kuralı vardır. Çoğu zaman uzun yolda araç kullanırken ya da sabaha karşı uykudan uyandığım anlarda besteler ortaya çıkar. Böyle zamanlarda hemen aracımı güvenli bir yere çeker, aklıma gelen söz ve melodiyi toparlayıp basit bir kayıt alırım. Ardından yoluma devam ederim.
Yazdığınız bir eseri ilk kez sanatçıya dinlettiğiniz anlarda neler hissediyorsunuz? Bir şarkının yıllarca yaşayacağını ilk dinleyişte anlayabiliyor musunuz?
İşin en zevkli ve en heyecanlı kısmı da budur. Çünkü bir şarkıyı yazarken o şarkı, hangi solistin sesine yakışacağını adeta bana fısıldar. Ben de ilk olarak o sanatçıya gönderirim. Büyük çoğunlukla coşkulu geri dönüşler alırım. "Bayıldım, bayıldım!" diyerek beni arayan pek çok sanatçı olmuştur. Benim için süreç çoğu zaman böyle ilerler.
Bir şarkının yıllarca yaşayacak bir eser olup olmadığını ise, müzik kulağına ve hissiyatına en çok güvendiğim yakın arkadaşıma dinleterek anlarım. Onun değerlendirmesiyle birlikte, şarkının uzun ömürlü olacağına dair kanaatim netleşir.
Bugüne kadar Zerrin Özer, Bülent Ersoy, Funda Arar, Alpay, Mustafa Sandal, Mirkelam, Işın Karaca, Yeşim Salkım ve daha birçok önemli isimle çalıştınız. Her sanatçının sesi ve karakteri farklı. Onlara özel şarkılar üretirken nasıl bir yol izliyorsunuz?
Bir sanatçı için şarkı üretirken öncelikle ses rengini, müzikal tarzını, dünya görüşünü, yeniliklere ne kadar açık olduğunu ve müzik adına önem verdiği unsurları dikkate alırım. Adeta kişiye özel bir kıyafet tasarlar gibi, hem onu şaşırtacak hem de mutlu edecek bir melodi üzerinde çalışırım. Bu da şarkının beğenilme ihtimalini önemli ölçüde artırır.
Şarkıyı gönderdikten sonra, daha ilk saat içinde büyük bir heyecanla beni arayan birçok sanatçı olmuştur. Bu geri dönüşler, doğru yolda olduğumu hissettiren en güzel anlardan biridir.
Yıllar içinde sizi en çok güldüren, duygulandıran ya da şaşırtan stüdyo anılarınızdan bizimle paylaşabileceğiniz özel bir hikâye var mı?
Duygulandıran bir anımı paylaşayım.
Duygu yoğunluğu çok yüksek olan bir şarkının demo kayıt hazırlıkları yapılıyordu. Sesi çok güzel olan genç bir kardeşimiz, eserin ilk okumasını gerçekleştirecekti. Önce şarkıyı benden dinledi, ardından kulaklığını takarak okumaya başladı.
Daha ilk cümlede şarkı onun sesiyle öylesine büyüdü ki stüdyodaki herkes derinden etkilendi. Şarkının en tiz bölümüne geldiğinde ise bir anda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı ve yere yığıldı. Hayatım boyunca unutamayacağım en duygusal anlardan biri buydu.
İlginçtir ki o şarkıyı bugüne kadar hiç kimseye dinletmedim.
Eski kuşak sanatçılarla yeni nesli buluşturan "Her Devrin Devleri" projesi, dönemine göre oldukça iddialı bir çalışmaydı. Bu proje nasıl doğdu ve sizin için neden bu kadar önemliydi?
Bu proje benim için gerçekten çok önemliydi. Çünkü her şey değişiyordu; ancak bu değişim iyiye ve güzele değil, ne yazık ki kötüye doğru ilerliyordu. Bencillik, nankörlük ve kişisel çıkarlar; vefa, saygı ve minnet gibi değerlerin önüne geçmişti.
Bir dönem sesiyle, duruşuyla ve eserleriyle bütün ülkeyi etkileyen büyük sanatçılarımız, yeni nesil tarafından ya tanınmıyor ya da yok sayılıyordu. Sektör ise onlara "devri geçmiş" gözüyle bakıyordu. Bu durum beni derinden üzüyordu.
Bir toplumun kendi tarihini bilmemesi ya da yok sayması bana göre kabul edilemez bir yozlaşmadır. Bu nedenle iki kuşağı aynı albümde buluşturarak aralarındaki güçlü bağı yeniden kurmak istedim. Bunu da başardığımıza inanıyorum.
Bu projenin, müzik sektöründe benzer nitelikli çalışmaların yapılmasına örnek olmasını arzuladım. Çok zorlu bir süreçti. Aradan yıllar geçmesine rağmen benzeri hâlâ gerçekleştirilemedi. Ama bütün emeğimize fazlasıyla değdi.
Son dönemde yeniden büyük ilgi gören Bülent Ersoy'un seslendirdiği "Fragman" şarkısının ortaya çıkış hikâyesini sizden dinlemek isteriz. Bu eser nasıl yazıldı? Bülent Ersoy ile çalışma süreciniz nasıldı? Şarkının yıllar sonra yeniden popüler olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şeyden önce, Bülent Ersoy gibi Türk müzik tarihine adını altın harflerle yazdırmış çok önemli bir sanatçıyla çalışmak benim için büyük bir gururdu.
Kendisiyle tanışıklığımız uzun yıllara dayanıyor. Zaman zaman şarkılar üzerine fikir alışverişinde bulunuruz. Son dönemde, yaz aylarına damga vuracak, hareketli ve dinleyiciyi şaşırtacak bir şarkının ona çok yakışacağını düşündüm. Bunun üzerine "Fragman"ı hazırlayarak kendisine gönderdim.
Şarkıyı yaz sezonuna yetiştirebilmek için hemen çalışmalara başladık. Son derece keyifli ve verimli bir süreç geçirdik. Eserin gördüğü ilgi ve aldığı olumlu geri dönüşler de emeğimizin karşılığını aldığımızı gösterdi. Bu başarı hepimizi çok mutlu etti.
Yüzlerce çalışma arasında "Beni en iyi anlatan eserler bunlar." dediğiniz üç şarkıyı seçseniz hangileri olurdu? Neden?
Bu soruya cevap vermek benim için oldukça zor. Çünkü her eserimin bende ayrı bir yeri ve hikâyesi var. Ancak beni en iyi temsil ettiğini düşündüğüm üç eser şunlar:
Zerrin Özer – Fire (İngilizce versiyonu)
Gökben & Mustafa Sandal – Nevrin Döner
Hadise – İstisna
Bu üç eserin ortak noktası, hem müzikal anlamda hem de üretim sürecinde beni en iyi yansıtan çalışmalar olmalarıdır.
Siz uzun yıllardır sektörün içindesiniz. Türk pop müziği ve arabesk müziğin son 20–30 yıldaki değişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce neler kazandık, neleri kaybettik?
Pop müzik ve arabesk müzik, farklı dönemlerde birbirlerinin önüne geçti. Ancak ilk kez bu dönemde her ikisi de rap müziğin gerisinde kaldı. Bugün rap müziğin etkisini poptan rock'a kadar birçok türün içinde görmek mümkün. Hatta pek çok eserde arabesk tınılar da ön plana çıkıyor.
Peki, neyi kaybettik?
Öncelikle dinleyiciyi kaybettik. Ardından duyguları kaybettik. Artık özlemek, beklemek, kaybetmek, kavuşmak ya da başkasının derdiyle dertlenmek gibi duygular giderek azalıyor. Bencillik arttıkça, şarkılar da bundan payını aldı.
Sonuç olarak duygusuz, ruhsuz, birbirine benzeyen ve çok hızlı tüketilen; kalıcılığı olmayan, adeta pamuk şeker tadında şarkılarla dolu bir müzik dünyası ortaya çıktı. Bu durum beni gerçekten üzüyor.
Streaming platformları ve sosyal medya, müzik üretimini ve dinleme alışkanlıklarını değiştirdi. Bu dönüşüm sizce şarkı yazarlığını nasıl etkiledi?
Bu dönüşümün, şarkı yazarlarının üretme isteğini ve heyecanını önemli ölçüde azalttığını düşünüyorum.
Zaten içinde duygu olmayan bir şarkıyı yazmak başlı başına mutsuzluk verici bir durum. Bir de dinleyiciye ulaşma yöntemleri giderek robotik ve mekanik bir hâl alınca işin büyüsü iyice kayboluyor.
Manipülasyonlarla öne çıkarılan eserler, sesi yeterli olmayan yorumcular ve tekerleme düzeyinde kalan şarkılar listelerin zirvesine çıktıkça, üretmenin cazibesi de doğal olarak azalıyor.
Bir söz yazarı ve besteci olarak telif hakları konusunda sektörün bugün bulunduğu noktayı yeterli buluyor musunuz? Genç üreticilere bu konuda hangi tavsiyelerde bulunursunuz?
Telif hakları konusunda hâlâ oldukça geride olduğumuzu düşünüyorum. Avrupa'daki standartlara ulaşabilmemiz için gerekli düzenlemelerin vakit kaybetmeden yapılması gerekiyor. Aslında bunun gerçekleşmemesi için hiçbir neden yok.
Genç üreticilere en önemli tavsiyem ise meslek birlikleriyle telif hakları konusunda sürekli iletişim hâlinde olmalarıdır. Avrupa'daki uygulamaları örnek göstererek öneriler sunmaları ve bu sürecin takipçisi olmaları, hem kendi gelecekleri hem de sektörün gelişimi açısından büyük önem taşıyor.
Bugün şarkı yazarı ya da besteci olmak isteyen gençlere en önemli tavsiyeniz ne olur? Sizce bu meslekte yetenek mi, disiplin mi yoksa sabır mı daha belirleyici?
Yetenek elbette şarttır. Disiplin ise bu mesleğin vazgeçilmezidir. Sabır konusuna gelince; ona tonlarca demek gerekir.
Çünkü bu yolda hiç tahmin etmedikleri kadar çok sorunla, engelle ve hayal kırıklığıyla karşılaşacaklar. Bütün bunlara göğüs gerebilmek, gerçekten sınırsız sabır ister.
Bu mesleği seçmek isteyen gençlere en önemli tavsiyem, çelik gibi sinirlere sahip olmalarıdır. Erken pes etmesinler, karşılaşacakları haksızlıklarla mücadele etmeyi öğrensinler ve hiçbir zaman üretmekten vazgeçmesinler. Bu meslekte başarı, yetenek kadar güçlü bir karakter ve uzun soluklu bir mücadele de gerektirir.
Stüdyo dışında nasıl birisiniz? Boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizi besleyen hobileriniz veya vazgeçemediğiniz alışkanlıklarınız var mı?
Profesyonel anlamda hem müzisyenlik hem de hekimlik hayatımın dışında felsefeyle ilgilenirim. Dünyada yaşanan olumlu ve olumsuz gelişmeleri yakından takip eder, üzerine düşünür ve tartışırım. Kötü insana ve haksızlığa asla tahammül edemem. İnsanların hayatına dokunabilmek ve onlara fayda sağlayabilmek, beni en mutlu eden duyguların başında gelir.
Şu sıralar üzerinde çalıştığınız yeni şarkılar, albümler veya sürpriz iş birlikleri var mı? Dinleyicileri önümüzdeki dönemde neler bekliyor?
Evet, üzerinde çalıştığım yeni projeler var. Benim zihnimde her zaman birden fazla fikir, yenilik ve sürpriz proje bulunur.
Şu sıralar benim için çok kıymetli olan, anlamı ve amacı bulunan özel bir proje üzerinde çalışıyorum. "Bana göre" diyorum; çünkü bu çalışma piyasanın beklentilerine göre hazırlanmış değil, tam tersine piyasaya meydan okuyan, kaliteli bir proje.
Bu projenin ilk ürünü, 31 Temmuz'da dinleyicilerle buluşacak.
Henüz gerçekleştiremediğiniz ama mutlaka yapmak istediğiniz bir proje veya birlikte çalışmayı hayal ettiğiniz bir sanatçı var mı?
Uluslararası projeleri hayata geçirmeyi çok istiyorum. Bunun yanında, ülkeme Eurovision'da ikinci kez birincilik kazandırmayı hedefliyorum.
Birlikte çalışmayı en çok hayal ettiğim sanatçı ise ulaşılması oldukça zor olsa da Sting.
Yıllarca unutulmayan şarkılara imza attınız. Gelecek nesiller Selahattin Erhan adını duyduğunda sizi nasıl hatırlasın isterdiniz?
Yaptığı hiçbir işten pişmanlık duymayan bir insan olarak hatırlanmak isterim.
Ayrıca birçok öncü projeye imza attığımı bilmelerini isterim. Kaliteli işlerin, niteliksiz çalışmaların gölgesinde kalmasına hiçbir zaman tahammül edemediğimi de hatırlasınlar isterim.
Bugüne kadar eserlerinizle milyonlarca insanın duygularına dokundunuz. Bu röportajı okuyan dinleyicilerinize ve genç müzisyenlere vermek istediğiniz son mesaj nedir?
İlk mesajım şu olur:
İnsanı insan yapan değerlerini hiçbir zaman kaybetmesinler. Duyguların yok olmasına izin vermesinler. Daima iyinin, doğrunun ve güzelin peşinden gitsinler. Kötülüğe fırsat vermesinler.
Hayatın her alanında vicdanı, sevgiyi, emeği ve samimiyeti korudukları sürece hem daha iyi insanlar hem de daha kalıcı sanatçılar olacaklarına inanıyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder