Ana içeriğe atla

90'lar Ruhunu Kurumsal Dünyanın Disipliniyle Harmanlayan Bir Zamansızlık Ustası: ALTUĞ BİLSEV

                   Röportaj: MURAT FIRAT 

Müzik piyasasının hızla dijitalleştiği, üretimin serileştiği ancak aynı hızla tüketildiği günümüz dünyasında, ruhumuzu dinlendiren o tanıdık dokunuşları bulmak her geçen gün zorlaşıyor. İşte tam bu kırılma noktasında, 90'ların o samimi, derin ve zamansız tınılarını heybesinde taşıyan, üstelik bu sanatsal üretimi 25 yıllık kurumsal bir kariyerin çelikten disipliniyle harmanlayan çok özel bir isim çıkıyor karşımıza: Altuğ. Zeynep Türkeş'ten Zeynep Dizdar'a, Zeynep Mansur'dan Türk popunun ikonik sesi Reyhan Karaca'ya kadar müziğin dev isimlerinin mutfağında iz bırakan hitlerin arkasındaki o sihirli kalemin sahibi Altuğ ile; çocukluğundan Sezen Aksu hayranlığına, kurumsal hayat ile müzik arasındaki çift mesaili yaşamından yapay zekaya bakışına ve "ALSEV" projesinin geleceğine uzanan derinlikli bir söyleşi gerçekleştirdik. Sözü, kelimelerin ve notaların matematiksel uyumuna inanan Altuğ'a bırakıyoruz.

Altuğ, bize biraz o ilk satırları yazan çocuğu anlatsana; nasıl bir ailede büyüdün, çocukluğun nasıl geçti?
Çok sevgi dolu ve güzel bir ailede büyüdüm. Çekirdek, küçük bir ailem var ancak babamın mesleği nedeniyle yurdun dört bir yanında geçen okul hayatımla birlikte hem lokasyonlara hem de farklı kültürlere ister istemez alışmakla, adapte olmakla, gözlemlemekle ve oralardan aldığım her şeyi kendime katarak; yazarak, çizerek, çalışarak ve güçlü sosyal ilişkilere sahip olarak geçirdim.

İçindeki o müzik ve beste yapma tutkusu ilk kez ne zaman, hangi duyguyla ya da hangi şarkıyla tetiklendi?
Çok klasik gelebilir ama bildim bileli yazmayı kendimi ifade etme, duygularımı aktarma yolu olarak seçtim. Çok fanatik bir Sezen Aksu hayranıyım; çocuk yaşta bile en duygusal parçalarının etkisi altında kalarak gençliğe giden yolumda da üretim kapasitesini ve ortaya çıkardığı şaheserleri takip ederek kendime idol seçtim diyebilirim. Herkesin duygularına ortak bir dil oluşturabilme ve bir etki yaratma fikri beni çok heyecanlandırıyordu. Hiç durmadan yazdım, çizdim ve zamanla yazdıklarımın bir matematiği, bir melodisi olduğunu fark ettim. Sonrasında hem yazmaya hem de müzikle birlikte üretmeye başladım.

Biz seni notalarınla tanıyoruz ama müzik dışında aktif olarak yürüttüğün, seni besleyen farklı bir mesleğin, kurumsal bir kariyerin var mı?
Evet, yaklaşık 25 yıldır beyaz yakalı bir çalışan olarak kurumsal tarafta kariyer hayatıma devam ediyorum.


Günümüz dünyasında sadece müzikten, söz yazarlığından ve bestecilikten geçinebilmek, hayatı idame ettirebilmek sence ne kadar mümkün?
Bu işe yeni başlıyorsanız rüştünü ispat edene kadar zor. Çok sert rekabetin olduğu, bazı köşelerin tutulduğu, bazı kapıların zor açıldığı; diğer yandan da doğru bir iş yaptığınızda ve doğru kitleye ulaştığınızda eskiye göre çok daha hızlı popüler hale gelebildiğiniz bir müzik piyasası var. Sürekli üreten ve piyasada talep gören bir müzisyenseniz geçinmek mümkün tabii, çok da iyi şartlar sağlayabilirsiniz kendinize ancak bunun için çok başarılı ve biraz da şanslı olmak gerektiğini düşünüyorum.

Hem üretken bir müzisyen hem de iş hayatı olan biri olarak; sıradan bir günün, o 24 saatin nasıl geçiyor?
Ben iki mesai yapıyorum her gün. 09:00 - 18:00 arası kurumsal hayat, 18:00 sonrası ise müzik. Boşluklarda ve tatil zamanlarında ise kendime zaman ayırıp herkesin yaptığı gibi yakın arkadaşlarıyla sosyalleşen; tiyatro, konser vb. aktivitelere katılan, arada spor alışkanlığı olan, evinde vakit geçirmeyi çok seven biriyim.

Şarkılarında hep o hepimizin özlediği 90'lar tadı, tınısı ve derin bir hikaye anlatımı var; bugünün hızlı tüketim çağında bu ruhu nasıl koruyorsun?
Gençliğim 90'lar benim; o eşsiz dönemi yaşamış, tecrübe etmiş olmak, o duyguları yaşayarak, dinleyerek büyümüş olmak sanırım bir şekilde duyguların oturduğu, olgunluğa evrildiği dönemlerin o dönemlere denk gelmesi, hâlen aynı ruhla yaşıyor olmam, o samimiyeti, içtenliği, doğallığı korumaya çalışmamdan ötürü sizlere de bunu yansıtıyor diye düşünüyorum.

Zeynep Dizdar ve Zeynep Mansur'un ardından Türk popunun ikonik sesi Reyhan Karaca ile de çalıştın; bu dev isimlerle o hitlerin mutfağında nasıl bir kimya yakaladın?
Hepsi çok önemli ve çok değerli isimler. Her biri ile çalışırken ortak yönümüzün gerçekten doğal, içten, samimi işler ortaya koymak olduğunu gördüm. Aynı jenerasyondan gelmemizin de birbirimizi anlamamızda çok büyük katkısı oldu. Kurumsal hayattan gelen disiplini müzik hayatımda da devam ettiriyorum. Hepsi de birbirinden titiz, çalışkan, detaycı ve disiplinli sanatçılar. Yıllardır zirvede olan isimler; ne istediklerini çok net biliyorlar. Tüm bunların sonucunda çok profesyonel ve iz bırakacak işlere imzamızı attığımıza inanıyorum.

Kapını çalan herkese şarkı verir misin, yoksa bir eseri teslim ederken o yorumcuda aradığın kırmızı çizgilerin, katı kriterlerin var mı?
Açıkçası kırmızı çizgim yok ancak elbette kapımı çalan kişiye de bağlı. Ürettiğim şarkıları kendisiyle ya da imajıyla bağdaştıramıyorsam çok başarılı bir sonuç alabileceğimizi düşünemiyorum. Yine de istendiği takdirde herkese seve seve yardımcı olmaya çalışan bir yapım var.

Bugün sosyal medyadan sanatçılara ulaşmak kolay ama stüdyoya sokup şarkı okutmak çok zor. Sektörün bu "riske girmeyelim, bilindik isimle çalışalım" duvarını ve yüksek maliyetleri sen nasıl aştın?
Kolay olduğunu söyleyemem. Birçok kez hayal kırıklığı yaşadım ancak aslolan inanmak ve yılmamak sanırım. Doğru şarkıyla doğru sanatçıların kapısını çaldığında içinde "Evet, bu şarkı benim olmalı, ben söylemeliyim" duygusunu yaratabiliyorsan, ismin piyasada yoksa da engelleri ortadan kaldırabiliyor. Ancak kemikleşmiş bazı yapılar da yok değil; onları aşmak mümkün olmayabiliyor. Bu sektörden size inanan ve sizi refere edebilecek biri ya da birileri olduğunda kapıları çalmak ve aralamak daha kolay oluyor.

Kendi müzikal yolculuğunda rüştünü ispat etme sürecin nasıl geçti; hayallerin ne zaman gerçeğe döndü ve bu yolda en çok kimler teşekkürü hak ediyor?
Başından beri yanımda olan çok yetenekli ve değerli müzik adamı, canım dostum Koray Çapanoğlu bana bu yolculukta her zaman rehberlik etmiştir. Yine çok uzun yıllardır beni destekleyen çok sevgili dostum, gazeteci ve basın danışmanı Suat Filiz hep yanımda oldu. İlk hayalim, hem Koray Çapanoğlu'nun hem de Zeynep Türkeş'in uzun yıllar önce albümlerinde sözlerimle katkıda bulunmuş olmamla gerçekleşti ancak hem söz hem de müziğimle yer aldığım ilk çalışma Zeynep Dizdar - Afrodizyak oldu. Bana inanan ve şarkılarımı okuyan tüm sanatçılara ayrı ayrı teşekkür ederim. Bu isimler sırasıyla; Zeynep Türkeş, Koray Çapanoğlu, Zeynep Dizdar, İmren Çapanoğlu, Zeynep Mansur ve Reyhan Karaca'dır.

Söz yazarken, zihninde çalan tek bir anahtar kelimeden veya tek bir cümleden yola çıktığın anlar oluyor mu?
Tam da dediğin gibi; bir söz, bir cümle, bir bakış, bir duygu... O her ne ise, her şey onun üstüne kuruluyor bir anda.

Yazım aşamasında kağıtla baş başa kaldığında, kendi kırılganlıklarınla yüzleşmekten çekindiğin, seni zorlayan anlar oluyor mu?
Hayatımda kendimle her zaman yüzleşen biri oldum. Evet çok kolay değil ama doğrusuyla ve yanlışıyla ben benim. Herkes gibi benim de dışarıdan aldığım çok yara var ancak hiçbirinin kendimin acıttığı kadar acıtmasına izin vermemişimdir. Kendimle de insanlarla da yüzleşmekten asla çekinmem.

Günümüz dünyasında yapay zekanın yazdığı sözler ve şarkılar çok revaçta; sen bu dijital geçiş sürecinde bu teknolojilerden besleniyor musun?
Yapay zekanın bir insanın duygusunu hiçbir şekilde yansıtacağına inanmıyorum. Ancak şarkıların yaratımından sonraki üretim sürecinde, özellikle demo oluştururken çok pratik ve çok kaliteli çıktılar veriyor. Yaratım aşamasında değil ancak üretim aşamasında kullanmayı sonuna kadar destekliyor ve ben de kullanıyorum.

Önümüzdeki süreçte, şarkılarını sadece başkalarına emanet etmek yerine bizzat senin sesinden, senin yorumunla akacak sürpriz bir ALSEV projesi dinleyecek miyiz?
Elbette, benim şarkıcı olmak ya da şarkıcı kimliğimi tanıtmak gibi bir amacım yok ancak şimdiye dek dijital müzik platformlarında 6 tekli yayınladım ve bir ALSEV kitlesi oluşmaya başladı. Buna devam edeceğime kuşkunuz olmasın.

Yıllar sonra dönüp arkana baktığında, Türk müzik tarihinde nasıl bir iz bırakmış, nasıl anılan bir müzisyen olmak istiyorsun?
Elbette klasikleşen, nesilden nesile akan, her nesli yakalayabilen eserler bırakabilmeyi; unutulup bir köşede kalmamış, zamansızlaşmış olmayı çok isterim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sözlerin Ön Planda Olduğu Bir Nilüfer Şarkısı

Murat Fırat - Uzman Gazeteci / Köşe Yazısı  Bazı şarkılar vardır; bağırmaz, kendini ispat etmeye çalışmaz. Dinleyicinin yakasına yapışmak yerine, yanına oturur. “Gökyüzü” tam olarak böyle bir şarkı. Ve belki de bu yüzden etkisi yüksek. Nilüfer’in yeni çalışması, ilk andan itibaren bir şeyi net biçimde söylüyor: Burada gösteriş değil, duygu var. Klip son derece sade ama bir o kadar da kaliteli. Abartılı mekânlar, kalabalık kadrajlar, dikkat dağıtan detaylar yok. Çünkü amaç belli: Şarkının sözleri ön planda olsun. Bu sade tercih, aynı zamanda büyük bir özgüvenin göstergesi. Kamera Nilüfer’e yaklaştıkça, mimikleri, bakışları, küçük jestleri konuşuyor. Yıllar içinde kaybolması beklenen o ilk gün enerjisi, şaşırtıcı biçimde hâlâ orada. Zorlama bir gençlik değil bu; doğal, sakin, kendinden emin bir duruş. Saç, makyaj ve kıyafet tasarımı klibin en güçlü unsurlarından biri. Şık ama iddiasız, zamansız ama bugüne ait. Özellikle genç izleyiciye hitap eden bir estetik anlayışı var....

Ebru'yla Evliyken Emre'ye Aşıktım

Teoman'ın "Yavaş Yavaş" albümünde İrem Candar'la düet yaptığı "Bana Öyle Bakma" şarkısının sözlerinde "Bana öyle bakma anlayacaklar, ikimize karşı bu dünya bizi anlamayacaklar" dediğinde Ahmet ve Emre gibi birçok Lgbti bireyinin hayatını özetlemişti. İlk görüşte aşka inanır mısınız bilmem ama Ahmet ve Emre ilk görüşte birbirlerine âşık olanlardan, sosyal medya üzerinden tanıştılar ve Ahmet askere gidene kadar hiç ayrılmadılar. Eğer aşk asker de başkaysa bunun asıl sebebi Emre'nin kuşkuya yer vermeyecek derecede Ahmet'te sadık olmasıydı! Sonrasın da ne mi oldu? Askerliği bitirip işe başlayınca Ahmet evlendi hayır yanlış okumadınız! "Toplum Baskısı" yüzünden Ahmet'de evlendi. Tanışma hikayenizi dinlemek isterim? Emre ile sosyal medya üzerinden tanıştık sohbeti çok hoşuma gitmişti belli bir süre sonra yüz yüze görüşmeye karar verdik. Bundan 7 yıl önce bir Ağustos akşamı parka görüşmeye gittim ve nasıl birisiyle karşıla...

“Krizden Kaçınmak Değil, Onu Yönetmek: Burcu Güneş Örneği”

                                            Haber: MURAT FIRAT  Bazı anlar vardır; ilk bakışta yalnızca bir sosyal medya paylaşımı gibi görünür, fakat biraz yakından bakıldığında bir sanatçının yıllara yayılan duruşunu, disiplinini ve estetik anlayışını ele verir. Burcu Güneş’in geçtiğimiz günlerde paylaştığı o ayna selfiesi de tam olarak böyle bir an. Siyah, parlak bir sahne kostümü içinde, kırmızı sivri burunlu stilettolarıyla verdiği pozun altına düştüğü not; ilk etapta eğlenceli, hatta hafif bir serzeniş gibi okunuyor: “Anıları Yak klibinde… ayakkabımı çalmışlar. Bu son karemizmiş.” Ardından gelen “Ayakkabıyı seç” ifadesi ise bu hikâyeyi neredeyse bir oyuna çeviriyor. Fakat bu küçük detayın ardında, aslında büyük bir profesyonellik hikâyesi yatıyor. 2022 yılında yayımlanan Benim Yolum, Burcu Güneş’in kariyerinde yalnızca bir albüm değil; adeta bir manifesto ...