Ana içeriğe atla

Barış Muslu: Ünlülerin en büyük korkusu...


''Sağlığına format At, Beynine Format At, Neuro Aşk, Yıka Beynini'' kitaplarının yazarı Barış Muslu, kariyeri ve özel hayatıyla ilgili samimi açıklamalarda bulundu.

Merhaba Barış Bey size takip edenler biliyordur fakat bir de sizden duymak isteriz, Barış Muslu kimdir?
Barış Muslu aslında bir sağlık sorunundan dolayı hayatı değişen bir kişidir. Aslında anne babasının onu bir plaza çocuğu, ileride yüksek seviyede bir yönetici olmasını planladığı, ama daha sonra kendi ilgi alanı ve çeşitli olaylardan dolayı kendini beyin işleyişi konularında bulan biridir.
Ama daha klasik bir şekilde kendimden bahsetmek gerekirse; 1975 yılında doğdum. Tarsus Amerikan Koleji'nde lise eğitimini sürdürürken ABD’ye giderek lise ve üniversiteyi bitirdim. 20 yaşında genç bir elektrik-elektronik mühendisi olarak Türkiye'ye döndüm. Profesyonel olarak çalışırken Koç Üniversite'nde işletme mastırını tamamladım. 2001 yılında kendi şirketimi kurdum ve farklı projelerde Türkiye'de ilk kez yüz binlerce kişinin kullandığı teknoloji servislerini kurdum.
Bu konuyla 1994 yılında Amerika’da tanıştım. 1994 yılından beri, beynin işleyişi ve beynin ruhsal ve bedensel sağlık üzerindeki etkileri üzerine araştırmalara devam ediyorum.

İlk defa ne zaman “Ben yazar olacağım” dediniz?
Aslında çok yeni bir süreç bu… 2010 yılında, üzerinde çalıştığım sistem öyle bir seviyeye gelmişti ki, ben bunu herkesle paylaşmalıyım diye düşündüm. Amacım yazar olmaktan ziyade, travmatik olayları beyinden temizleyerek gerçekten kısa sürede mucizelere vesile olan bu sistemi milyonlarca insanla paylaşmaktı. Bu benim için yapacağım tüm işlerden daha ulviydi. Ve her şeyi bırakıp bununla uğraşmaya karar verdim. Zaten 1 sene sonra yani 2011 yılında “Yıka Beynini” isimli ilk kitabım piyasaya çıktı.

Bir mesleğiniz daha var. Aynı zamanda mühendisiniz. Devam ediyor musunuz mesleğinize?
Ben hiçbir zaman tam olarak mesleğimi yapmadım. 1995 yılında üniversiteden mezun oldum. Yaklaşık 5-6 sene yazılım ve proje müdürlüğü yaptıktan sonar girişimci olarak özellikle teknoloji alanında şirketler kurup işler başlattım.

Neuroformat nedir?
NeuroFormat sadece bir teknik değil bir sistem ya da bir bakış açısı. Aslında sağlık, başarı, mutluluk gibi hedeflerimize ulaşamıyorsak bunun nedenleri çoğu zaman bilinçaltımızda. Beynimiz hayatımızda yaşadığımız birçok kötü olay aslında çoktan yaşanmış bitmiş olmasına rağmen, bu olayları arka planda yaşamaya devam ediyor. Bu olaylara yönelik “ilkel” tamamıyla koruma amaçlı tedbirler yaratıyor. Bu ilkel tedbirler aslında hayatımızdaki sorunları ortaya çıkarıyor. Utangaçlık, kilo, panik atak ve daha nice birçok sorun aslında geçmişte yaşadığımız olayların etkisinin beynimizde devam etmesiyle ilgili.

NeuroFormat:
Sistemi tamamıyla geçmişin negative izlerini silmekle ilgili. Tekniğe gelince... mesela kötü olayların bilinç altındaki etkisini temizlediğimiz uygulamayı kısaca özetleyeyim. Kişi gözleri kapalı bir şekilde, kendi bedeninde bu olayı yeniden yaşadığını hayal ediyor ve bir yandan bu olayı sesli olarak anlatıyor. Kötü olayı yeniden yaşarken, kötü hissettiği anlarda "zamanı durdurarak", gözlerini sanki kitap okur gibi en üstten başlayarak, sağdan sola sıra sıra yavaşça hareket ettiriyor. Bu göz hareketlerinin amacı, hangi göz pozisyonlarında duyguların çok daha yoğun olduğunu bulmak ve o kötü duygulara erişmek. Kötü duygunun en yoğun olduğu göz pozisyonu yakalandığı an, bu duyguyu vücutta bulunan nörolojik merkezlere yapılan vuruşla temizliyoruz. Aslında yoğun bir şekilde negative duyguları yaşatıp onları vücuttan deşarj ediyoruz.


Bilinçaltıyla ilgili kitaplar yazıyorsunuz, peki bu konuda eğitiminiz var mı?
Aslında,  bu konuya 1994 yılında NLP üzerinden başladım. Kişisel gelişimle ilgilenenler NLP’yi sıkça duyar. Zira, bana göre artık modası geçmiş bir öğreti diye bilirim. Ancak ilk öğrendiğimiz zaman, gerçekten çok büyük bir değerdi bizim için. NLP'yi Türkiye'de ilk öğrenen ve uygulayanlardan biri olduğumu söyleyebilirim. Mühendislik okurken yaklaşık 20 yıl önce Amerika'da tanıştım bu öğretiyle. Aslında bence orada yolum değişti. NLP kişisel gelişime ve farklı yöntemlere ilgi duymam için başlangıçtı.
Yöntemi geliştirmek 2004 yılında vücudumda yaşamaya başladığım nedeni hiçbir şekilde anlaşılmayan, hiçbir şekilde temizlenmeyen ağrılardan kurtulmak amacıyla girdiğim uzun bir eğitim ve araştırma döneminin sonucunda oldu.

Kitaplarınızı hazırlarken size ilham veren şey nedir?
Kitaplarımı hazırlarken bana en çok ilham veren aslında, beynin ve bilinçaltı hakkındaki yanlış bilgiler diyebilirim. Onu iyi anladığınız zaman insanların hayatında devrim yaşanıyor. Bana ilham veren de, binlerce insanın hayatında bu devrimi görmek, onların hayatındaki sorunların birer birer nasıl çözüldüğünü gözlemlemek.
Bundan daha büyük bir ilham olabilir mi?

Kitaplarınızı okuyan insanların hayatında ne gibi değişimler olacaktır?
Yaşanmışlıkları silmeye benzer bir uygulamadan, onların olumsuz etkisini beyinden temizlemekten bahsediyorum. Zira yaşanmışlıklar beynimizde, psikolojimizde ve vücudumuzda birçok farklı etkiye sebep oluyor. Bu şuan düşünülen ve bilinenden çok daha fazla. Yaşadığımız kötü olayların etkisini beynimizden temizlediğimizde aslında olabileceklerin bir sınırı yok.

Bakın benim iddia ettiğim en önemli konu da bu. Yaşadığımız psikolojik ve sağlıkla ilgili sorunların en büyük nedeninin yaşadığımız kötü olayların etkisi olduğunu söylüyorum. Aslında beyin, travmatik olaylar sırasında sanki düğümlenerek, almaması gereken kararlar alıyor. Zaten biliriz ya, insanlar kötü olaylardan sonar hayatlarında psikoloji ve sağlık açısından daha da büyük sorunlar yaşayabilirler.

Peki ya bu yaşanılan olayların duygusal etkisi çok etkili bir şekilde temizlenebilirse? İşte bizim yaptığımız da bu…
Yine de sistemin en başarılı uygulandığı alanlar korkular, panik, sigara bırakılması, diyet ve sporsuz kilo vermek, mutsuzluk, takıntılardır. Vajinismustan, tırnak yeme alışkanlığına, 30 seneden beri süren çığlık şiddettinde hıçkırıktan, spor performansının arttırılmasına kadar birçok alanda başarılı olarak kullanılıyor. Sonuçta sorunların beyinden çözümüyle ilgilenen bir sistem, hayatın her alanında başarı vadedecektir.

Özellikle belirli bir travmatik olay sonrası oluşan tüm sorunlarda çok hızlı şekilde iyileşme sağlanma ihtimali oldukça yüksektir. Tabii ki garanti verilemez, ancak belirli bir olay sonrası ne tür sorunlar ortaya çıktıysa, o sorunların bizzat beyin tarafından sonlandırılmasından bahsediyorum.

Bizim iddiamız şu, sorunlar bizzat beyinden başlıyor. Onların sonlandırılması gereken yer yine bizzat beynimiz. Bu kadar basit…

Ünlü isimlerle çalışmalarınız oluyor mu? Eğer oluyorsa ünlü isimlerin en büyük korkusu nedir?
Evet uzman psikologlardan oluşan ekibimiz birçok ünlüyle çalışıyorlar. Aslında enteresan bir şekilde ünlülerin çoğunda uçak korkusu var. Bunu anlamak zor değil zaten, ünlülerin hayatları yollarda geçiyor. Yaşadıkları kötü bir olayla da çoğu belli bir sure sonra uçağa çok zor binmeye başlıyorlar. Bu konuda daha once bir TV programında açık bir şekilde bize teşekkür ettiği için adını vermekte bir sakınca duymuyorum. Ama mesela tam 30 yıl boyunca  asla uçağa binemeyen,  Avrupa’ya bile arabayla seyahateden PerihanSavaş, bizimle sadece birçalışmadan sonar uçağa binmeye başladı. Ve hala da keyifle biniyor.

Diğer bir konuysa yakınlarını kaybetme korkusu. Bu korku hepimizde var. Ünlülerin gerçekten yalnız kalma korkusu var. Evet belki çevrelerinde birçok insane görünüyor, ancak gerçekten güvendikleri insanları kaybetmekten korkuyorlar.



Bilinçaltıyla ilgili bir program sunmanızı isteseler Kabul eder misiniz?
 Bunu seve seve yapmak isterim. Aslında bu konuda bilim adamlarının bile yanlış bildiği o kadar konu var ki. Ezber bozmak, kitaplarımı okuyan ya da bize eğitime gelenlerin dışında da milyonlarca insanın hayatına pozitif şekilde dokunmak gerçekten muhteşem olur.

Yazarlar dünyasında kimleri beğeniyorsunuz?
Aslında beni yakından tanıyan herkes bunu bilir ama yine de burada bir şey itiraf edeyim. Ben asla kurgu roman ya da hikaye okuyamayan biriyimdir. Evet çok kitap okurum, ama bunlar hep bilgi edinme amaçlı okuduğum kitaplardır. Tabii ki insani bir romandan da çok şey öğrenebilir. Ancak, 21.Yüzyılda böyle bir dönemde öğrenmek istediğim onca şey varken çok daha hızlı yapmaya çalışıyorum. Roman okurken öğrenmek benim için biraz yavaş kalıyor açıkçası.

Bir dönem çok fazla tarih, siyaset ve ekonomi okudum. Yaklaşık 7-8 senedir bunu da çok azalttım.

Şu an açıkçası beyin, sağlık ve psikoloji konusunda okumayı ve öğrenmeyi tercih ediyorum. Bunlar da hep yabancı dilde kaynaklar ve makaleler oluyorlar. Açıkçası benim takip ettiğim bilim adamları pek tanınan bilinen yazarlar değiller.

Kitaplarınızı hazırlarken hedef kitlenizi neye göre belirliyorsunuz?
Benim hedef kitlem herkes. Çünkü anlattıklarım ben dahil herkesi ilgilendiriyor. Yalnız yazdıklarımı basitleştirmeye çalışsam da, çok basit ve kolay anlaşılan konular yazmıyorum. Yani yazdıklarım, “pozitifol, hayatını yaşa, gülümse…” gibi basit ve herkesin bildiği anladığı önermeler değil.

Açıkçası hedef kitlemin okumayı araştırmayı seven, ezbere değil mantığa göre görüşlerini oluşturan insanlar olduğu kesin.  Ayrıca ne kadar eğitimli olursa olsun, açık görüşlü insanları hedefliyorum. Çünkü, bize yüzlerce senedir öğretilen hepimizin ezbere bildiği bir bilginin aslında yanlış olduğunu söyleyebiliyorum. Ki gerçekten bu böyle… Anlattıklarım birçok paradigmayı sorguluyor, özellikle batı tıbbının semptomları bastırıyor olması açısından anlattıklarım birçok konuda ezber bozuyor.

Kısacası eğitimli, araştırmayı seven açık görüşlü insanları hedef kitlem olarak görüyorum.


MURAT FIRAT

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Müziğin Ritimlerinden Beyaz Perdeye Sektörün Ezberlerini Bozan Bir Yönetmen Portresi

                 Röportaj: MURAT FIRAT  Türkçe rap kültürünün henüz emekleme aşamasında olduğu yıllarda imkânsızlıkların ortasında prodüktörlük ve yapımcılık üstlenerek bir devrin temellerini atan öncü bir vizyoner. Müzik kariyerinde onlarca albüme imza atıp yüzlerce klip çektikten sonra sinemanın görsel dünyasına adım atan ve Şuursuz Aşk gibi projelerle ulusal ve uluslararası arenada ödüllere layık görülen sıra dışı bir yazar ve yönetmen. Sadece kamera arkasındaki ustalığıyla değil popüler kültür standartlarına sektörün yapımcı egolarına ve sahte şöhret algısına karşı sergilediği tavizsiz duruşuyla da fark yaratıyor. Müziğin hikaye anlatıcılığından Alman sinema disiplinine set ortamındaki katı ilkelerinden evlilik ve hayata dair samimi itiraflarına kadar uzanan bu söyleşide popülist ezberleri bozan son derece dobra bir sanat yolculuğuna tanıklık edeceksiniz. Kariyerinize Türkçe rap’in henüz emekleme aşamasında olduğu dönemle...

Zeynep Mansur’dan Popun Tatlı ve Alaycı Yüzüne Güçlü Bir Dönüş: “Di Mi?”

                        Haber: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde bazı şarkılar vardır; ilk dinleyişte büyük iddialar ortaya koymaz, kendisini dinleyiciye zorla kabul ettirmeye çalışmaz ama insanın kulağında güzel bir iz bırakır. Bir süre sonra fark edersiniz ki melodisi aklınızda dolaşıyor, nakaratını istemeden mırıldanıyorsunuz ve yeniden dinlemek istiyorsunuz. Zeynep Mansur’un yeni çalışması “Di Mi?” bende tam olarak böyle bir his uyandırdı. Uzun zamandır Türkçe pop müziğin içerisinde farklı türlerin birbirine fazlasıyla karıştığı bir dönemi yaşıyoruz. Rap müzik, arabesk, elektronik altyapılar ve deneysel sound’lar pop müziğin sınırlarını genişletirken, zaman zaman popun kendi sade ve melodik kimliğini de geride bıraktığını görüyoruz. Elbette müzik değişecek, gelişecek ve yeni türlerle buluşacak. Ancak bazen insan yalnızca iyi yazılmış, iyi düzenlenmiş ve sanatçının kendisini rahatlıkla ifade edebildiği bir pop...

30 Yıl Sonra Yeniden Konuşan Göksel: “İçimdeki Çocuk Hiç Değişmedi”

                  Röportaj: MURAT FIRAT Bir sanatçıyı yalnızca en çok bilinen şarkılarıyla tanımak, bazen onun hayatının en önemli bölümünü kaçırmak demektir. Çünkü sahnede görünen birkaç dakikanın, bir albüm kapağının ya da radyolarda yıllarca çalan bir şarkının arkasında; hayaller, kırgınlıklar, mücadeleler, bekleyişler ve yeniden ayağa kalkma cesareti vardır. Göksel’in hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye. 1996 yılında “Senden Kalan” albümüyle müzik dünyasına adım atan, ardından “Gönüllü Yazıldım” gibi bir eseri 90’lar Türk pop müziğinin hafızasına bırakan Göksel, aradan geçen 30 yıla rağmen geçmişte kalmış bir isim olarak değil, hâlâ üreten, hâlâ düşünen ve hâlâ yeni şarkıların peşinden giden bir müzisyen olarak karşımızda. Bu röportajın çıkış noktası da biraz tesadüf, biraz merak ve biraz da geçmişin bugüne bıraktığı izlerle ilgili. 90’lar şarkıları arasında yeniden karşıma çıkan “Gönüllü Yazıldım”, beni yalnızca bir haber hazırlamaya...

Herkes Kolaya Kaçarken Gülşen Çıtayı Bir Kez Daha Yükseltti

                        Haber: MURAT FIRAT  Müzik endüstrisinin son yılların en büyük kimlik ve finans krizlerinden birini yaşadığı bir dönemdeyiz. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, dijital platformların hız odaklı yapısı ve yapay zekâ destekli üretimlerin giderek yaygınlaşması, müziğin üretim biçimini de kökten değiştirdi. Şarkılar iki dakikanın altına inerken, büyük prodüksiyonlar yerini düşük maliyetli işlere bıraktı. Üstelik sektörün önemli bir bölümü, "Müzikten artık para kazanılmıyor." düşüncesini neredeyse ortak bir kabulleniş hâline getirmiş durumda. Tam da böyle bir atmosferde Gülşen, İtaat Yok ile yalnızca yeni bir single yayımlamadı. Aynı zamanda pop müziğin hâlâ büyük fikirlerle, cesur prodüksiyonlarla ve yüksek standartlarla üretilebileceğini gösteren güçlü bir cevap verdi. Yaklaşık otuz yıldır sahnede, stüdyoda ve ekranlarda istikrarını koruyan sanatçı, kariyerinin bu döneminde bile kendini tek...

Selahattin Erhan: "İnsanların Hayatına Dokunmayan Hiçbir İşin Gerçek Bir Anlamı Yok"

                  Röportaj: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde yıllardır birçok unutulmaz esere imza atan söz yazarı ve besteci Selahattin Erhan, üretim anlayışından müzik sektörüne, hekimlik mesleğinden hayat felsefesine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu. Zerrin Özer'den Bülent Ersoy'a, Funda Arar'dan Mustafa Sandal'a kadar birçok önemli isme verdiği eserlerle tanınan Erhan, bu röportajda yalnızca kariyer yolculuğunu değil; sanatın topluma katkısını, müziğin değişen yüzünü, telif haklarını, genç müzisyenlere tavsiyelerini ve geleceğe dair hedeflerini de tüm açıklığıyla anlattı. Bugün birçok sanatçı tarafından seslendirilen eserlerin altında imzanız var. Ancak sizi sadece şarkılarınızla tanıyan geniş bir kitle bulunuyor. Selahattin Erhan'ı kendi cümleleriyle nasıl anlatırsınız? Bugüne kadar uzanan yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz? Yaptığım ya da yapacağım işler ne olursa olsun, insanların hayatına pozitif katkıla...

“Gelip Geçenlere Karşı Bir Duruş: Zerrin Özer’den Güçlü Bir Müzikal Manifesto ‘Geliyorlar Gidiyorlar’”

Haber: MURAT FIRAT Türk pop müziğinin zamana meydan okuyan sesi  Zerrin Özer , yeni şarkısı  Geliyorlar Gidiyorlar  ile bir kez daha yalnızca müzik yapmadığını, aynı zamanda bir duruş sergilediğini kanıtlıyor. Bu çalışma; hız çağının ilişkilerine, yüzeysel duygularına ve kolay tüketilen aşklarına karşı güçlü bir itiraz niteliği taşıyor. Dinleyiciye sadece melodik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Şarkının sözlerinde  Habil Ceyhan  imzası var; sade ama etkili bir dil kullanımıyla günümüz ilişkilerinin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Bestede  Bülent Yetiş , duygunun omurgasını kurarken; düzenlemede  Mustafa Arapoğlu  ve  Göksel Kamçı  modern dokunuşlarıyla parçayı bugünün ritmine başarıyla taşıyor. Ortaya çıkan sonuç; geçmişin deneyimi ile bugünün enerjisini buluşturan dengeli ve etkileyici bir yapı. Zerrin Özer, bu şarkıda yalnızca bir yorumcu değil; adeta bir anlatıcı, hatta bir tanık. Sö...

Gökberk Demirci: Kalbimin ve mantığımın el verdiği sürece oyunculukta çok katı kuralım yoktur

Gökberk seni tanıyalım? 1989 yılında İzmit’te dünya'ya geldim. O zamanları fazla hatırlamıyorum, fakat mutlu bir bebekmişim fotoğraflardan anladığım kadarıyla  ;)   Aslen Adanalı’yım. Babamın mesleğinden dolayı birçok yer gezdik, gördük ve yaşadık. Benden 6 yıl sonra kardeşim Berkay dünyaya geldi. Pek uslu sayılmazmışım; öyle diyorlar. Ama o evre çok uzun sürmedi. Sanırım çocukken de büyüktüm hep! Hiç değişmediğimi söylerler.  ;) Sanırım oyunculuk kariyerin çocuk oyunları ve skeçlerle başladı? Kariyerim sayılmaz ama temeli çocukluk yıllarına dayanıyor. Özel günlerde oynanan oyunlar, anlık girilen karakterler ve başka birisi gibi davranmalar vs, vs (gülüyor). Çocukken fazla enerjiktim. Haliyle öğretmenlerim de bunu bir yarara dönüştürdüler. Hem benim için, hem de kendi sinir sistemleri adına  ;) 😉   Birçok konuda en büyük destekçim önce inancım, sonra ailem ve yakın çevrem oldu. Cengiz Küçükavyaz tiyatrosu ve Aktör-ist’lun kariyerin açısından ...

Meltem Leylekoğlu’ndan Doğru Şarkıyla Gelen Güçlü Bir Adım: Sardunyalar

                       HABER: MURAT FIRAT Müzik dünyasında bazı sanatçılar vardır; kendilerini bir anda değil, zaman içinde, sabırla ve üreterek ortaya koyarlar. Meltem Leylekoğlu da bu isimlerden biri. Sahne deneyimi, farklı müzik türlerine olan yatkınlığı ve kendisini geliştirme isteğiyle yoluna devam eden sanatçı, yeni çalışması “Sardunyalar” ile kariyerinde dikkat çekici bir adım atıyor. Meltem’in müzik yolculuğuna baktığımızda, yalnızca bir şarkı söyleyen değil, bu işi hayatının merkezine alan bir sanatçı profili görüyoruz. O Ses Türkiye’de yer alarak geniş bir dinleyici kitlesinin dikkatini çeken Leylekoğlu, sahne çalışmalarını da sürdürerek müziği günlük hayatının geçici bir parçası olmaktan çıkarıp mesleki bir çizgide devam ettiriyor. Benim açımdan bir sanatçıyı değerlendirirken yalnızca sesine ya da sosyal medyada ne kadar görünür olduğuna bakmak yeterli değil. Sahneye çıkmak, üretmek, repertuvar hazırlamak, dinleyiciy...

Bir Şarkının Yeniden Nefes Alışı: Zeynep Casalini ve Gözlerin'in Sessiz Gücü

                      Haber: MURAT FIRAT  Bazı şarkılar vardır. İlk dinleyişte güzel gelir. Bazıları ise yıllar geçtikçe anlamını büyütür, her kuşakta yeniden başka bir kalbe dokunur. Çünkü gerçek eserler zamana direnmez, zamanla birlikte olgunlaşır. Onları yeniden söyleyen her yorumcu da yalnızca bir şarkıyı seslendirmez. O eserin hafızasına kendi ruhunu bırakır. Zeynep Casalini'nin sesinden dinlediğimiz Gözlerin de tam olarak böyle bir yeniden buluşmanın hikâyesini anlatıyor. Bir klasikle yeniden karşılaşmanın en büyük riski, dinleyicinin hafızasında yer etmiş duyguyu bozabilmektir. Çünkü yıllardır bizimle yaşayan eserler yalnızca melodileriyle değil, taşıdıkları anılarla da var olur. Bu yüzden onları yeniden yorumlamak cesaret ister. Zeynep Casalini ise bu cesareti gösterirken şarkıyı değiştirmeye çalışmıyor. Tam tersine onun özüne yaklaşmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, yorumun en güçlü tarafını oluşturuyor. Gözl...

Türkiye'nin ilk egzotik "Karınca Çiftliği"

Uzun zamandır takip ettiğim genç bir Youtuber var. Yeditepe Üniversite'sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı bölümü mezunu, oyunculuğa merak salıp tiyatro eğitimi aldı, ayrıca "Karınca Çiftliğim" kanalında egzotik hayvanların videolarını paylaşıyor. Tek ve en büyük hedefinin "hayvan sevgisini insanlara aşılamak olduğunu" belirten Tuğkan Gönültaş, evinde hayvan beslemek isteyenlere çok özel tavsiyelerde bulundu. Merak edenler için soruyorum: Tuğkan Gönültaş kendini anlatabilir misin?  Selam, bendeniz Tuğkan GÖNÜLTAŞ. 1987 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversite’sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı Bölümü’nü bitirmemin hemen ardından, kısa süreli bir yurt dışı serüveninden sonra tekstil sektöründe kendi markamı kurdum.   Vatani görevimin ardından oyunculuğa merak sardım ve tiyatro eğitimine başladım. Çocukluğumdan beri iç içe olduğum egzotik hayvanların paylaşımlarını (hobi olarak) Youtube üzerind...