Ana içeriğe atla

Zeynep Mansur: Gazino Sahnesinden Dijital Dünyaya Uzanan Bir Müzik Hikayesi

                    Röportaj: MURAT FIRAT 

“Di Mi?” ile aşkı ve ilişkileri alaycı, eğlenceli ve samimi bir dille ele alan Zeynep Mansur, 30 yılı aşkın süredir devam eden müzik yolculuğunda üretmeye ve kendisini yenilemeye devam ediyor. Haziran ayında yayımladığı “Loş”un ardından “Di Mi?” ile yeniden dinleyici karşısına çıkan sanatçı, farklı müzikal dönemlere uyum sağlayabilen ancak kendi çizgisinden de uzaklaşmayan bir anlayış ortaya koyuyor.
Zeynep Mansur’un kariyerine bugün dönüp baktığımızda dikkat çeken en önemli noktalardan biri ise yaptığı işlerin zamana karşı dayanıklılığı. Şarkıları, klipleri, albümleri, kitapları ve televizyon çalışmaları arasında yıllar geçmesine rağmen etkisini koruyan, bugün de aynı keyifle dinlenip izlenebilen bir üretim anlayışı var. Müziğin yanı sıra yazarlık, sunuculuk ve oyunculuk alanlarında da kendisini ortaya koyan Mansur, her dönem kendi üslubunu koruyarak üretmeyi başaran isimlerden biri.
“Di Mi?”yi dinlediğimde de bu zamansızlık duygusunu yeniden hissettim. Şarkının aşkı ve ilişkileri tatlı bir alaycılıkla ele alışını oldukça başarılı buldum. Bu nedenle Zeynep Mansur’un yalnızca yeni şarkısını değil, 30 yılı aşan sanat yolculuğunu, müziğe bakışını ve bugüne kadar uzanan hikâyesini kendi sözleriyle dinlemek istedim.
Bu güzel sohbet ve samimi cevapları için kendisine teşekkür ediyor, Zeynep Mansur’u kendi hikayesini anlattığı bu röportajla siz sevgili okuyucularımıza bırakıyorum.

Müzik kariyerinize çok genç yaşta, 90’lı yılların sahne ve gazino kültürünün içinde başladınız. Bugün ise dijital platformların, sosyal medyanın ve hızlı tüketilen müziğin hâkim olduğu bambaşka bir dönemde üretmeye devam ediyorsunuz. Geçmişten bugüne baktığınızda, müzik dünyasının değişimi sizin sanat anlayışınızı nasıl dönüştürdü?
Öncelikle bahsettiğiniz gazinolar ve sahne adabı dediğimiz kültür tamamen değişti. Niteliğe ve niceliğe önem verilen bir sayfa kapandı. Müzikal olarak da daha dijital sound’lar kullanılmaya başlandı. Dolayısıyla çoğunlukla kayıtlarda kullanılan canlı enstrümanlar ortadan kalkınca, canlı müziğin vermiş olduğu gerçeklik ve sıcaklık da kayboldu.

Son dönemde “Loş” ve ardından “Di Mi?” ile dinleyicinin karşısına çıktınız. İki çalışmada da günümüz pop müziğinin farklı seslerini ve üretim anlayışlarını görüyoruz. Bu yeni dönem sizin için bilinçli bir müzikal yenilenme mi, yoksa yıllar içerisinde sanatçı olarak doğal biçimde geldiğiniz bir nokta mı?
Bunun bana sorulmasını açıkçası şaşırıyorum! Çünkü ben bunu 2006’da “Sen Nasıl İstersen”i yaptığımda da denemiştim. House müzik o dönemde çok denenen bir tarz değildi. O zaman da böyle bir geçiş yaparak şaşırtmıştım, yine şaşırtmaya devam ediyorum. Benim müzik yolculuğum her zaman böyle oldu. Kendini tekrar eden işler hiçbir zaman yapmadım.

“Di Mi?”de love bombing ve ghosting gibi günümüz ilişkilerinde sıkça kullanılan kavramları eğlenceli ve ironik bir dille ele alıyorsunuz. Aşkın ve ilişkilerin anlatılma biçimi sizce yıllar içerisinde gerçekten değişti mi, yoksa insanların yaşadığı duygular aynı kalırken yalnızca isimleri ve iletişim biçimleri mi değişti?
Aslında tüm aşklar aynı. Değişen çok bir şey yok, duyguların şekli değişti. Tıpkı moda gibi, aşk da hep kendini tekrar ediyor. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Yalnızca isimleri değişti. Eskiden “Beni aramıyor” derken insanlar şimdi “Ghostladı” diyor. Eskiden “Bu gece gel, yarın istersen yine git” diyorduk, şimdi “Hayırdır, bir çar çabuk toplandın, gidiyor musun?” diyoruz.

Kariyerinizin ilk döneminde gazino sahnelerinde, canlı müziğin ve usta-çırak ilişkisinin çok daha belirgin olduğu bir ortamda yetiştiniz. O yıllarda edindiğiniz sahne disiplini ve deneyimin, bugün bir şarkıyı yorumlama biçiminize ve profesyonel duruşunuza nasıl bir etkisi olduğunu düşünüyorsunuz?
Gazino sahnelerinin kendi içinde inanılmaz disiplinli bir çalışma şekli vardır. Mutlaka bir saat önce saçınız, makyajınız ve kıyafetiniz hazır şekilde orada bulunmak zorundasınız. Bu bir disiplindir ve günümüzde çoğu insanda olmayan bir disiplin. Hatta hâlâ havaalanına bile saatler öncesinden giderim. Gerçi kişilik olarak da beklemeyi de bekletmeyi de hiç sevmiyorum. Bu disiplinin içine doğmuş birisiyim diyebilirim.

“Sarı Saçlarımı Kestim”, “Platonik Bir Aşk”, “Gidiyorum Bu Aşktan” ve “Ben Erkek Olsaydım” kitaplarıyla müziğin yanında güçlü bir yazarlık serüveni de yaşadınız. Bir şarkının birkaç dakikasında anlattığınız bir hikayeyle, bir kitabın sayfalarına yayılan bir hikayeyi kurmak arasında sizin için nasıl bir fark var?
Kesinlikle şarkı sözü yazmak çok daha zor. Birkaç satırla bütün duyguyu özetlemek kolay bir şey değil. Ama uzun uzun anlatmak, sayfalara dökmek bana göre çok daha kolay geliyor.

Müzikte 90’lar ve 2000’lerin başındaki şarkıların bugün hâlâ dinlenmesinin ve yeniden gündeme gelmesinin önemli bir nedeni olduğu düşünülüyor. Siz o dönemin sanatçılarından biri olarak, o yılların şarkılarını bugüne taşıyan temel ruhun ne olduğunu düşünüyorsunuz? Günümüz müziğinde aynı kalıcılığı yakalamak için neye ihtiyaç var?
Diğer sorunuza verdiğim cevapta da söylediğim gibi, sıcaklığa ihtiyaç var. Bu da şarkıların düzenlemeleriyle ilgili. Daha az dijital kullanıp daha çok canlı enstrümanların kullanılması gerekiyor. 90’larda yapılan aranjelere baktığımızda daha farklı bir ruh vardı. Bunu yakalamamız gerekiyor. Ve belki de en önemlisi, bu ruha ulaşmak için yaratım aşamasında belki de gerçek aşka ihtiyaç var.

Kariyerinize baktığımızda magazinsel polemiklerden çok müziğiniz, sahne çalışmalarınız ve üretimlerinizle gündemde kalmayı tercih ettiğiniz görülüyor. Medya sektöründe bazen yalnızca başarılı olmak değil, arkasında büyük bir hikaye, aşk, tartışma ya da polemik bulunması da bir sanatçının daha fazla konuşulmasına neden olabiliyor. Sizce bir sanatçının hafızalarda kalması için mutlaka hayatında büyük bir olay yaşaması mı gerekiyor, yoksa yalnızca yaptığı işle iz bırakmak hala mümkün mü?
30 yılı aşkın süredir bu işi yapıyorum. Bir işte başarılı olduğunuzu kanıtlamanın tek yolu istikrardır. Bunun hangi yollarla olduğunu sağlamak ise size kalmış. Polemiklerde yer almamak benim tercihim. Çünkü hep ürettim. Haber olacak o kadar çok yaptığım iş vardı ki işimin dışında bir konu hakkında konuşmaya fırsat bırakmadım. Bu da bilinçli bir hareketti.

“Keşke gençliğimi geri verseler” dediğiniz bir an oluyor mu? Bugün geçmişteki Zeynep Mansur’a dönüp baktığınızda, “Bunu farklı yapardım” dediğiniz ya da “Bir kez daha yaşama şansım olsa yine aynı şekilde yaşardım” dediğiniz bir hikâyeniz var mı? Yoksa o dönemin bütün doğallığıyla, hataları ve güzellikleriyle yaşanmış olmasını mı tercih ediyorsunuz?
Herkes gibi ben de kusursuz olmak isterdim. Mutlaka hayatıma yön verirken yaptığım hatalarım oldu ama “keşke” demeyi seven birisi değilim. Arkaya bakmadım hiçbir zaman, hep önüme bakarak ilerledim. Yalnızca hayatımın başladığı ilk günden bu ana kadar her konuda önceliğim kendim olsaydı, bunu başarabilmek isterdim. En büyük haksızlığı kendime yaptığımı düşünüyorum. Yıldız Tilbe’nin sözündeki gibi, kendinsin geç kaldığın…

Yıllar içerisinde birçok farklı şarkıya hayat verdiniz ve farklı dönemlerde farklı dinleyici kitleleriyle buluştunuz. Bugün sahneye çıktığınızda sizi en çok heyecanlandıran şey nedir? Yıllar içinde sahnede kendinizle ve dinleyiciyle kurduğunuz ilişkide nasıl bir değişim yaşandı?
Bu yıllar içinde oturmuş, kemikleşmiş bir dinleyicim var. Onlar beni dinlemeye geldiklerinde çok eğleneceklerini ve güzel zaman geçireceklerini iyi biliyorlar. Beni de mutlu eden ve heyecanlandıran tek şey onların eğlenmiş, mutlu bir gece geçirmiş ve güzel bir anı biriktirmiş olmaları.

Oyunculuk, sunuculuk, yazarlık ve müzik gibi farklı alanlarda üretim yaptınız. Buna rağmen özel hayatınızı kariyerinizin önüne koymamayı tercih ettiniz. Sizce sanatçının kendisini yaptığı işle var etmesi günümüzde hâlâ mümkün mü, yoksa sosyal medya çağında özel hayatın görünürlüğü neredeyse kariyerin bir parçasına mı dönüştü?
Bu, kişinin tamamen kendi tercihiyle ilgili. Ben böyle tercih ettiğim için işim dışında anılmadan, yalnızca ürettiklerimle anılarak yaşantımı sürdürdüm. Herkesin kendi tercihi.

“Beyaz Sevdalar”dan “Yüzde Yüz Severim”e, “Yudum Yudum”dan “Yine Bana Zor Geliyor”, “Hadi Git”, “Yıllar Sonra”, “Loş” ve “Di Mi?”ye uzanan uzun bir müzik yolculuğunuz var. Bugün bütün bu şarkıları ve dönemleri yan yana koyduğunuzda, sizce Zeynep Mansur’un değişmeyen tarafı ne, yıllar içerisinde en çok değişen tarafı ne oldu?
Hiçbir zaman değişmeyen tarafım, ilk günkü heyecanla çalışmam ve işimi kimseye emanet etmeden her zaman başından sonuna kadar ilgilenmem oldu. Bu da hiçbir zaman değişmedi, değişmeyecek. Son beş şarkımda da “Bu son şarkım” demem değişen tarafım oldu. Fakat yine birkaç ay içinde yeni bir şarkı çalışmasına başlıyorum.işimi çok seviyorum kanıma işlemiş diyebilirim:)

Bugün kariyerinizin geçmişini sırtınızda taşıyan ama aynı zamanda yeni müzikler üretmeye devam eden bir sanatçısınız. Önünüzdeki dönemde müzik, sahne, yazarlık ya da oyunculuk alanlarından hangisinde kendinizi yeniden şaşırtmak istediğiniz bir hayaliniz var? Zeynep Mansur’un bundan sonraki hikayesinde henüz gerçekleştirmediği en büyük şey nedir?
En son yazdığım “Sonbahar” isimli bir romanım var. Henüz yayınlanmadı. Onu senaryo hâline dönüştürüp dizi veya film olarak yayınlatmak istiyorum. Ayrıca komedi yazmayı çok istiyorum. Olaylara her zaman farklı bir bakış açım olduğunu beni tanıyanlar çok iyi bilir. Bu yüzden hikâyelerimin eğlenceli yönünü çok güzel aktarabileceğime inanıyorum.

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Müziğin Ritimlerinden Beyaz Perdeye Sektörün Ezberlerini Bozan Bir Yönetmen Portresi

                 Röportaj: MURAT FIRAT  Türkçe rap kültürünün henüz emekleme aşamasında olduğu yıllarda imkânsızlıkların ortasında prodüktörlük ve yapımcılık üstlenerek bir devrin temellerini atan öncü bir vizyoner. Müzik kariyerinde onlarca albüme imza atıp yüzlerce klip çektikten sonra sinemanın görsel dünyasına adım atan ve Şuursuz Aşk gibi projelerle ulusal ve uluslararası arenada ödüllere layık görülen sıra dışı bir yazar ve yönetmen. Sadece kamera arkasındaki ustalığıyla değil popüler kültür standartlarına sektörün yapımcı egolarına ve sahte şöhret algısına karşı sergilediği tavizsiz duruşuyla da fark yaratıyor. Müziğin hikaye anlatıcılığından Alman sinema disiplinine set ortamındaki katı ilkelerinden evlilik ve hayata dair samimi itiraflarına kadar uzanan bu söyleşide popülist ezberleri bozan son derece dobra bir sanat yolculuğuna tanıklık edeceksiniz. Kariyerinize Türkçe rap’in henüz emekleme aşamasında olduğu dönemle...

Zeynep Mansur’dan Popun Tatlı ve Alaycı Yüzüne Güçlü Bir Dönüş: “Di Mi?”

                        Haber: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde bazı şarkılar vardır; ilk dinleyişte büyük iddialar ortaya koymaz, kendisini dinleyiciye zorla kabul ettirmeye çalışmaz ama insanın kulağında güzel bir iz bırakır. Bir süre sonra fark edersiniz ki melodisi aklınızda dolaşıyor, nakaratını istemeden mırıldanıyorsunuz ve yeniden dinlemek istiyorsunuz. Zeynep Mansur’un yeni çalışması “Di Mi?” bende tam olarak böyle bir his uyandırdı. Uzun zamandır Türkçe pop müziğin içerisinde farklı türlerin birbirine fazlasıyla karıştığı bir dönemi yaşıyoruz. Rap müzik, arabesk, elektronik altyapılar ve deneysel sound’lar pop müziğin sınırlarını genişletirken, zaman zaman popun kendi sade ve melodik kimliğini de geride bıraktığını görüyoruz. Elbette müzik değişecek, gelişecek ve yeni türlerle buluşacak. Ancak bazen insan yalnızca iyi yazılmış, iyi düzenlenmiş ve sanatçının kendisini rahatlıkla ifade edebildiği bir pop...

30 Yıl Sonra Yeniden Konuşan Göksel: “İçimdeki Çocuk Hiç Değişmedi”

                  Röportaj: MURAT FIRAT Bir sanatçıyı yalnızca en çok bilinen şarkılarıyla tanımak, bazen onun hayatının en önemli bölümünü kaçırmak demektir. Çünkü sahnede görünen birkaç dakikanın, bir albüm kapağının ya da radyolarda yıllarca çalan bir şarkının arkasında; hayaller, kırgınlıklar, mücadeleler, bekleyişler ve yeniden ayağa kalkma cesareti vardır. Göksel’in hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye. 1996 yılında “Senden Kalan” albümüyle müzik dünyasına adım atan, ardından “Gönüllü Yazıldım” gibi bir eseri 90’lar Türk pop müziğinin hafızasına bırakan Göksel, aradan geçen 30 yıla rağmen geçmişte kalmış bir isim olarak değil, hâlâ üreten, hâlâ düşünen ve hâlâ yeni şarkıların peşinden giden bir müzisyen olarak karşımızda. Bu röportajın çıkış noktası da biraz tesadüf, biraz merak ve biraz da geçmişin bugüne bıraktığı izlerle ilgili. 90’lar şarkıları arasında yeniden karşıma çıkan “Gönüllü Yazıldım”, beni yalnızca bir haber hazırlamaya...

Selahattin Erhan: "İnsanların Hayatına Dokunmayan Hiçbir İşin Gerçek Bir Anlamı Yok"

                  Röportaj: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde yıllardır birçok unutulmaz esere imza atan söz yazarı ve besteci Selahattin Erhan, üretim anlayışından müzik sektörüne, hekimlik mesleğinden hayat felsefesine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu. Zerrin Özer'den Bülent Ersoy'a, Funda Arar'dan Mustafa Sandal'a kadar birçok önemli isme verdiği eserlerle tanınan Erhan, bu röportajda yalnızca kariyer yolculuğunu değil; sanatın topluma katkısını, müziğin değişen yüzünü, telif haklarını, genç müzisyenlere tavsiyelerini ve geleceğe dair hedeflerini de tüm açıklığıyla anlattı. Bugün birçok sanatçı tarafından seslendirilen eserlerin altında imzanız var. Ancak sizi sadece şarkılarınızla tanıyan geniş bir kitle bulunuyor. Selahattin Erhan'ı kendi cümleleriyle nasıl anlatırsınız? Bugüne kadar uzanan yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz? Yaptığım ya da yapacağım işler ne olursa olsun, insanların hayatına pozitif katkıla...

“Gelip Geçenlere Karşı Bir Duruş: Zerrin Özer’den Güçlü Bir Müzikal Manifesto ‘Geliyorlar Gidiyorlar’”

Haber: MURAT FIRAT Türk pop müziğinin zamana meydan okuyan sesi  Zerrin Özer , yeni şarkısı  Geliyorlar Gidiyorlar  ile bir kez daha yalnızca müzik yapmadığını, aynı zamanda bir duruş sergilediğini kanıtlıyor. Bu çalışma; hız çağının ilişkilerine, yüzeysel duygularına ve kolay tüketilen aşklarına karşı güçlü bir itiraz niteliği taşıyor. Dinleyiciye sadece melodik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Şarkının sözlerinde  Habil Ceyhan  imzası var; sade ama etkili bir dil kullanımıyla günümüz ilişkilerinin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Bestede  Bülent Yetiş , duygunun omurgasını kurarken; düzenlemede  Mustafa Arapoğlu  ve  Göksel Kamçı  modern dokunuşlarıyla parçayı bugünün ritmine başarıyla taşıyor. Ortaya çıkan sonuç; geçmişin deneyimi ile bugünün enerjisini buluşturan dengeli ve etkileyici bir yapı. Zerrin Özer, bu şarkıda yalnızca bir yorumcu değil; adeta bir anlatıcı, hatta bir tanık. Sö...

Herkes Kolaya Kaçarken Gülşen Çıtayı Bir Kez Daha Yükseltti

                        Haber: MURAT FIRAT  Müzik endüstrisinin son yılların en büyük kimlik ve finans krizlerinden birini yaşadığı bir dönemdeyiz. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, dijital platformların hız odaklı yapısı ve yapay zekâ destekli üretimlerin giderek yaygınlaşması, müziğin üretim biçimini de kökten değiştirdi. Şarkılar iki dakikanın altına inerken, büyük prodüksiyonlar yerini düşük maliyetli işlere bıraktı. Üstelik sektörün önemli bir bölümü, "Müzikten artık para kazanılmıyor." düşüncesini neredeyse ortak bir kabulleniş hâline getirmiş durumda. Tam da böyle bir atmosferde Gülşen, İtaat Yok ile yalnızca yeni bir single yayımlamadı. Aynı zamanda pop müziğin hâlâ büyük fikirlerle, cesur prodüksiyonlarla ve yüksek standartlarla üretilebileceğini gösteren güçlü bir cevap verdi. Yaklaşık otuz yıldır sahnede, stüdyoda ve ekranlarda istikrarını koruyan sanatçı, kariyerinin bu döneminde bile kendini tek...

Gökberk Demirci: Kalbimin ve mantığımın el verdiği sürece oyunculukta çok katı kuralım yoktur

Gökberk seni tanıyalım? 1989 yılında İzmit’te dünya'ya geldim. O zamanları fazla hatırlamıyorum, fakat mutlu bir bebekmişim fotoğraflardan anladığım kadarıyla  ;)   Aslen Adanalı’yım. Babamın mesleğinden dolayı birçok yer gezdik, gördük ve yaşadık. Benden 6 yıl sonra kardeşim Berkay dünyaya geldi. Pek uslu sayılmazmışım; öyle diyorlar. Ama o evre çok uzun sürmedi. Sanırım çocukken de büyüktüm hep! Hiç değişmediğimi söylerler.  ;) Sanırım oyunculuk kariyerin çocuk oyunları ve skeçlerle başladı? Kariyerim sayılmaz ama temeli çocukluk yıllarına dayanıyor. Özel günlerde oynanan oyunlar, anlık girilen karakterler ve başka birisi gibi davranmalar vs, vs (gülüyor). Çocukken fazla enerjiktim. Haliyle öğretmenlerim de bunu bir yarara dönüştürdüler. Hem benim için, hem de kendi sinir sistemleri adına  ;) 😉   Birçok konuda en büyük destekçim önce inancım, sonra ailem ve yakın çevrem oldu. Cengiz Küçükavyaz tiyatrosu ve Aktör-ist’lun kariyerin açısından ...

Meltem Leylekoğlu’ndan Doğru Şarkıyla Gelen Güçlü Bir Adım: Sardunyalar

                       HABER: MURAT FIRAT Müzik dünyasında bazı sanatçılar vardır; kendilerini bir anda değil, zaman içinde, sabırla ve üreterek ortaya koyarlar. Meltem Leylekoğlu da bu isimlerden biri. Sahne deneyimi, farklı müzik türlerine olan yatkınlığı ve kendisini geliştirme isteğiyle yoluna devam eden sanatçı, yeni çalışması “Sardunyalar” ile kariyerinde dikkat çekici bir adım atıyor. Meltem’in müzik yolculuğuna baktığımızda, yalnızca bir şarkı söyleyen değil, bu işi hayatının merkezine alan bir sanatçı profili görüyoruz. O Ses Türkiye’de yer alarak geniş bir dinleyici kitlesinin dikkatini çeken Leylekoğlu, sahne çalışmalarını da sürdürerek müziği günlük hayatının geçici bir parçası olmaktan çıkarıp mesleki bir çizgide devam ettiriyor. Benim açımdan bir sanatçıyı değerlendirirken yalnızca sesine ya da sosyal medyada ne kadar görünür olduğuna bakmak yeterli değil. Sahneye çıkmak, üretmek, repertuvar hazırlamak, dinleyiciy...

Bir Şarkının Yeniden Nefes Alışı: Zeynep Casalini ve Gözlerin'in Sessiz Gücü

                      Haber: MURAT FIRAT  Bazı şarkılar vardır. İlk dinleyişte güzel gelir. Bazıları ise yıllar geçtikçe anlamını büyütür, her kuşakta yeniden başka bir kalbe dokunur. Çünkü gerçek eserler zamana direnmez, zamanla birlikte olgunlaşır. Onları yeniden söyleyen her yorumcu da yalnızca bir şarkıyı seslendirmez. O eserin hafızasına kendi ruhunu bırakır. Zeynep Casalini'nin sesinden dinlediğimiz Gözlerin de tam olarak böyle bir yeniden buluşmanın hikâyesini anlatıyor. Bir klasikle yeniden karşılaşmanın en büyük riski, dinleyicinin hafızasında yer etmiş duyguyu bozabilmektir. Çünkü yıllardır bizimle yaşayan eserler yalnızca melodileriyle değil, taşıdıkları anılarla da var olur. Bu yüzden onları yeniden yorumlamak cesaret ister. Zeynep Casalini ise bu cesareti gösterirken şarkıyı değiştirmeye çalışmıyor. Tam tersine onun özüne yaklaşmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, yorumun en güçlü tarafını oluşturuyor. Gözl...

Bahadır Sağlam’dan Duygusal Bir Anlatı: “Sahte Gül Pazarı” ile Modern Aşkın Yalnızlığı

Murat Fırat - Uzman Gazeteci / Köşe Yazısı  Türk alternatif sahnesinin duygusal anlatımı güçlü isimlerinden Bahadır Sağlam, yeni single’ı “Sahte Gül Pazarı” ile dinleyiciyi doğrudan iç dünyasının en kırılgan noktalarına davet ediyor. Söz ve müziği tamamen sanatçının kendisine ait olan parça; düzenleme, mix ve mastering tarafında Mert Ağırlar’ın dokunuşunu taşıyor. Görsel dünyası da en az müziği kadar özenli kurulan şarkının klip yönetmenliği ve kurgusu Stephen’a, görüntü yönetmenliği Ömer Kaya’ya ait. Ghetto Production Turkey etiketiyle dijital platformlarda yayımlanan eser, Datça’nın doğal ve sade atmosferinde çekilen klibiyle şarkının yalnızlık hissini görsel bir şiire dönüştürüyor. Kargilos Hotel & Beach ve Green Horse Ranch ekiplerinin katkılarıyla hazırlanan sahnelerde, gün batımı ve deniz manzarası eşliğinde yürüyen yalnız bir figür; modern insanın kalabalık içindeki yalnızlığını güçlü bir sembole dönüştürüyor. “Sahte Gül Pazarı”, yalnızca bir ayrılık hikâyesi...