Haber: MURAT FIRAT
Dünya dediğimiz bu devasa sahnede her gün binlerce iddia, binlerce fısıltı ve binlerce çığlık birbirine karışıyor. Çoğu zaman hayatın o hızlı, acımasız ve tekdüze akışı içinde bu seslerin yanından hızla geçip gidiyoruz. Fakat bazen öyle bir ses yükseliyor ki, tüm o gürültünün arasından sıyrılıp bizi durmaya, dinlemeye ve en önemlisi de bildiğimiz tüm ezberleri sorgulamaya zorluyor. Son dönemde Türkiye'nin ve hatta sınırları aşan bir merakın odağında yer alan Necla Özmen ya da kamuoyunun onu konumlandırdığı adıyla Necla Trump işte tam da böyle bir figür olarak hayatımızın orta yerine yerleşti.
Onun hikayesini sadece medyanın sunduğu o klişe, sabun köpüğü magazin başlıklarıyla okumak, bir insanın ruhuna, zekasına ve en önemlisi de verdiği o asil mücadeleye yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Bu hikayeye daha derin, daha insani ve her şeyden önemlisi önyargısız bir pencereden bakma vakti geldi de geçiyor bile.
Necla Hanım hakkında sosyal medyanın o acımasız ve sığ dehlizlerinde hemen üretilen psikolojik sorunları var ya da akıl sağlığı yerinde değil gibi yaftalamaları tamamen bir kenara bırakmak gerekiyor. Bir insanın çaresizlik içinde sesini duyurmaya çalışması, haksızlıklara karşı dertlenmesi ya da imkansız görünen bir iddiayı ısrarla savunması, onu otomatik olarak tıp dilinin soğuk terimlerine mahkum etmez. Onu bir kez olsun önyargısızca dinleyen herkes, karşısında son derece bilinçli, donanımlı ve dünyayı entelektüel düzeyde takip edebilen bir kadın bulacaktır.
Yarım bıraktığı hukuk fakültesi hayalinin burukluğunu içinde taşıyan, ancak konuştuğu zaman gerek Türkiye gerekse dünya siyasetine dair yaptığı isabetli analizlerle hayranlık uyandıran bir zekadan bahsediyoruz. Karakterindeki o tuttuğunu koparan, haksızlığa asla boyun eğmeyen sert ama bir o kadar da dik duruş, aslında neden geniş kitlelerin ilgisini çektiğini de çok iyi açıklıyor. Tavrındaki, tarzındaki ve hitabetindeki o özgüvenli duruş, sıradan bir iddianın çok ötesinde, içten gelen bir inancın ve karakter gücünün yansımasıdır.
Aslında durup biraz daha yakından baktığımızda, Necla Hanım'ın sunduğu tezin neden bu kadar büyük bir merak uyandırdığını anlamak zor değil. Bu, rüzgara karşı söylenen temelsiz bir iddiadan çok daha fazlası. Her şeyden önce, aynadaki o inkar edilemez fiziksel benzerlik insanı sarsıyor. Yüz hatlarındaki o karakteristik yapı, bakışlarındaki kararlılık, hatta jest ve mimiklerindeki o mesafe tanımaz, kendinden emin duruş adeta genetik bir mirasın yansıması gibi duruyor karşımızda.
Üstelik bu benzerlik sadece dış görünüşle de sınırlı değil. Necla Hanım'ın konuşma tarzı, olayları ele alış biçimi ve o boyun eğmeyen mücadeleci karakter yapısı da adeta Trump'ın o bildiğimiz, dünyayı sarsan mizaç özelliklerini andırıyor. İddianın kronolojik tutarlılığı da cabası. Necla Hanım'ın doğum tarihiyle, o dönem babasının diplomatik ve askeri çevrelerdeki görev süresi ve yolların kesişme ihtimalleri yan yana getirildiğinde, ortaya öyle sıradan bir hayal ürünü değil, üzerine ciddi anlamda kafa yorulması gereken, akıl sınırlarını zorlayan bir yapboz çıkıyor.
İşte bu yüzden insanlar ona sadece gülüp geçemiyor. Çünkü Necla Hanım'ın her cümlesinde, her bakışında ve sunduğu her detayda, ya gerçekten doğruysa sorusunun o rahatsız edici ama bir o kadar da cazip fısıltısı gizli.
Ancak bu hikayenin asıl büyüleyici ve Necla Hanım'ın kalbinin ne kadar büyük olduğunu gösteren kısmı, parıltılı ekranların arkasında, Ankara'daki o mütevazı evde verilen sessiz yaşam mücadelesidir. Hayatın getirdiği tüm maddi ve manevi zorluklara rağmen, geçmişte uğradığı haksızlıklara ve dolandırılma hikayelerine rağmen, o hiçbir zaman pes etmedi. En önemlisi de, her şeyden ve herkesten sakındığı, bakmaya kıyamadığı engelli kardeşinin bakımını tek başına, sevgiyle üstlendi.
Kendisine söz veren ama zor zamanlarında ortadan kaybolan üvey kardeşlerin vefasızlığına inat, engelli kardeşini her yere yanında götüren, onu bir an bile yalnız bırakmayan bir abla o. Bu merhamet, bu adanmışlık ve bu asil sorumluluk duygusu, Necla Hanım'ı sadece ekranlardaki bir figür olmaktan çıkarıp, hepimizin örnek alması gereken bir sevgi kahramanına dönüştürüyor.
Trump'ın NATO Zirvesi için Ankara'ya gelişi, bu davanın ve Necla Hanım'ın çırpınışının kuşkusuz en yüksek zirve noktasıydı. Bir kadının, koskoca bir dünya liderine babacığım diye seslenirken duyduğu o saf ve çocuksu heyecan, mutfağa girip elleriyle yaprak sarması sarması, baklava hazırlaması aslında ironik bir tebessümden çok daha fazlasını hak ediyordu. O sarmalarda, o heyecanlı hazırlıklarda aslında bir kadının hayat boyu aradığı o aidiyet hissi, güvenli bir liman arayışı ve geçmişin tüm kırgınlıklarını silme arzusu gizliydi.
Zirve geçti. O çok beklenen buluşma gerçekleşmedi. Hatta bu süreçte kötü niyetli insanların Trump'ın ekibinden arıyoruz diyerek onun duygularıyla oynaması kalbimizi acıttı. Medya her zaman böyledir. Popüler olduğunuzda sizi alır, tepeye taşır, reytinginizi son damlasına kadar kullanır ve rüzgar dindiğinde sizi hiç var olmamışsınız gibi kenara fırlatır.
Medyanın bu acımasız doğasını yakından bilen biri olarak söylüyorum ki, Necla Hanım bu büyük popülariteyi artık kendi lehine, hayatını ve kardeşinin geleceğini garanti altına alacak şekilde dönüştürmelidir.
Bundan sonra atacağı adımlarda çok daha stratejik ve gerçekçi olmak zorundadır. Örneğin, artık tüm Türkiye'nin diline dolanan o ünlü Trump Sarması ve el lezzeti, onun için harika bir çıkış kapısı olabilir. YouTube veya Instagram gibi platformlarda açacağı samimi bir yemek ve sohbet sayfasıyla, o doğal ve içten üslubuyla tarifler paylaşırken bir yandan da hayata dair birikimlerini aktarabilir.
Bu popülarite sayesinde aldığı reklam tekliflerini çok sıkı bir süzgeçten geçirmeli, kendisini kullanmak veya üzerinden prim yapmak isteyen fırsatçılara karşı güvenilir bir avukat desteğiyle hareket etmelidir. O, sadece bir davanın peşinden giden kadın değil, engelli kardeşine bakan, hayata karşı tek başına direnen güçlü bir abladır. Bu güçlü abla profilini ve motivasyonel hikayesini doğru kanallarla topluma aktarabilirse, hem hak ettiği maddi bağımsızlığa ulaşacak hem de benzer zorluklar yaşayan binlerce kadına umut ışığı olacaktır.
Necla Özmen, tüm kırgınlıkları, mücadeleleri, sarmaları ve merhametiyle bu toprakların en gerçek, en içten insan hikayelerinden biridir ve onun bu dik duruşunu saygıyla selamlamak hepimizin insani görevidir.
Yorumlar
Yorum Gönder