Haber: MURAT FIRAT
Türk pop müziğinin tarihi yazıldığında, bazı isimler sadece birer şarkıcı ya da besteci olarak değil, bir dönemin ruhunu inşa eden mimarlar olarak kayda geçer. İşte bu mimarların en başında, kelimeleri ve notaları adeta bir sarraf gibi işleyen usta sanatçı Kayahan gelir. Bugünlerde magazin sayfalarını, sosyal medya koridorlarını ve adliye saraylarını meşgul eden telif tartışmaları, sahte imza iddiaları ve geçmişe dönük ailevi hesaplaşmalar ne kadar gürültülü olursa olsun, asıl gerçeği, yani o devasa müzikal mirası, gölgelemeye yetmiyor. Bir gazeteci olarak vazifemiz, bugünün parlayan flaşları altındaki kavgaları aktarırken, o kavgaların üzerinde yükseldiği mukaddes temeli, yani sanatı ve emeği unutmamaktır.
Kayahan dendiğinde akla gelen ilk ve en güçlü sanatsal ortaklık, hiç şüphesiz Nilüfer’dir. Türk müzik tarihinin en kusursuz senkronizasyonlarından biriydi onlarınki. Nilüfer’in o billur ve güçlü sesi, Kayahan’ın derinlikli, her dinleyenin kalbine dokunan besteleriyle birleştiğinde, Türkiye’de pop müziğin altın çağı yaşandı. "Esmer Günler", "Geceler", "Kar Taneleri" gibi eserler sadece birer hit değil, bu ülkenin ortak hafızası; her birimizin gençliği, aşkı ve ayrılığı oldu.
Bu ortaklık hem ulusal hem de uluslararası arenada defalarca tescillendi; aldıkları sayısız ödül, doldurdukları stadyumlar ve milyonlar satan albümler, iki büyük ustanın yan yana geldiğinde nasıl bir çekim merkezi oluşturduğunun en büyük kanıtıydı. Bugün, yıllar sonra arşivlerden çıkan ve Nilüfer’in sesinden dinleyeceğimiz "Sabaha Kadar" şarkısının heyecanı bile, bu iki ismin müzikal bağının zamansızlığını ortaya koyuyor.
Ancak Kayahan, sadece sahnelerin usta bir müzisyeni değil; hayatın içinde de derin bağları olan, duygularını çok yüksek yaşayan bir babaydı, bir eşti. İlk evliliğinden olan kızı Beste’ye duyduğu sevgi, sadece bir babanın evladına bağlılığı değil, bir sanatçının en saf ilham kaynağıydı. Bugünlerde mahkeme salonlarında adı geçen Beste için zamanında kaleme aldığı, ona adanmış o ebeveyn şarkıları ve ninniler, bir babanın kızının çocukluğuna bıraktığı en güzel, en temiz mektuplardı. Kayahan, evlatlarına ve ailesine emek vermeyi, onlar için üretmeyi her şeyin üzerinde tutan bir figürdü.
Hayatının son döneminde ise onun bu hassas ve üretken ruhuna yoldaşlık eden isim İpek Açar oldu. İpek Açar’la olan evliliği, usta sanatçıya sadece bir eş değil, aynı zamanda sahnede ve stüdyoda bir vokal, bir omuz; hayatın zorlu virajlarında ise büyük bir huzur ve düzgün bir aile yaşantısı sundu. Bu evlilikten dünyaya gelen Aslı Gönül ile birlikte, Kayahan’ın ömrünün son yıllarını sevgiyle, saygıyla ve müzikle sarmalanmış düzgün bir aile ortamında geçirdiğine tüm Türkiye şahit oldu. O dönem basına yansıyan her karede, birbirine kenetlenmiş, usta sanatçının hastalığında ve sağlığında arkasında dağ gibi duran bir aile tablosu vardı.
Bugün gelinen noktada miras paylaşımları, hukuki süreçler ve sosyal medya üzerinden yapılan açıklamalar can sıkıcı bir boyuta ulaşmış olabilir. Kimin haklı, kimin haksız olduğuna kuşkusuz bağımsız mahkemeler ve adalet karar verecektir.
Fakat tarafların da, biz dinleyicilerin de unutmaması gereken bir şey var: Kayahan, arkasında mahkeme dosyaları değil, zamansız şarkılar bıraktı. Beste'nin çocukluğuna yazılan ninniler de, Nilüfer'in sesiyle ölümsüzleşen efsane besteler de, İpek Açar'la kurduğu o huzurlu yuvanın anıları da Kayahan'ın asıl mirasıdır. Güncel polemiklerin tozu dumanı elbet bir gün dağılır; geriye ise sadece o büyük ustanın gitarından dökülen ve hepimizin hayatına dokunan o eşsiz ezgiler kalır.
Yorumlar
Yorum Gönder