Ana içeriğe atla

Sesiyle Zirveye, Karakteriyle Gönüllere Yerleşen; Türkülerin Modern Yüzü ve Televizyonculuğun Öncüsü: Nur Ertürk

                        Haber: MURAT FIRAT 

90'lı yıllar, Türkiye'nin kültürel ve müzikal hafızasında adeta bir "altın çağ" olarak yaşandı. Ancak bu çağ, aynı zamanda müzik sektörünün en acımasız; gruplaşmaların en yoğun, kulislerin ve yapay magazin figürlerinin ortalığı kasıp kavurduğu bir kurtlar sofrası dönemiydi. Sanatçıların bir yerlere gelebilmek için mutlaka bir güç odağına yaslanmak, belli lobilerin koruması altına girmek zorunda hissettiği o karmaşık iklimde; sadece sesiyle, imajıyla, zarafetiyle ve sarsılmaz duruşuyla tek başına bir kale gibi yükselen bir isim vardı: Nur Ertürk.

Gazi Üniversitesi'ni kazanmasına rağmen ailesinin sorumluluğunu üstlenip gidemeyen, ancak içindeki müzik ateşini asla söndürmeyen bu vizyoner kadın; TRT kökenli hocaları Ömer Şan ve Bilge Şan'dan aldığı solfej eğitimiyle yola çıktığında, kaderin onun için çok daha büyük bir sahne hazırladığından belki de habersizdi. Ama o sahneye adım attığı an, Türk Halk Müziği'nde bir daha asla silinmeyecek bir milat oldu.

Nur Ertürk, müzik dünyasına kıyısından köşesinden değil, adeta en tepeden, zirveden bir giriş yaptı. 1990 yılında müzik marketlerde yerini alan "İlvanlım" albümü, o dönem sadece halk müziği camiasını değil, tüm müzik piyasasını kökten sarstı. Bugünün sahte dijital tıklanmalarının, yapay dinlenme oranlarının esamesinin okunmadığı; albümlerin ve kasetlerin gerçekten fiziki olarak kuyruklar oluşturularak satıldığı o altın dönemde milyonluk satış rakamlarına ulaştı.

Tarzıyla, modern duruşuyla, benzersiz ses tonuyla ve göz kamaştıran güzelliğiyle Anadolu'nun kadim türkülerini kentli bir estetikle buluşturdu. 90'lı yıllar boyunca Nur Ertürk demek; istikrar ve üretim demekti. Neredeyse her yıla bir albüm sığdırdı: Mihriban, Sevimli, Yaban Eller, Beni Sev, Bir Demet Türkü... O, halk müziğinde tabuları yıkan, türküleri geniş kitlelere sevdiren modern bir ikon hâline gelmişti.

Ancak onu çağdaşlarından ve o dönemin popüler figürlerinden ayıran en büyük özellik, bu devasa başarıyı yönetme biçimiydi. Sektördeki yoğun müzikal gruplaşmaların ve "birileriyle var olma" zorunluluğunun tam ortasında, hep tek tabanca kalmayı seçti. Ucuz magazin polemiklerinden ve suni kavgalardan daima uzak durdu.

Öyle ki kariyerinin en zirvede, en popüler olduğu dönemde âşık oldu, evlendi ve anne oldu. Bugün olsa günlerce magazin malzemesi yapılacak bu büyük olayı bile o kadar asil, o kadar sessiz ve derinden yaşadı ki; ailesini o pırıltılı ama zehirli dünyanın kirinden tamamen korumayı başardı. Hem zirvedeki bir star olup hem de ev hanımlığına ve anneliğe bu denli kıymet verebilmek, ancak onun gibi köklü ve karakterli bir kadının harcıydı.

2000'li yıllara gelindiğinde ise Nur Ertürk, bu kez televizyon yayıncılığı tarihini değiştirecek bir devrimin altına imzasını attı. Kanal 7 ekranlarında tam sekiz yıl boyunca kesintisiz süren "Nur Ertürk'le Her Sabah" programı, Türkiye'de kadın kuşağı yayıncılığının ilk ve en istikrarlı şablonunu oluşturdu. Bugün televizyonlarda mantar gibi türeyen, her kanalda karşımıza çıkan "Cuma Sohbetleri" formatının; o manevi, samimi ve öğretici içeriklerin ekranlardaki ilk örneği, gerçek mucidi ve öncüsü bizzat Nur Ertürk'tür.

Televizyondaki bu muazzam moderatörlük başarısı, onu Anadolu halkıyla daha da bütünleştirdi. Türkiye'de konser vermediği tek bir şehir, ayak basmadığı tek bir toprak parçası kalmadı. Gittiği her yerde stadyumları, meydanları doldurdu; sayısız ödül aldı, prestijli yarışmalarda halkın oylarıyla hep ilk sıralarda yer aldı.

Bana göre, bu büyük başarılardan sonra müziğe bir dönem ara vermesi biz müzikseverler için büyük bir kayıptı. Onun o gür sesinden, türkülere can veren samimi yorumundan mahrum kalmamamız, o mikrofonu hiç bırakmaması gerekiyordu.

Neyse ki son dönemde çıkardığı nitelikli çalışmalar ve şimdilerde Cem TV ekranlarında hafta içi her gün canlı yayınlanan "Nur Ertürk ile Hayata Dair" programıyla ekranlara muhteşem bir dönüş yaptı. Yılların getirdiği televizyonculuk tecrübesini, entelektüel birikimini ve müzikalitesini bu programda birleştirerek izleyiciye yine hak ettiği saygın ve seviyeli içeriği sunmaya devam ediyor.

Tüm bu başarıların, milyonluk kaset satışlarının, televizyonculuk devrimlerinin ve kariyer basamaklarının ötesinde; Nur Ertürk'ün benim dünyamda çok ayrı, çok özel ve insani bir yeri var. Bir gazeteci ve analizci olarak kendisiyle daha önce iki kez röportaj yapma şerefine nail olmuştum.

Yıllar sonra yolum İstanbul'a düştüğünde, hani o camianın "Kime yazsam çok yoğunum, programım var, şu an müsait değilim." diyen, egolarından gökyüzünü göremeyen sahte figürlerinin aksine; Nur Ertürk'e tek bir mesaj attım:

"Abla, ben İstanbul'a geldim."

Mesajı gördüğü anda o koca yürekli kadın beni bizzat telefonla aradı. Ertesi gün için tüm yoğunluğunu, planlarını ve programlarını bir kenara bıraktı; sadece bana vakit ayırdı.

O gün İstanbul'da sadece birlikte gezip hasret gidermedik; beni sektörün çok değerli, çok köklü insanlarıyla tanıştırdı, yeni ufuklar açtı ve elinden gelen tüm desteği, tüm vefayı karşılıksız bir şekilde önüme serdi. İşte o gün, "kurtlar sofrası" denen, çıkarların havada uçuştuğu bu camiada hâlâ gerçek bir insanın nefes alabildiğini bana kanıtladı.

Nur Ertürk; sahnede devleşen muazzam bir sanatçı, ekran karşısında usta bir moderatör, imajıyla ve güzelliğiyle yıllara meydan okuyan asil bir kadın...
Ama her şeyden öte, o; kameralar kapandıktan, spot ışıkları söndükten sonra da sadece ve sadece gerçek bir insan.

Bu vefası, bu samimiyeti ve bu asil duruşu için kendisine bu yazı aracılığıyla bir kez daha teşekkür etmek benim için bir boyun borcudur.

İyi ki varsın Nur Abla...

Senin o dik, tavizsiz ve sevgi dolu duruşun; bu sektöre ve bizlere yön vermeye daha uzun yıllar devam edecek.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sözlerin Ön Planda Olduğu Bir Nilüfer Şarkısı

Murat Fırat - Uzman Gazeteci / Köşe Yazısı  Bazı şarkılar vardır; bağırmaz, kendini ispat etmeye çalışmaz. Dinleyicinin yakasına yapışmak yerine, yanına oturur. “Gökyüzü” tam olarak böyle bir şarkı. Ve belki de bu yüzden etkisi yüksek. Nilüfer’in yeni çalışması, ilk andan itibaren bir şeyi net biçimde söylüyor: Burada gösteriş değil, duygu var. Klip son derece sade ama bir o kadar da kaliteli. Abartılı mekânlar, kalabalık kadrajlar, dikkat dağıtan detaylar yok. Çünkü amaç belli: Şarkının sözleri ön planda olsun. Bu sade tercih, aynı zamanda büyük bir özgüvenin göstergesi. Kamera Nilüfer’e yaklaştıkça, mimikleri, bakışları, küçük jestleri konuşuyor. Yıllar içinde kaybolması beklenen o ilk gün enerjisi, şaşırtıcı biçimde hâlâ orada. Zorlama bir gençlik değil bu; doğal, sakin, kendinden emin bir duruş. Saç, makyaj ve kıyafet tasarımı klibin en güçlü unsurlarından biri. Şık ama iddiasız, zamansız ama bugüne ait. Özellikle genç izleyiciye hitap eden bir estetik anlayışı var....

Ebru'yla Evliyken Emre'ye Aşıktım

Teoman'ın "Yavaş Yavaş" albümünde İrem Candar'la düet yaptığı "Bana Öyle Bakma" şarkısının sözlerinde "Bana öyle bakma anlayacaklar, ikimize karşı bu dünya bizi anlamayacaklar" dediğinde Ahmet ve Emre gibi birçok Lgbti bireyinin hayatını özetlemişti. İlk görüşte aşka inanır mısınız bilmem ama Ahmet ve Emre ilk görüşte birbirlerine âşık olanlardan, sosyal medya üzerinden tanıştılar ve Ahmet askere gidene kadar hiç ayrılmadılar. Eğer aşk asker de başkaysa bunun asıl sebebi Emre'nin kuşkuya yer vermeyecek derecede Ahmet'te sadık olmasıydı! Sonrasın da ne mi oldu? Askerliği bitirip işe başlayınca Ahmet evlendi hayır yanlış okumadınız! "Toplum Baskısı" yüzünden Ahmet'de evlendi. Tanışma hikayenizi dinlemek isterim? Emre ile sosyal medya üzerinden tanıştık sohbeti çok hoşuma gitmişti belli bir süre sonra yüz yüze görüşmeye karar verdik. Bundan 7 yıl önce bir Ağustos akşamı parka görüşmeye gittim ve nasıl birisiyle karşıla...

“Krizden Kaçınmak Değil, Onu Yönetmek: Burcu Güneş Örneği”

                                            Haber: MURAT FIRAT  Bazı anlar vardır; ilk bakışta yalnızca bir sosyal medya paylaşımı gibi görünür, fakat biraz yakından bakıldığında bir sanatçının yıllara yayılan duruşunu, disiplinini ve estetik anlayışını ele verir. Burcu Güneş’in geçtiğimiz günlerde paylaştığı o ayna selfiesi de tam olarak böyle bir an. Siyah, parlak bir sahne kostümü içinde, kırmızı sivri burunlu stilettolarıyla verdiği pozun altına düştüğü not; ilk etapta eğlenceli, hatta hafif bir serzeniş gibi okunuyor: “Anıları Yak klibinde… ayakkabımı çalmışlar. Bu son karemizmiş.” Ardından gelen “Ayakkabıyı seç” ifadesi ise bu hikâyeyi neredeyse bir oyuna çeviriyor. Fakat bu küçük detayın ardında, aslında büyük bir profesyonellik hikâyesi yatıyor. 2022 yılında yayımlanan Benim Yolum, Burcu Güneş’in kariyerinde yalnızca bir albüm değil; adeta bir manifesto ...