Ana içeriğe atla

Selahattin Erhan: "İnsanların Hayatına Dokunmayan Hiçbir İşin Gerçek Bir Anlamı Yok"

                  Röportaj: MURAT FIRAT 

Türk pop müziğinde yıllardır birçok unutulmaz esere imza atan söz yazarı ve besteci Selahattin Erhan, üretim anlayışından müzik sektörüne, hekimlik mesleğinden hayat felsefesine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu. Zerrin Özer'den Bülent Ersoy'a, Funda Arar'dan Mustafa Sandal'a kadar birçok önemli isme verdiği eserlerle tanınan Erhan, bu röportajda yalnızca kariyer yolculuğunu değil; sanatın topluma katkısını, müziğin değişen yüzünü, telif haklarını, genç müzisyenlere tavsiyelerini ve geleceğe dair hedeflerini de tüm açıklığıyla anlattı.

Bugün birçok sanatçı tarafından seslendirilen eserlerin altında imzanız var. Ancak sizi sadece şarkılarınızla tanıyan geniş bir kitle bulunuyor. Selahattin Erhan'ı kendi cümleleriyle nasıl anlatırsınız? Bugüne kadar uzanan yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz?
Yaptığım ya da yapacağım işler ne olursa olsun, insanların hayatına pozitif katkılarda bulunmalı; onların yaşamını daha anlamlı hâle getirebilmeli ya da içlerinde hapsolmuş tüm duyguları dışa vurmalarına imkân tanıyacak şekilde, insan hayatına en tatlı noktasından dokunabilmeyi başarmalıdır. Bu nedenle gerek müzikte gerekse esas mesleğim olan hekimlikte ilk düsturum hep bu olmuştur.

Müzikle tanışmanız nasıl başladı? Çocukluk yıllarınızda sizi müziğe yönlendiren kişi, olay ya da an neydi?
Çocukken, seçerek ya da seçmeden kulağıma gelen bir melodinin, nedenini bilmem ama, daha ilk dinleyişte hafızama yer etmesi ve gün içinde sık sık o melodiyi mırıldanmamla başladı her şey. Klasik Türk müziğinin ağır ezgileri bende bir dönem müzikten uzaklaşma duygusu oluşturmuştu. Ancak bir gün dinlediğim Türkçe sözlü hafif müzik türündeki bir pop şarkısı, bu duyguyu tamamen tersine çevirdi ve müziğe olan ilgimin başlangıcı oldu.

Aileniz müziğe ilginizi nasıl karşıladı? Bu yolda sizi desteklediler mi, yoksa önce mesafeli mi yaklaştılar? Bugün geriye dönüp baktığınızda ailenizin kariyerinizdeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aileler genellikle çocuklarının meslek seçiminde ilk tercihinin müzik olmasını istemez; daha garantili bir meslek edinmelerini arzu ederler. Ben ise ilk tercihimi Tıp Fakültesi'nden yana kullandığım için müzik ve resim gibi sanatsal yönlerimi ikinci planda tuttum. Bu nedenle ailemle bu konuda herhangi bir sorun yaşamadım. Önce hekim, sonra müzisyenim.

Profesyonel müzik dünyasına girişiniz nasıl oldu? İlk sözünüzü ya da bestenizi hangi koşullarda yazdınız ve o günlerden aklınızda kalan en önemli anı nedir?
Dünyada sorunlar giderek artarken, müzik sektörünün sanki bütün bunlardan bağımsız bir evrende yaşıyormuş gibi hareket ettiğini görüyordum. Giderek daha basit ve anlamsız melodilerin öne çıkması, tekerleme tarzındaki niteliksiz şarkıların sanatsal değeri yüksek eserlerden daha fazla ilgi görmesi beni ciddi anlamda rahatsız ediyordu. Müzik dünyasına yönelmemdeki en önemli sebeplerden biri de buydu.
İlk bestem ise hiç beklemediğim bir anda gelen ilhamla ortaya çıktı. Sanki bana başka biri yazdırıyormuş gibi, söz ve müzik aynı anda zihnime geldi. Ben de onları hiç vakit kaybetmeden kâğıda döktüm. O an hem ruhen hem de bedenen büyük bir rahatlama hissettim.

Bir Selahattin Erhan şarkısı nasıl doğuyor? Önce sözler mi geliyor, melodi mi? İlhamınızı en çok neler besliyor?
Bende genellikle söz ve müzik aynı anda gelir. Bunun ne zamanı ne de belirli bir kuralı vardır. Çoğu zaman uzun yolda araç kullanırken ya da sabaha karşı uykudan uyandığım anlarda besteler ortaya çıkar. Böyle zamanlarda hemen aracımı güvenli bir yere çeker, aklıma gelen söz ve melodiyi toparlayıp basit bir kayıt alırım. Ardından yoluma devam ederim.

Yazdığınız bir eseri ilk kez sanatçıya dinlettiğiniz anlarda neler hissediyorsunuz? Bir şarkının yıllarca yaşayacağını ilk dinleyişte anlayabiliyor musunuz?
İşin en zevkli ve en heyecanlı kısmı da budur. Çünkü bir şarkıyı yazarken o şarkı, hangi solistin sesine yakışacağını adeta bana fısıldar. Ben de ilk olarak o sanatçıya gönderirim. Büyük çoğunlukla coşkulu geri dönüşler alırım. "Bayıldım, bayıldım!" diyerek beni arayan pek çok sanatçı olmuştur. Benim için süreç çoğu zaman böyle ilerler.
Bir şarkının yıllarca yaşayacak bir eser olup olmadığını ise, müzik kulağına ve hissiyatına en çok güvendiğim yakın arkadaşıma dinleterek anlarım. Onun değerlendirmesiyle birlikte, şarkının uzun ömürlü olacağına dair kanaatim netleşir.

Bugüne kadar Zerrin Özer, Bülent Ersoy, Funda Arar, Alpay, Mustafa Sandal, Mirkelam, Işın Karaca, Yeşim Salkım ve daha birçok önemli isimle çalıştınız. Her sanatçının sesi ve karakteri farklı. Onlara özel şarkılar üretirken nasıl bir yol izliyorsunuz?
Bir sanatçı için şarkı üretirken öncelikle ses rengini, müzikal tarzını, dünya görüşünü, yeniliklere ne kadar açık olduğunu ve müzik adına önem verdiği unsurları dikkate alırım. Adeta kişiye özel bir kıyafet tasarlar gibi, hem onu şaşırtacak hem de mutlu edecek bir melodi üzerinde çalışırım. Bu da şarkının beğenilme ihtimalini önemli ölçüde artırır.
Şarkıyı gönderdikten sonra, daha ilk saat içinde büyük bir heyecanla beni arayan birçok sanatçı olmuştur. Bu geri dönüşler, doğru yolda olduğumu hissettiren en güzel anlardan biridir.

Yıllar içinde sizi en çok güldüren, duygulandıran ya da şaşırtan stüdyo anılarınızdan bizimle paylaşabileceğiniz özel bir hikâye var mı?
Duygulandıran bir anımı paylaşayım.
Duygu yoğunluğu çok yüksek olan bir şarkının demo kayıt hazırlıkları yapılıyordu. Sesi çok güzel olan genç bir kardeşimiz, eserin ilk okumasını gerçekleştirecekti. Önce şarkıyı benden dinledi, ardından kulaklığını takarak okumaya başladı.
Daha ilk cümlede şarkı onun sesiyle öylesine büyüdü ki stüdyodaki herkes derinden etkilendi. Şarkının en tiz bölümüne geldiğinde ise bir anda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı ve yere yığıldı. Hayatım boyunca unutamayacağım en duygusal anlardan biri buydu.
İlginçtir ki o şarkıyı bugüne kadar hiç kimseye dinletmedim.

Eski kuşak sanatçılarla yeni nesli buluşturan "Her Devrin Devleri" projesi, dönemine göre oldukça iddialı bir çalışmaydı. Bu proje nasıl doğdu ve sizin için neden bu kadar önemliydi?
Bu proje benim için gerçekten çok önemliydi. Çünkü her şey değişiyordu; ancak bu değişim iyiye ve güzele değil, ne yazık ki kötüye doğru ilerliyordu. Bencillik, nankörlük ve kişisel çıkarlar; vefa, saygı ve minnet gibi değerlerin önüne geçmişti.
Bir dönem sesiyle, duruşuyla ve eserleriyle bütün ülkeyi etkileyen büyük sanatçılarımız, yeni nesil tarafından ya tanınmıyor ya da yok sayılıyordu. Sektör ise onlara "devri geçmiş" gözüyle bakıyordu. Bu durum beni derinden üzüyordu.
Bir toplumun kendi tarihini bilmemesi ya da yok sayması bana göre kabul edilemez bir yozlaşmadır. Bu nedenle iki kuşağı aynı albümde buluşturarak aralarındaki güçlü bağı yeniden kurmak istedim. Bunu da başardığımıza inanıyorum.
Bu projenin, müzik sektöründe benzer nitelikli çalışmaların yapılmasına örnek olmasını arzuladım. Çok zorlu bir süreçti. Aradan yıllar geçmesine rağmen benzeri hâlâ gerçekleştirilemedi. Ama bütün emeğimize fazlasıyla değdi.

Son dönemde yeniden büyük ilgi gören Bülent Ersoy'un seslendirdiği "Fragman" şarkısının ortaya çıkış hikâyesini sizden dinlemek isteriz. Bu eser nasıl yazıldı? Bülent Ersoy ile çalışma süreciniz nasıldı? Şarkının yıllar sonra yeniden popüler olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şeyden önce, Bülent Ersoy gibi Türk müzik tarihine adını altın harflerle yazdırmış çok önemli bir sanatçıyla çalışmak benim için büyük bir gururdu.
Kendisiyle tanışıklığımız uzun yıllara dayanıyor. Zaman zaman şarkılar üzerine fikir alışverişinde bulunuruz. Son dönemde, yaz aylarına damga vuracak, hareketli ve dinleyiciyi şaşırtacak bir şarkının ona çok yakışacağını düşündüm. Bunun üzerine "Fragman"ı hazırlayarak kendisine gönderdim.
Şarkıyı yaz sezonuna yetiştirebilmek için hemen çalışmalara başladık. Son derece keyifli ve verimli bir süreç geçirdik. Eserin gördüğü ilgi ve aldığı olumlu geri dönüşler de emeğimizin karşılığını aldığımızı gösterdi. Bu başarı hepimizi çok mutlu etti.

Yüzlerce çalışma arasında "Beni en iyi anlatan eserler bunlar." dediğiniz üç şarkıyı seçseniz hangileri olurdu? Neden?
Bu soruya cevap vermek benim için oldukça zor. Çünkü her eserimin bende ayrı bir yeri ve hikâyesi var. Ancak beni en iyi temsil ettiğini düşündüğüm üç eser şunlar:

Zerrin Özer – Fire (İngilizce versiyonu)
Gökben & Mustafa Sandal – Nevrin Döner
Hadise – İstisna

Bu üç eserin ortak noktası, hem müzikal anlamda hem de üretim sürecinde beni en iyi yansıtan çalışmalar olmalarıdır.

Siz uzun yıllardır sektörün içindesiniz. Türk pop müziği ve arabesk müziğin son 20–30 yıldaki değişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce neler kazandık, neleri kaybettik?
Pop müzik ve arabesk müzik, farklı dönemlerde birbirlerinin önüne geçti. Ancak ilk kez bu dönemde her ikisi de rap müziğin gerisinde kaldı. Bugün rap müziğin etkisini poptan rock'a kadar birçok türün içinde görmek mümkün. Hatta pek çok eserde arabesk tınılar da ön plana çıkıyor.

Peki, neyi kaybettik?

Öncelikle dinleyiciyi kaybettik. Ardından duyguları kaybettik. Artık özlemek, beklemek, kaybetmek, kavuşmak ya da başkasının derdiyle dertlenmek gibi duygular giderek azalıyor. Bencillik arttıkça, şarkılar da bundan payını aldı.
Sonuç olarak duygusuz, ruhsuz, birbirine benzeyen ve çok hızlı tüketilen; kalıcılığı olmayan, adeta pamuk şeker tadında şarkılarla dolu bir müzik dünyası ortaya çıktı. Bu durum beni gerçekten üzüyor.

Streaming platformları ve sosyal medya, müzik üretimini ve dinleme alışkanlıklarını değiştirdi. Bu dönüşüm sizce şarkı yazarlığını nasıl etkiledi?
Bu dönüşümün, şarkı yazarlarının üretme isteğini ve heyecanını önemli ölçüde azalttığını düşünüyorum.
Zaten içinde duygu olmayan bir şarkıyı yazmak başlı başına mutsuzluk verici bir durum. Bir de dinleyiciye ulaşma yöntemleri giderek robotik ve mekanik bir hâl alınca işin büyüsü iyice kayboluyor.
Manipülasyonlarla öne çıkarılan eserler, sesi yeterli olmayan yorumcular ve tekerleme düzeyinde kalan şarkılar listelerin zirvesine çıktıkça, üretmenin cazibesi de doğal olarak azalıyor.

Bir söz yazarı ve besteci olarak telif hakları konusunda sektörün bugün bulunduğu noktayı yeterli buluyor musunuz? Genç üreticilere bu konuda hangi tavsiyelerde bulunursunuz?
Telif hakları konusunda hâlâ oldukça geride olduğumuzu düşünüyorum. Avrupa'daki standartlara ulaşabilmemiz için gerekli düzenlemelerin vakit kaybetmeden yapılması gerekiyor. Aslında bunun gerçekleşmemesi için hiçbir neden yok.

Genç üreticilere en önemli tavsiyem ise meslek birlikleriyle telif hakları konusunda sürekli iletişim hâlinde olmalarıdır. Avrupa'daki uygulamaları örnek göstererek öneriler sunmaları ve bu sürecin takipçisi olmaları, hem kendi gelecekleri hem de sektörün gelişimi açısından büyük önem taşıyor.

Bugün şarkı yazarı ya da besteci olmak isteyen gençlere en önemli tavsiyeniz ne olur? Sizce bu meslekte yetenek mi, disiplin mi yoksa sabır mı daha belirleyici?
Yetenek elbette şarttır. Disiplin ise bu mesleğin vazgeçilmezidir. Sabır konusuna gelince; ona tonlarca demek gerekir.

Çünkü bu yolda hiç tahmin etmedikleri kadar çok sorunla, engelle ve hayal kırıklığıyla karşılaşacaklar. Bütün bunlara göğüs gerebilmek, gerçekten sınırsız sabır ister.

Bu mesleği seçmek isteyen gençlere en önemli tavsiyem, çelik gibi sinirlere sahip olmalarıdır. Erken pes etmesinler, karşılaşacakları haksızlıklarla mücadele etmeyi öğrensinler ve hiçbir zaman üretmekten vazgeçmesinler. Bu meslekte başarı, yetenek kadar güçlü bir karakter ve uzun soluklu bir mücadele de gerektirir.

Stüdyo dışında nasıl birisiniz? Boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizi besleyen hobileriniz veya vazgeçemediğiniz alışkanlıklarınız var mı?
Profesyonel anlamda hem müzisyenlik hem de hekimlik hayatımın dışında felsefeyle ilgilenirim. Dünyada yaşanan olumlu ve olumsuz gelişmeleri yakından takip eder, üzerine düşünür ve tartışırım. Kötü insana ve haksızlığa asla tahammül edemem. İnsanların hayatına dokunabilmek ve onlara fayda sağlayabilmek, beni en mutlu eden duyguların başında gelir.

Şu sıralar üzerinde çalıştığınız yeni şarkılar, albümler veya sürpriz iş birlikleri var mı? Dinleyicileri önümüzdeki dönemde neler bekliyor?
Evet, üzerinde çalıştığım yeni projeler var. Benim zihnimde her zaman birden fazla fikir, yenilik ve sürpriz proje bulunur.

Şu sıralar benim için çok kıymetli olan, anlamı ve amacı bulunan özel bir proje üzerinde çalışıyorum. "Bana göre" diyorum; çünkü bu çalışma piyasanın beklentilerine göre hazırlanmış değil, tam tersine piyasaya meydan okuyan, kaliteli bir proje.

Bu projenin ilk ürünü, 31 Temmuz'da dinleyicilerle buluşacak.

Henüz gerçekleştiremediğiniz ama mutlaka yapmak istediğiniz bir proje veya birlikte çalışmayı hayal ettiğiniz bir sanatçı var mı?
Uluslararası projeleri hayata geçirmeyi çok istiyorum. Bunun yanında, ülkeme Eurovision'da ikinci kez birincilik kazandırmayı hedefliyorum.

Birlikte çalışmayı en çok hayal ettiğim sanatçı ise ulaşılması oldukça zor olsa da Sting.

Yıllarca unutulmayan şarkılara imza attınız. Gelecek nesiller Selahattin Erhan adını duyduğunda sizi nasıl hatırlasın isterdiniz?
Yaptığı hiçbir işten pişmanlık duymayan bir insan olarak hatırlanmak isterim.

Ayrıca birçok öncü projeye imza attığımı bilmelerini isterim. Kaliteli işlerin, niteliksiz çalışmaların gölgesinde kalmasına hiçbir zaman tahammül edemediğimi de hatırlasınlar isterim.

Bugüne kadar eserlerinizle milyonlarca insanın duygularına dokundunuz. Bu röportajı okuyan dinleyicilerinize ve genç müzisyenlere vermek istediğiniz son mesaj nedir?
İlk mesajım şu olur:

İnsanı insan yapan değerlerini hiçbir zaman kaybetmesinler. Duyguların yok olmasına izin vermesinler. Daima iyinin, doğrunun ve güzelin peşinden gitsinler. Kötülüğe fırsat vermesinler.
Hayatın her alanında vicdanı, sevgiyi, emeği ve samimiyeti korudukları sürece hem daha iyi insanlar hem de daha kalıcı sanatçılar olacaklarına inanıyorum.

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Müziğin Ritimlerinden Beyaz Perdeye Sektörün Ezberlerini Bozan Bir Yönetmen Portresi

                 Röportaj: MURAT FIRAT  Türkçe rap kültürünün henüz emekleme aşamasında olduğu yıllarda imkânsızlıkların ortasında prodüktörlük ve yapımcılık üstlenerek bir devrin temellerini atan öncü bir vizyoner. Müzik kariyerinde onlarca albüme imza atıp yüzlerce klip çektikten sonra sinemanın görsel dünyasına adım atan ve Şuursuz Aşk gibi projelerle ulusal ve uluslararası arenada ödüllere layık görülen sıra dışı bir yazar ve yönetmen. Sadece kamera arkasındaki ustalığıyla değil popüler kültür standartlarına sektörün yapımcı egolarına ve sahte şöhret algısına karşı sergilediği tavizsiz duruşuyla da fark yaratıyor. Müziğin hikaye anlatıcılığından Alman sinema disiplinine set ortamındaki katı ilkelerinden evlilik ve hayata dair samimi itiraflarına kadar uzanan bu söyleşide popülist ezberleri bozan son derece dobra bir sanat yolculuğuna tanıklık edeceksiniz. Kariyerinize Türkçe rap’in henüz emekleme aşamasında olduğu dönemle...

Zeynep Mansur’dan Popun Tatlı ve Alaycı Yüzüne Güçlü Bir Dönüş: “Di Mi?”

                        Haber: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde bazı şarkılar vardır; ilk dinleyişte büyük iddialar ortaya koymaz, kendisini dinleyiciye zorla kabul ettirmeye çalışmaz ama insanın kulağında güzel bir iz bırakır. Bir süre sonra fark edersiniz ki melodisi aklınızda dolaşıyor, nakaratını istemeden mırıldanıyorsunuz ve yeniden dinlemek istiyorsunuz. Zeynep Mansur’un yeni çalışması “Di Mi?” bende tam olarak böyle bir his uyandırdı. Uzun zamandır Türkçe pop müziğin içerisinde farklı türlerin birbirine fazlasıyla karıştığı bir dönemi yaşıyoruz. Rap müzik, arabesk, elektronik altyapılar ve deneysel sound’lar pop müziğin sınırlarını genişletirken, zaman zaman popun kendi sade ve melodik kimliğini de geride bıraktığını görüyoruz. Elbette müzik değişecek, gelişecek ve yeni türlerle buluşacak. Ancak bazen insan yalnızca iyi yazılmış, iyi düzenlenmiş ve sanatçının kendisini rahatlıkla ifade edebildiği bir pop...

30 Yıl Sonra Yeniden Konuşan Göksel: “İçimdeki Çocuk Hiç Değişmedi”

                  Röportaj: MURAT FIRAT Bir sanatçıyı yalnızca en çok bilinen şarkılarıyla tanımak, bazen onun hayatının en önemli bölümünü kaçırmak demektir. Çünkü sahnede görünen birkaç dakikanın, bir albüm kapağının ya da radyolarda yıllarca çalan bir şarkının arkasında; hayaller, kırgınlıklar, mücadeleler, bekleyişler ve yeniden ayağa kalkma cesareti vardır. Göksel’in hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye. 1996 yılında “Senden Kalan” albümüyle müzik dünyasına adım atan, ardından “Gönüllü Yazıldım” gibi bir eseri 90’lar Türk pop müziğinin hafızasına bırakan Göksel, aradan geçen 30 yıla rağmen geçmişte kalmış bir isim olarak değil, hâlâ üreten, hâlâ düşünen ve hâlâ yeni şarkıların peşinden giden bir müzisyen olarak karşımızda. Bu röportajın çıkış noktası da biraz tesadüf, biraz merak ve biraz da geçmişin bugüne bıraktığı izlerle ilgili. 90’lar şarkıları arasında yeniden karşıma çıkan “Gönüllü Yazıldım”, beni yalnızca bir haber hazırlamaya...

Herkes Kolaya Kaçarken Gülşen Çıtayı Bir Kez Daha Yükseltti

                        Haber: MURAT FIRAT  Müzik endüstrisinin son yılların en büyük kimlik ve finans krizlerinden birini yaşadığı bir dönemdeyiz. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, dijital platformların hız odaklı yapısı ve yapay zekâ destekli üretimlerin giderek yaygınlaşması, müziğin üretim biçimini de kökten değiştirdi. Şarkılar iki dakikanın altına inerken, büyük prodüksiyonlar yerini düşük maliyetli işlere bıraktı. Üstelik sektörün önemli bir bölümü, "Müzikten artık para kazanılmıyor." düşüncesini neredeyse ortak bir kabulleniş hâline getirmiş durumda. Tam da böyle bir atmosferde Gülşen, İtaat Yok ile yalnızca yeni bir single yayımlamadı. Aynı zamanda pop müziğin hâlâ büyük fikirlerle, cesur prodüksiyonlarla ve yüksek standartlarla üretilebileceğini gösteren güçlü bir cevap verdi. Yaklaşık otuz yıldır sahnede, stüdyoda ve ekranlarda istikrarını koruyan sanatçı, kariyerinin bu döneminde bile kendini tek...

“Gelip Geçenlere Karşı Bir Duruş: Zerrin Özer’den Güçlü Bir Müzikal Manifesto ‘Geliyorlar Gidiyorlar’”

Haber: MURAT FIRAT Türk pop müziğinin zamana meydan okuyan sesi  Zerrin Özer , yeni şarkısı  Geliyorlar Gidiyorlar  ile bir kez daha yalnızca müzik yapmadığını, aynı zamanda bir duruş sergilediğini kanıtlıyor. Bu çalışma; hız çağının ilişkilerine, yüzeysel duygularına ve kolay tüketilen aşklarına karşı güçlü bir itiraz niteliği taşıyor. Dinleyiciye sadece melodik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Şarkının sözlerinde  Habil Ceyhan  imzası var; sade ama etkili bir dil kullanımıyla günümüz ilişkilerinin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Bestede  Bülent Yetiş , duygunun omurgasını kurarken; düzenlemede  Mustafa Arapoğlu  ve  Göksel Kamçı  modern dokunuşlarıyla parçayı bugünün ritmine başarıyla taşıyor. Ortaya çıkan sonuç; geçmişin deneyimi ile bugünün enerjisini buluşturan dengeli ve etkileyici bir yapı. Zerrin Özer, bu şarkıda yalnızca bir yorumcu değil; adeta bir anlatıcı, hatta bir tanık. Sö...

Gökberk Demirci: Kalbimin ve mantığımın el verdiği sürece oyunculukta çok katı kuralım yoktur

Gökberk seni tanıyalım? 1989 yılında İzmit’te dünya'ya geldim. O zamanları fazla hatırlamıyorum, fakat mutlu bir bebekmişim fotoğraflardan anladığım kadarıyla  ;)   Aslen Adanalı’yım. Babamın mesleğinden dolayı birçok yer gezdik, gördük ve yaşadık. Benden 6 yıl sonra kardeşim Berkay dünyaya geldi. Pek uslu sayılmazmışım; öyle diyorlar. Ama o evre çok uzun sürmedi. Sanırım çocukken de büyüktüm hep! Hiç değişmediğimi söylerler.  ;) Sanırım oyunculuk kariyerin çocuk oyunları ve skeçlerle başladı? Kariyerim sayılmaz ama temeli çocukluk yıllarına dayanıyor. Özel günlerde oynanan oyunlar, anlık girilen karakterler ve başka birisi gibi davranmalar vs, vs (gülüyor). Çocukken fazla enerjiktim. Haliyle öğretmenlerim de bunu bir yarara dönüştürdüler. Hem benim için, hem de kendi sinir sistemleri adına  ;) 😉   Birçok konuda en büyük destekçim önce inancım, sonra ailem ve yakın çevrem oldu. Cengiz Küçükavyaz tiyatrosu ve Aktör-ist’lun kariyerin açısından ...

Meltem Leylekoğlu’ndan Doğru Şarkıyla Gelen Güçlü Bir Adım: Sardunyalar

                       HABER: MURAT FIRAT Müzik dünyasında bazı sanatçılar vardır; kendilerini bir anda değil, zaman içinde, sabırla ve üreterek ortaya koyarlar. Meltem Leylekoğlu da bu isimlerden biri. Sahne deneyimi, farklı müzik türlerine olan yatkınlığı ve kendisini geliştirme isteğiyle yoluna devam eden sanatçı, yeni çalışması “Sardunyalar” ile kariyerinde dikkat çekici bir adım atıyor. Meltem’in müzik yolculuğuna baktığımızda, yalnızca bir şarkı söyleyen değil, bu işi hayatının merkezine alan bir sanatçı profili görüyoruz. O Ses Türkiye’de yer alarak geniş bir dinleyici kitlesinin dikkatini çeken Leylekoğlu, sahne çalışmalarını da sürdürerek müziği günlük hayatının geçici bir parçası olmaktan çıkarıp mesleki bir çizgide devam ettiriyor. Benim açımdan bir sanatçıyı değerlendirirken yalnızca sesine ya da sosyal medyada ne kadar görünür olduğuna bakmak yeterli değil. Sahneye çıkmak, üretmek, repertuvar hazırlamak, dinleyiciy...

Bir Şarkının Yeniden Nefes Alışı: Zeynep Casalini ve Gözlerin'in Sessiz Gücü

                      Haber: MURAT FIRAT  Bazı şarkılar vardır. İlk dinleyişte güzel gelir. Bazıları ise yıllar geçtikçe anlamını büyütür, her kuşakta yeniden başka bir kalbe dokunur. Çünkü gerçek eserler zamana direnmez, zamanla birlikte olgunlaşır. Onları yeniden söyleyen her yorumcu da yalnızca bir şarkıyı seslendirmez. O eserin hafızasına kendi ruhunu bırakır. Zeynep Casalini'nin sesinden dinlediğimiz Gözlerin de tam olarak böyle bir yeniden buluşmanın hikâyesini anlatıyor. Bir klasikle yeniden karşılaşmanın en büyük riski, dinleyicinin hafızasında yer etmiş duyguyu bozabilmektir. Çünkü yıllardır bizimle yaşayan eserler yalnızca melodileriyle değil, taşıdıkları anılarla da var olur. Bu yüzden onları yeniden yorumlamak cesaret ister. Zeynep Casalini ise bu cesareti gösterirken şarkıyı değiştirmeye çalışmıyor. Tam tersine onun özüne yaklaşmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, yorumun en güçlü tarafını oluşturuyor. Gözl...

Türkiye'nin ilk egzotik "Karınca Çiftliği"

Uzun zamandır takip ettiğim genç bir Youtuber var. Yeditepe Üniversite'sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı bölümü mezunu, oyunculuğa merak salıp tiyatro eğitimi aldı, ayrıca "Karınca Çiftliğim" kanalında egzotik hayvanların videolarını paylaşıyor. Tek ve en büyük hedefinin "hayvan sevgisini insanlara aşılamak olduğunu" belirten Tuğkan Gönültaş, evinde hayvan beslemek isteyenlere çok özel tavsiyelerde bulundu. Merak edenler için soruyorum: Tuğkan Gönültaş kendini anlatabilir misin?  Selam, bendeniz Tuğkan GÖNÜLTAŞ. 1987 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversite’sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı Bölümü’nü bitirmemin hemen ardından, kısa süreli bir yurt dışı serüveninden sonra tekstil sektöründe kendi markamı kurdum.   Vatani görevimin ardından oyunculuğa merak sardım ve tiyatro eğitimine başladım. Çocukluğumdan beri iç içe olduğum egzotik hayvanların paylaşımlarını (hobi olarak) Youtube üzerind...