Ana içeriğe atla

Üç Kadın, Bir Dönem, Sayısız Soru: Sezen Aksu, Şebnem Ferah ve Özlem Tekin'e Açık Mektup

                        Haber: MURAT FIRAT 

Müzik tarihi sadece yazılan şarkılarla, çıkılan sahnelerle ya da kazanılan ödüllerle örülmüyor. Bazen en büyük hikâyeler, o parlak spot ışıklarının arkasındaki derin sessizliklerde ve ani gidişlerde saklanıyor. Bugün Türk rock müziğinin dününe ve bugününe baktığımızda, tam merkezde duran devasa bir soru işareti var. Herkesin fısıldayarak konuştuğu, sosyal medyanın koridorlarında ve kulislerde yıllardır yankılanan, ancak kimsenin yüksek sesle nihayete erdiremediği o büyük muamma: Ne oldu Özlem Tekin? Neden her şeyi, hem de zirvedeyken bırakıp gitti?

Bu soru, sıradan bir merakın çok ötesinde. Çünkü biz, 90'ların ortasında sahneye adım atan; konservatuvar disiplinini sokaktaki o durdurulamaz asi ruhla birleştiren bambaşka bir kadından bahsediyoruz. "Kime Ne?" diyerek ezberleri bozan, "Aşk Her Şeyi Affeder mi?" ile bir jenerasyonun marşını yazan, "Laubali" ile pop-rock sınırlarını altüst eden ve "10,9,8..." ile "Kargalar" gibi albümlerle müzikal vizyonunu her defasında yeniden ortaya koyan bir sanatçıydı o.

Türkiye'de rock müziğin iki büyük kadın figüründen söz edildiğinde, bir tarafta Şebnem Ferah, diğer tarafta ise Özlem Tekin vardı. Volvox günlerinden beri yan yana, omuz omuza yürüyen bu iki isimden biri istikrarlı biçimde sektörün zirvesinde kalırken, diğerinin bir anda her şeye sırtını dönmesi; yalnızca "doğa sevgisi" ya da "çiftlik hayatı özlemi" ile açıklanamayacak kadar büyük bir tezat oluşturuyor.

Tam da bu noktada, sustukça büyüyen ve zamanla adeta bir şehir efsanesine dönüşen iddialar devreye giriyor. Sosyal medyada ve geçmişte sektörün içinde bulunmuş bazı isimlerin anlatımlarında sıkça dile getirilen; Sezen Aksu ve Şebnem Ferah ekseninde şekillenen, Özlem Tekin'in kariyerinin önüne görünmez engeller çıkarıldığı, kliplerinin, konserlerinin ve televizyon görünürlüğünün çeşitli yollarla sınırlandırıldığı yönündeki iddialar yıllardır konuşuluyor.

Bu iddialara ilişkin bugüne kadar kamuoyundaki tüm soru işaretlerini giderecek net ve kapsamlı bir açıklama yapılmış değil. Kimseyi zan altında bırakmak, kesin hükümler vermek ya da herhangi bir kişiyi itham etmek gibi bir niyetimiz yok. Ancak ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek var: Böylesine büyük bir yeteneğin, savaşçı karakteriyle yıllarca inşa ettiği kariyerini bir anda tamamen geride bırakıp önce Bodrum'a, ardından kırsalda sakin bir yaşama yönelmesi; birçok insanın zihninde hâlâ cevapsız sorular bırakıyor.

İşte bu yüzden bu yazı, yalnızca Özlem Tekin'e değil; Türk müziğine damga vurmuş üç önemli kadına yazılmış açık bir mektuptur.

Sevgili Sezen Aksu, Sevgili Şebnem Ferah ve Sevgili Özlem Tekin...

Bu satırlar kimseyi suçlamak, yargılamak ya da yıllardır konuşulan iddiaları kesin gerçeklermiş gibi sunmak için yazılmadı. Tam tersine, yıllardır süren sessizliğin, dedikoduların ve belirsizliklerin yerini bir gün açıklığa, anlayışa ve belki de barışa bırakabilmesi umuduyla kaleme alındı.

Sevgili Özlem...

Sen sustukça, Gündoğan'daki evinin bahçesinde kameraları görünce haklı olarak geri çekilmeyi tercih ettikçe ve sessizliğini korudukça, bu konu Türk müzik tarihinin en büyük gizemlerinden biri olmaya devam ediyor. İnsanlar ister istemez şu soruları soruyor: Bir baskıyla mı karşılaştın? Sektörün acımasız dengeleri içinde mücadele etmek zorunda mı bırakıldın? Seni o üretken enerjinden, sahneden ve dinleyicilerinden koparan asıl sebep neydi?

Başarıya giden yolun istikrardan geçtiğini en iyi bilen isimlerden biri sendin. Her albümünde müzikal çizgini değiştirecek kadar cesur davranırken, bu büyük mücadelede neden sahayı tamamen terk etmeyi seçtin? Yoksa bu bir vazgeçiş değil de, sistemin kirli olduğunu düşündüğün düzene karşı sessiz ama en güçlü proteston muydu?

Sevgili Şebnem...

Yıllardır kendi çizginden taviz vermeden üretmeye devam ettin. Adın zaman zaman hiç istemediğin tartışmaların ve söylentilerin içine çekildi. Oysa sen de bu müziğin en güçlü kadınlarından biri olarak yalnızca eserlerinle anılmayı hak ediyorsun. Belki bir gün sen de yıllardır konuşulan bu konulara dair söylemek istediğin ne varsa, kendi cümlelerinle anlatırsın. Böylece yıllardır süren belirsizliklerin yerini gerçekler alır.

Sevgili Sezen...

Sen, onlarca sanatçının hayatına dokunmuş, Türk müziğinin yaşayan en büyük isimlerinden birisin. Eğer gerçekten geçmişten kalan kırgınlıklar, yanlış anlaşılmalar ya da konuşulamamış meseleler varsa, belki de onları aynı masada buluşturabilecek en güçlü isim sensin. Bazen yılların sessizliğini bozacak tek şey, samimi bir sohbet ve uzatılan bir eldir.
Biz dinleyiciler olarak hiçbirinizi yalnızca geçmişte kalmış güzel anılar olarak görmüyoruz. Şebnem Ferah'ın dramatik ve güçlü vokali, Özlem Tekin'in sınır tanımayan cesur ruhu ve Sezen Aksu'nun onlarca kuşağa dokunan eşsiz kalemi; Türk müziğinin birbirini tamamlayan en değerli parçalarından biri oldu. Hepiniz, farklı yönlerinizle milyonlarca insanın hayatına dokundunuz.

İşte bu yüzden yıllardır süren sessizlik artık yalnızca sizlere ait bir mesele olmaktan çıktı. Sizlerin şarkılarıyla büyüyen, acılarına ve sevinçlerine sizin eserlerinizle eşlik eden binlerce insan için bu konu büyük bir meraka dönüştü. Gün gelir de konuşmayı tercih ederseniz, yaşanan ne varsa, onu sizlerin ağzından duymak isteriz. Çünkü gerçekler ancak onları yaşayanların anlatımıyla anlam kazanır.
Ve son olarak, bir dinleyici olarak yürekten gelen bir dileğimi paylaşmak istiyorum.

Keşke Türk pop müziğinin kraliçesi olarak görülen Sezen Aksu, yıllar önce aynı yollardan geçmiş bu iki değerli sanatçının elinden tutsa... Kanlıca'daki yalısında ya da herhangi bir sofrada onları bir araya getirse. Eğer geçmişten gelen kırgınlıklar, yanlış anlaşılmalar ya da konuşulmamış meseleler varsa, bunlar yalnızca kendi aralarında konuşulup geride kalsa.

Belki ortada hiçbir zaman anlatıldığı gibi bir hikâye olmadı. Belki de yıllardır dilden dile dolaşan söylentiler, gerçeğin çok ötesine geçti. Ama insan ömrü gerçekten çok kısa. Kırgınlıkları, küskünlükleri ve geçmişin yükünü yıllarca taşımaya değmeyecek kadar kısa.

Biz dinleyiciler için önemli olan, yıllar önce hayatımıza dokunan o güzel şarkılar ve o unutulmaz anılar. Bu yüzden en büyük hayallerimden biri, bir gün Şebnem Ferah ile Özlem Tekin'i yeniden aynı sahnede, aynı mikrofonun başında görmek olurdu. Belki tek bir şarkıda, belki tek bir gecede, belki de yılların ardından gelecek tek bir düette...

Çünkü bazen tek bir şarkı, yıllarca konuşulan binlerce cümleden daha fazlasını anlatır. Eğer bir gün böyle bir buluşma gerçekleşirse, kazanan ne dedikodular olur ne de geçmişin kırgınlıkları... Kazanan yalnızca müzik olur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

90'lar Ruhunu Kurumsal Dünyanın Disipliniyle Harmanlayan Bir Zamansızlık Ustası: ALTUĞ BİLSEV

                   Röportaj: MURAT FIRAT  Müzik piyasasının hızla dijitalleştiği, üretimin serileştiği ancak aynı hızla tüketildiği günümüz dünyasında, ruhumuzu dinlendiren o tanıdık dokunuşları bulmak her geçen gün zorlaşıyor. İşte tam bu kırılma noktasında, 90'ların o samimi, derin ve zamansız tınılarını heybesinde taşıyan, üstelik bu sanatsal üretimi 25 yıllık kurumsal bir kariyerin çelikten disipliniyle harmanlayan çok özel bir isim çıkıyor karşımıza: Altuğ. Zeynep Türkeş'ten Zeynep Dizdar'a, Zeynep Mansur'dan Türk popunun ikonik sesi Reyhan Karaca'ya kadar müziğin dev isimlerinin mutfağında iz bırakan hitlerin arkasındaki o sihirli kalemin sahibi Altuğ ile; çocukluğundan Sezen Aksu hayranlığına, kurumsal hayat ile müzik arasındaki çift mesaili yaşamından yapay zekaya bakışına ve "ALSEV" projesinin geleceğine uzanan derinlikli bir söyleşi gerçekleştirdik. Sözü, kelimelerin ve notaların matematiksel uyumuna inanan Alt...

Sözlerin Ön Planda Olduğu Bir Nilüfer Şarkısı

Murat Fırat - Uzman Gazeteci / Köşe Yazısı  Bazı şarkılar vardır; bağırmaz, kendini ispat etmeye çalışmaz. Dinleyicinin yakasına yapışmak yerine, yanına oturur. “Gökyüzü” tam olarak böyle bir şarkı. Ve belki de bu yüzden etkisi yüksek. Nilüfer’in yeni çalışması, ilk andan itibaren bir şeyi net biçimde söylüyor: Burada gösteriş değil, duygu var. Klip son derece sade ama bir o kadar da kaliteli. Abartılı mekânlar, kalabalık kadrajlar, dikkat dağıtan detaylar yok. Çünkü amaç belli: Şarkının sözleri ön planda olsun. Bu sade tercih, aynı zamanda büyük bir özgüvenin göstergesi. Kamera Nilüfer’e yaklaştıkça, mimikleri, bakışları, küçük jestleri konuşuyor. Yıllar içinde kaybolması beklenen o ilk gün enerjisi, şaşırtıcı biçimde hâlâ orada. Zorlama bir gençlik değil bu; doğal, sakin, kendinden emin bir duruş. Saç, makyaj ve kıyafet tasarımı klibin en güçlü unsurlarından biri. Şık ama iddiasız, zamansız ama bugüne ait. Özellikle genç izleyiciye hitap eden bir estetik anlayışı var....

Ebru'yla Evliyken Emre'ye Aşıktım

Teoman'ın "Yavaş Yavaş" albümünde İrem Candar'la düet yaptığı "Bana Öyle Bakma" şarkısının sözlerinde "Bana öyle bakma anlayacaklar, ikimize karşı bu dünya bizi anlamayacaklar" dediğinde Ahmet ve Emre gibi birçok Lgbti bireyinin hayatını özetlemişti. İlk görüşte aşka inanır mısınız bilmem ama Ahmet ve Emre ilk görüşte birbirlerine âşık olanlardan, sosyal medya üzerinden tanıştılar ve Ahmet askere gidene kadar hiç ayrılmadılar. Eğer aşk asker de başkaysa bunun asıl sebebi Emre'nin kuşkuya yer vermeyecek derecede Ahmet'te sadık olmasıydı! Sonrasın da ne mi oldu? Askerliği bitirip işe başlayınca Ahmet evlendi hayır yanlış okumadınız! "Toplum Baskısı" yüzünden Ahmet'de evlendi. Tanışma hikayenizi dinlemek isterim? Emre ile sosyal medya üzerinden tanıştık sohbeti çok hoşuma gitmişti belli bir süre sonra yüz yüze görüşmeye karar verdik. Bundan 7 yıl önce bir Ağustos akşamı parka görüşmeye gittim ve nasıl birisiyle karşıla...