Röportaj: MURAT FIRAT
“Di Mi?” ile aşkı ve ilişkileri alaycı, eğlenceli ve samimi bir dille ele alan Zeynep Mansur, 30 yılı aşkın süredir devam eden müzik yolculuğunda üretmeye ve kendisini yenilemeye devam ediyor. Haziran ayında yayımladığı “Loş”un ardından “Di Mi?” ile yeniden dinleyici karşısına çıkan sanatçı, farklı müzikal dönemlere uyum sağlayabilen ancak kendi çizgisinden de uzaklaşmayan bir anlayış ortaya koyuyor.
Zeynep Mansur’un kariyerine bugün dönüp baktığımızda dikkat çeken en önemli noktalardan biri ise yaptığı işlerin zamana karşı dayanıklılığı. Şarkıları, klipleri, albümleri, kitapları ve televizyon çalışmaları arasında yıllar geçmesine rağmen etkisini koruyan, bugün de aynı keyifle dinlenip izlenebilen bir üretim anlayışı var. Müziğin yanı sıra yazarlık, sunuculuk ve oyunculuk alanlarında da kendisini ortaya koyan Mansur, her dönem kendi üslubunu koruyarak üretmeyi başaran isimlerden biri.
“Di Mi?”yi dinlediğimde de bu zamansızlık duygusunu yeniden hissettim. Şarkının aşkı ve ilişkileri tatlı bir alaycılıkla ele alışını oldukça başarılı buldum. Bu nedenle Zeynep Mansur’un yalnızca yeni şarkısını değil, 30 yılı aşan sanat yolculuğunu, müziğe bakışını ve bugüne kadar uzanan hikâyesini kendi sözleriyle dinlemek istedim.
Bu güzel sohbet ve samimi cevapları için kendisine teşekkür ediyor, Zeynep Mansur’u kendi hikayesini anlattığı bu röportajla siz sevgili okuyucularımıza bırakıyorum.
Müzik kariyerinize çok genç yaşta, 90’lı yılların sahne ve gazino kültürünün içinde başladınız. Bugün ise dijital platformların, sosyal medyanın ve hızlı tüketilen müziğin hâkim olduğu bambaşka bir dönemde üretmeye devam ediyorsunuz. Geçmişten bugüne baktığınızda, müzik dünyasının değişimi sizin sanat anlayışınızı nasıl dönüştürdü?
Öncelikle bahsettiğiniz gazinolar ve sahne adabı dediğimiz kültür tamamen değişti. Niteliğe ve niceliğe önem verilen bir sayfa kapandı. Müzikal olarak da daha dijital sound’lar kullanılmaya başlandı. Dolayısıyla çoğunlukla kayıtlarda kullanılan canlı enstrümanlar ortadan kalkınca, canlı müziğin vermiş olduğu gerçeklik ve sıcaklık da kayboldu.
Son dönemde “Loş” ve ardından “Di Mi?” ile dinleyicinin karşısına çıktınız. İki çalışmada da günümüz pop müziğinin farklı seslerini ve üretim anlayışlarını görüyoruz. Bu yeni dönem sizin için bilinçli bir müzikal yenilenme mi, yoksa yıllar içerisinde sanatçı olarak doğal biçimde geldiğiniz bir nokta mı?
Bunun bana sorulmasını açıkçası şaşırıyorum! Çünkü ben bunu 2006’da “Sen Nasıl İstersen”i yaptığımda da denemiştim. House müzik o dönemde çok denenen bir tarz değildi. O zaman da böyle bir geçiş yaparak şaşırtmıştım, yine şaşırtmaya devam ediyorum. Benim müzik yolculuğum her zaman böyle oldu. Kendini tekrar eden işler hiçbir zaman yapmadım.
“Di Mi?”de love bombing ve ghosting gibi günümüz ilişkilerinde sıkça kullanılan kavramları eğlenceli ve ironik bir dille ele alıyorsunuz. Aşkın ve ilişkilerin anlatılma biçimi sizce yıllar içerisinde gerçekten değişti mi, yoksa insanların yaşadığı duygular aynı kalırken yalnızca isimleri ve iletişim biçimleri mi değişti?
Aslında tüm aşklar aynı. Değişen çok bir şey yok, duyguların şekli değişti. Tıpkı moda gibi, aşk da hep kendini tekrar ediyor. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Yalnızca isimleri değişti. Eskiden “Beni aramıyor” derken insanlar şimdi “Ghostladı” diyor. Eskiden “Bu gece gel, yarın istersen yine git” diyorduk, şimdi “Hayırdır, bir çar çabuk toplandın, gidiyor musun?” diyoruz.
Kariyerinizin ilk döneminde gazino sahnelerinde, canlı müziğin ve usta-çırak ilişkisinin çok daha belirgin olduğu bir ortamda yetiştiniz. O yıllarda edindiğiniz sahne disiplini ve deneyimin, bugün bir şarkıyı yorumlama biçiminize ve profesyonel duruşunuza nasıl bir etkisi olduğunu düşünüyorsunuz?
Gazino sahnelerinin kendi içinde inanılmaz disiplinli bir çalışma şekli vardır. Mutlaka bir saat önce saçınız, makyajınız ve kıyafetiniz hazır şekilde orada bulunmak zorundasınız. Bu bir disiplindir ve günümüzde çoğu insanda olmayan bir disiplin. Hatta hâlâ havaalanına bile saatler öncesinden giderim. Gerçi kişilik olarak da beklemeyi de bekletmeyi de hiç sevmiyorum. Bu disiplinin içine doğmuş birisiyim diyebilirim.
“Sarı Saçlarımı Kestim”, “Platonik Bir Aşk”, “Gidiyorum Bu Aşktan” ve “Ben Erkek Olsaydım” kitaplarıyla müziğin yanında güçlü bir yazarlık serüveni de yaşadınız. Bir şarkının birkaç dakikasında anlattığınız bir hikayeyle, bir kitabın sayfalarına yayılan bir hikayeyi kurmak arasında sizin için nasıl bir fark var?
Kesinlikle şarkı sözü yazmak çok daha zor. Birkaç satırla bütün duyguyu özetlemek kolay bir şey değil. Ama uzun uzun anlatmak, sayfalara dökmek bana göre çok daha kolay geliyor.
Müzikte 90’lar ve 2000’lerin başındaki şarkıların bugün hâlâ dinlenmesinin ve yeniden gündeme gelmesinin önemli bir nedeni olduğu düşünülüyor. Siz o dönemin sanatçılarından biri olarak, o yılların şarkılarını bugüne taşıyan temel ruhun ne olduğunu düşünüyorsunuz? Günümüz müziğinde aynı kalıcılığı yakalamak için neye ihtiyaç var?
Diğer sorunuza verdiğim cevapta da söylediğim gibi, sıcaklığa ihtiyaç var. Bu da şarkıların düzenlemeleriyle ilgili. Daha az dijital kullanıp daha çok canlı enstrümanların kullanılması gerekiyor. 90’larda yapılan aranjelere baktığımızda daha farklı bir ruh vardı. Bunu yakalamamız gerekiyor. Ve belki de en önemlisi, bu ruha ulaşmak için yaratım aşamasında belki de gerçek aşka ihtiyaç var.
Kariyerinize baktığımızda magazinsel polemiklerden çok müziğiniz, sahne çalışmalarınız ve üretimlerinizle gündemde kalmayı tercih ettiğiniz görülüyor. Medya sektöründe bazen yalnızca başarılı olmak değil, arkasında büyük bir hikaye, aşk, tartışma ya da polemik bulunması da bir sanatçının daha fazla konuşulmasına neden olabiliyor. Sizce bir sanatçının hafızalarda kalması için mutlaka hayatında büyük bir olay yaşaması mı gerekiyor, yoksa yalnızca yaptığı işle iz bırakmak hala mümkün mü?
30 yılı aşkın süredir bu işi yapıyorum. Bir işte başarılı olduğunuzu kanıtlamanın tek yolu istikrardır. Bunun hangi yollarla olduğunu sağlamak ise size kalmış. Polemiklerde yer almamak benim tercihim. Çünkü hep ürettim. Haber olacak o kadar çok yaptığım iş vardı ki işimin dışında bir konu hakkında konuşmaya fırsat bırakmadım. Bu da bilinçli bir hareketti.
“Keşke gençliğimi geri verseler” dediğiniz bir an oluyor mu? Bugün geçmişteki Zeynep Mansur’a dönüp baktığınızda, “Bunu farklı yapardım” dediğiniz ya da “Bir kez daha yaşama şansım olsa yine aynı şekilde yaşardım” dediğiniz bir hikâyeniz var mı? Yoksa o dönemin bütün doğallığıyla, hataları ve güzellikleriyle yaşanmış olmasını mı tercih ediyorsunuz?
Herkes gibi ben de kusursuz olmak isterdim. Mutlaka hayatıma yön verirken yaptığım hatalarım oldu ama “keşke” demeyi seven birisi değilim. Arkaya bakmadım hiçbir zaman, hep önüme bakarak ilerledim. Yalnızca hayatımın başladığı ilk günden bu ana kadar her konuda önceliğim kendim olsaydı, bunu başarabilmek isterdim. En büyük haksızlığı kendime yaptığımı düşünüyorum. Yıldız Tilbe’nin sözündeki gibi, kendinsin geç kaldığın…
Yıllar içerisinde birçok farklı şarkıya hayat verdiniz ve farklı dönemlerde farklı dinleyici kitleleriyle buluştunuz. Bugün sahneye çıktığınızda sizi en çok heyecanlandıran şey nedir? Yıllar içinde sahnede kendinizle ve dinleyiciyle kurduğunuz ilişkide nasıl bir değişim yaşandı?
Bu yıllar içinde oturmuş, kemikleşmiş bir dinleyicim var. Onlar beni dinlemeye geldiklerinde çok eğleneceklerini ve güzel zaman geçireceklerini iyi biliyorlar. Beni de mutlu eden ve heyecanlandıran tek şey onların eğlenmiş, mutlu bir gece geçirmiş ve güzel bir anı biriktirmiş olmaları.
Oyunculuk, sunuculuk, yazarlık ve müzik gibi farklı alanlarda üretim yaptınız. Buna rağmen özel hayatınızı kariyerinizin önüne koymamayı tercih ettiniz. Sizce sanatçının kendisini yaptığı işle var etmesi günümüzde hâlâ mümkün mü, yoksa sosyal medya çağında özel hayatın görünürlüğü neredeyse kariyerin bir parçasına mı dönüştü?
Bu, kişinin tamamen kendi tercihiyle ilgili. Ben böyle tercih ettiğim için işim dışında anılmadan, yalnızca ürettiklerimle anılarak yaşantımı sürdürdüm. Herkesin kendi tercihi.
“Beyaz Sevdalar”dan “Yüzde Yüz Severim”e, “Yudum Yudum”dan “Yine Bana Zor Geliyor”, “Hadi Git”, “Yıllar Sonra”, “Loş” ve “Di Mi?”ye uzanan uzun bir müzik yolculuğunuz var. Bugün bütün bu şarkıları ve dönemleri yan yana koyduğunuzda, sizce Zeynep Mansur’un değişmeyen tarafı ne, yıllar içerisinde en çok değişen tarafı ne oldu?
Hiçbir zaman değişmeyen tarafım, ilk günkü heyecanla çalışmam ve işimi kimseye emanet etmeden her zaman başından sonuna kadar ilgilenmem oldu. Bu da hiçbir zaman değişmedi, değişmeyecek. Son beş şarkımda da “Bu son şarkım” demem değişen tarafım oldu. Fakat yine birkaç ay içinde yeni bir şarkı çalışmasına başlıyorum.işimi çok seviyorum kanıma işlemiş diyebilirim:)
Bugün kariyerinizin geçmişini sırtınızda taşıyan ama aynı zamanda yeni müzikler üretmeye devam eden bir sanatçısınız. Önünüzdeki dönemde müzik, sahne, yazarlık ya da oyunculuk alanlarından hangisinde kendinizi yeniden şaşırtmak istediğiniz bir hayaliniz var? Zeynep Mansur’un bundan sonraki hikayesinde henüz gerçekleştirmediği en büyük şey nedir?
En son yazdığım “Sonbahar” isimli bir romanım var. Henüz yayınlanmadı. Onu senaryo hâline dönüştürüp dizi veya film olarak yayınlatmak istiyorum. Ayrıca komedi yazmayı çok istiyorum. Olaylara her zaman farklı bir bakış açım olduğunu beni tanıyanlar çok iyi bilir. Bu yüzden hikâyelerimin eğlenceli yönünü çok güzel aktarabileceğime inanıyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder