Ana içeriğe atla

“Evli bir erkeğe aşık oldum ama ilişki yaşamadım.”

Değerli okuyucularım sizlerle çok özel bir sohbetin yolculuğuna çıkacağız. Gazetecilik mesleğine başladığım ilk yıllardan beri sevgili Reyhan Karaca ile birçok arşivlik röportajlara imza attık. Röportajlarımızın yankısı hala devam ederken, yeni şarkısı “Tam 12’den”le tekrardan gündeme konu olan başarılı sanatçıyla, yeniden keyifli bir sohbet için bir araya geldik.

“Evrenin bilinmeyen sırlarını merak ediyorum.”

Armağan Çağlayan’ın söylediği gibi; “Sadece kendi merak ettiklerimi soruyorum.” Peki, Reyhan Karaca hayatta neleri merak ediyor?

Evrenin sırlarını merak ediyorum. Uzun zamandır bunlarla ilgili videolar izliyorum ve kitaplar okuyorum. Evrenin bilinmeyen sırları ve tabii herkesin merak ettiği gibi gelecekte bizleri neler bekliyor.

Reyhan hanım sizinle daha önce “Kelebek ve Umarsız” şarkılarınızda röportajlar yapmıştık. Bana göre gayet güzel çalışmalar olmuştu ama size sormak istiyorum: 3. röportaj teklifimi neden kabul ettiniz?

Galiba sohbet etmeyi seviyorum. (Gülüyor) Bir de sıra dışı sohbetleri seviyorum. Bu röportajında öyle olacağını, sıradan bir röportaj olmayacağını düşündüm ve o sebeple güzel bir röportaj için bir araya geleceğimizi düşünerek kabul ettim. İyi ki de kabul etmişim.

Yeni şarkı “Tam 12’den” dinleyenlerin beğenisine sunuldu! Ve yine güçlü yorumcu Reyhan Karaca, yine çok değerli söz yazarı-besteci Sadettin Dayıoğlu ve yine efsane kliplerin unutulmaz yönetmeni Gökhan Özdemir! Eminim bu üçlüden müzik adına unutulmaz daha birçok önemli çalışmalar gelecektir. Fakat benim merak ettiğim konu şu: Devamlı aynı isimlerle çalışmak tekrara düşmek veya yaratıcılığı öldüren bir süreç olmuyor mu?

90’lı yıllardan beri birçok besteci, söz yazarı ve aranjörle çalıştım. Bunun gerçekten faydalı olduğunu düşünenlerdenim çünkü o sinerji herkesle kolay yakalanmıyor. Bu sinerjiyi hisseder hissetmez, bu ekipten güzel şarkılar çıkacağına emindim. O sebeple iyi bir şey yaptığımızı düşünüyorum. 90’lardaki ekip ruhunu canlandırdığımızı düşünüyorum. Benim için tekrara düşmek aynı insanlarla çalışmak değil, benim için tekrara düşmek aynı şarkıları bir daha bir daha yapmaktır. Çeşitliliği seviyorum yaptığım şarkılarda bu çeşitlilik var.

Hazırladığınız müziği önce siz beğeneceksiniz daha sonra birilerine dinleterek beğendireceksiniz. O yüzden yaptığım işi kendimden emin olarak, çok beğenerek ve zevk alarak yapıyorum. Tekrara düştüğümü düşünmüyorum.

“Tam 12’den” şarkısının klibi için 2,5 ay boyunca dans eğitimi aldığınız basında yer aldı. Peki, bu dans eğitiminin fiziksel ağrılarınıza iyi geldiği dedikodusu doğru mu?

(Gülüyor) Amatör olarak daha önce dans etmiştim fakat profesyonel olarak dans dersi benim için olması gereken bir şeydi, çünkü hayatım boyunca daha sert sporlar yaptım. Boks, tenis, pilates gibi o yüzden beden kıvraklığım ve beden oryantasyonum yoktu. Bunu geliştirmek için doğru bir adım olduğunu düşünüyorum. Seçil Demircan’dan bu sebeple dersler aldım. Bununda benim için çok faydası oldu.

“Tam 12’den” şarkısı için Dmc müzik şirketi ile anlaşma imzaladınız. Müzik şirketlerinin şarkının geniş kitlelere ulaşmasındaki etkisi nedir?

Dijital bir çağdayız ve dijital bir çağda olduğumuz için yapılan bütün işler dijitalde yayınlanıyor. YouTube, Spotify ve diğer dijital kanallarda müzik piyasası dönüyor. Tabii ki yüksek trajlı şirketlerle çalışmanın şöyle bir faydası var: onların YouTube kanalları daha geniş ve daha fazla insana hitap ettikleri için özellikle Netd için söylüyorum. Dünya standartlarında bir YouTube kanalı oldu. Bunun şarkıcıya faydası var, daha fazla insana ulaşabiliyorsunuz. Oturmuş bir düzeni olduğu için her şey daha akıcı ilerliyor ama bu güne kadar çalıştığım bütün müzik şirketlerinde çok profesyonelce çalıştık. Hepsinin ben de kıymeti var. Bu bir marketing işi, marketing’de tabii ki birileri önde olacak bunlardan bir tanesi de Dmc, orada olmaktan da gayet mutluyum. Bundan önce Ossi müzikten çıkan şarkımızda çok iyi yerlere geldi. Faydası var ama eksikliği tartışılır yani şirketin büyük bir şirket olması eksiklik veya fayda yönünden tartışılır. Kişiye göre değişir.

“Magazini Sosyal Medya Bitirdi!”

Müzik adına yılda 1-2 single yayınlamak yeterli mi?

90’lardan gelen bir sistem vardı, bu da yılda bir albümdü veya iki yılda bir albümdü. Şimdi hızlı tüketimden dolayı maalesef ki yılda 1-2-3 bazen dört single yapan arkadaşlar bile var. Fakat bu sefer bir kaos yaşanıyor, insanlar bunu algılayamıyor. Hangi şarkı önce hangi şarkı sonra çıktı algılanmıyor, şarkılar çabuk tüketiliyor. Zaten reklam yapacak mecranız daraldığı için bana göre yılda 2 single idealdir.

90’lardan gelen birçok sanatçı müziği bırakıp kendisine başka bir hayat kurdu. Size göre bu değişimin sebebi nedir?

90’lı yıllarda yirmili yaşlarında olan arkadaşlarımızın birçoğu hesap edersiniz ki hayatının baharını yaşıyor. Evlendiler birçoğu çocuk sahibi oldu. Aslında bu hayatın getirdiği bir akış, şu anda bile gündemde olan arkadaşlarımızın genel çoğunluğu evli ve çocuk sahibi. Ben gıptayla bakıyorum. Hem işini hem evliliğini hem de çocuğunu aynı anda götüren arkadaşlarıma şapka çıkarıyorum. Gerçekten büyük bir iş yapıyorlar, hayatlarında büyük bir yol onlar için ben bunu yapmadım sadece mesleğimle ilgilendim.

90’lardan gelen sanatçı arkadaşlarımızın 2000’lerin başındaki müzikte olan o kaos ve krizden dolayı birçoğunun başka işlere de yöneldiğini biliyorum. Bu tabii ki 90’lardaki başarıyla da aynı yoldan ilerliyor çünkü o dönem çok iyi şarkı yapmış arkadaşlarımız hala işlerine devam ediyorlar ama orta kısımda kalan 90’ların birçoğu başka işlere yöneldi. Bu tamamen Türkiye’nin ekonomik ve değişen sistemiyle oldu. Herkes müzik yapmak ister ama para kazanamadıkları ve kaosun içerisinde eridikleri için başka yollara ilerlediler. Bunların arasında en şanslı olanlardan birisiyim ve kendi kendime sürekli şükrediyorum.

O dönemde müzik hayatına başlayıp hala ayakta kalmayı başaran nadir isimlerden birisiniz. Bu başarının sırrı nedir?

Bu bana sürekli sorulan bir soru: “bunun sırrı nedir” gibisinden. En büyük şansım çok iyi bir şarkıyla piyasaya girmiş olmam. Hakikaten Türkiye’nin en iyi şarkılarından bir tanesini seslendirdim. Hala gündemde olan bir şarkıyı seslendiriyor olmak en büyük avantajım. Çok çalışmak, kendimi yenilemek, bilgimin üzerine bilgi katmak, eğitim almak ve okumak kısacası kendimi geliştirdim. O sebeple hala çalışıyorum hala üretiyorum. Kariyerimin üzerine kariyer koymaya ve bestecilik yönümü parlatmaya çalışıyorum. Çalışmadan bu işler olmaz. Bize konservatuvarda öğrettikleri tek şey işleyen demir ışıldardı. Müzik, çalışmadığınız sürece siz terk edecek en büyük unsurlardan bir tanesi, özellikle enstüraman çalmak için söylenir. Tembelliğe gelmez. Müzik çalışmakla ilerler, olduğunuz yerde saymak istemiyorsanız üstüne bir şey katmak zorundasınız.

“O şarkıyı sahnede Reyhan Karaca’dan sakın istemeyin.”

90’ların magazini ile günümüz magazinini değerlendirirseniz, size göre fark nedir?

Çağ ilerledikçe magazinde el değiştirdi. Dijital magazin şu anda en fazla görülen... Herkes magazin haberlerini kendi sosyal medya hesaplarından yayınlıyor. Bu yüzden magazinci arkadaşlar mesleklerini yapamaz oldular. Magazinde “el değiştirdi” diyebiliriz, herkes kendi tekeline girdi. Ne isterlerse onu sunuyorlar magazine. Ben arıyor muyum 90’ların magazinini açıkçası çok arıyorum, çünkü beraber büyüdüğüm magazinci dostlarımın birçoğu şimdi başka yerlerde çalışıyorlar. O zaman ki gazeteler magazin programları kalmadı. Devam eden arkadaşlarım hala var, onlarla görüşmeye elimden geldiğince çalışıyorum. Hepsi çok kıymetli insanlar ama şu an dediğim gibi magazin kişinin kendi elinde olmaya başladı. O da sosyal medyanın bize verdiği zararlardan biri bence! Çünkü “magazini sosyal medya neredeyse bitirdi” diye biliriz.

2015 yılına gitmek istiyorum! Söyleyeceklerim için bana kızar mısınız bilmem ama bana göre hayatınızda ki ikinci dönüm noktanız “Sobe” şarkısı ve o süreçten sonra aldığınız doğru kararlar. Benim merak ettiğim ise 2015 yılında Reyhan Karaca’nın hayatına nasıl bir sihir yapıldı ve bu başarılı süreç devam ediyor.

Teşekkür ederim. Evet, benim için “Sobe” şarkısı hayatımın 2. dönüş noktası. O şarkı için çok çalıştım. Amerikalı bir besteciyle çalıştık, Amerika’da kaydettik ve orada klip çektik. Benim için gerçektende çok büyük bir deneyimdi. Orada bana sihirli dokunuşu, benim çok yakın arkadaşım ve birçok klibimde sanat danışmanlığımı yapan “Isaac Angel”. Bana hazırlamış olduğu imaj, Türkiye dışında evrensel bir görüntüye sahip olmamı sağladı. “Sobe” şarkısını bulup bana getirmesi, çektiğimiz o iddilı klip ve kıyafetler yani çok sıkı çalışmanın ürünü diyebilirim. hatta 1,5 senelik bir çalışmanın eseri o şarkı. O zamanlar benim için çok önemli. Reyhan Karaca’nın bu kadar büyük köşe noktasını dönmesinin en büyük destekçilerinden bir tanesi “Samsun Demir”dir.

Sanırım müzik dünyasında eşi benzeri olmayan bir olayın rekortmenisiniz! “İki Gözüm” şarkısı ard arda çıkan 3 albümünüzde yer alıyor ve her albümde yer aldığı dönemde radyolarda 1 numaraya kadar çıkıyor. “İki Gözüm” şarkısının hayatımıza giriş hikâyesini ve 3 albümde yer alacak kadar önemli olmasının sebebini merak ediyorum? (Ahhh soruda hata yapmışım :/ hapı yuttum.)

(Gülüyor). “İki Gözüm” şarkısının bir orijinal versiyonu bir de 2007 yılında yayınladığımız, “İmza” albümündeki versiyonu var. 3 versiyon değil, ben yanlış hatırlıyor olabilirim. (Gülüyor) “İki Gözüm” şarkısına ilk yaptığımız düzenleme ile şarkı klipsiz radyolarda zirveye oturmuştu. Genco Arı ile birlikte “İmza” albümünün proje çalışmasını yaparken, benim eski şarkılarımı dinliyorduk ve Genco “Tekrar hazırlayalım, bu şarkı çok güzel” dedi. Şarkının sözleri “Seda Akay”a bestesi ise Selim Çaldıran”a ait. Şarkı ilk çıktığı dönem baya popüler olmuştu ve biz o şarkıya 2007 yılında 2. versiyonunu yaptık. Benim içinde çok özel bir şarkıdır, özellikle 2. versiyonunda rahmetli kardeşimin çok emeği var. O yüzden şarkıyı okuduğum zaman kendimi kötü hissediyorum. Maalesef son zamanlarda şarkıyı sahnede bile okuyamıyorum. Çok sevdiğim bir şarkıyı sahnede okurken kalbim kanıyor ama şarkılarım içerisinde en sevdiklerimden bir tanesi “İki Gözüm”dür. Dinleyici içimden çıkan o ateşi algılaya bildi ki şarkı çok güzel yerlere geldi.

“Pop müzik dünyasında bir salmışlık var."

Pop müzik piyasasında bir salmışlık var. O 2000’li yıllarda ki rakip olma ruhu ve iddialı çalışmalar gelmiyor. Bunun asıl sebebi nedir?

İlk cümleye katılıyorum. Evet, pop müzik dünyasında bir salmışlık var! 2000’li yıllar çok rakip olma yılı değil, 2000’li yıllar pop müziğin yokuş aşağı koşmaya başladığı yıllar. 2001-2002-2003’lü yıllardan sonra pop müzik hiçbir şekilde üretim yapamadı. Bunda tabii ki çehre değiştirmenin de sancıları vardı. Dijitale dönmenin ilk zamanları, müzik sektörü zor zamanlardan geçti.

Ekip olma ruhu 90’lı yıllarda vardı. 91-92’li yıllarda başlayan ekip olma ruhu 90’ların sonuna kadar devam etti. 2000’li yılların ikinci yarısından sonra ekip olma ruhu tamamen ortadan kaybolmaya başladı ve iddialı çalışmaların olmamasının sebebi de kısır döngü içerisinde olması. Aynı aranjörler, besteciler, arayışlar, yurt dışından esinlenerek yeni yeni türlerin çıkması ve radyoların bunlara destek vermesi müzik piyasasını büyük bir kaosun içine sürükledi. Melodik yapısı güçlü olmayan sadece kulağa hoş gelen basit melodiler etrafımızı sardı. Bu ne kadar devam eder bilmiyorum.

Geçen hafta bir televizyon programını izlerken duyduğum ve beni oldukça şaşırtan bir konu var! “Radyolar 5 dakika olan şarkıyı çalmaz.” gibisinden… İlk başta inanmak istememiştim ama son dönemde çıkan şarkıların genel çoğunluğuna baktığımız zaman 3 dakika ile 2.30 dakika arasında. Bu konuda sizin düşünceniz nedir?

90’lı yıllarda 5 dakikalık şarkılar bile yaptım. O zamanlar böyle bir şey yoktu, introlar çok uzundu. Bana göre böylesi daha iyi, radyolar böyle tercih ediyor çünkü uzun introların radyolarda dinleyicinin frekans değiştirmesine sebep olduğu söyleniyor. Bu konuya katılıyorum, bence olması gereken 3.10 ile en fazla 3.30 dakika. Benim 2.55 dakika şarkımda var. Tadında bırakmak bence her zaman daha iyi…

Sanatçıların konserlerden aldıkları ücretler açıklandı ve ardından çok sert eleştiriler geldi. MFÖ’nün konserlerden aldıkları ücretler ile yeni çıkış yapmış olan sanatçıların aldıkları ücretler karşılaştırıldı. Peki, 28 yıllık sanat hayatı olan Reyhan Karaca konserlerden ne kadar ücret alıyor?

(Gülüyor). Olması gerektiği kadar ücret alıyorum.

“Reyhan Karaca’dan acı itiraf; anlatırsam ağlarım…”

Yıllar önce evli bir erkeğe aşık olduğunuzu itiraf etmiştiniz. Benim için önemli olan evli bir erkeğe veya kadına aşık olmak değil, benim için önemli olan o insanın evli olduğunu bile bile hayatına girmek. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Aşık olmanın planlaması yapılmaz! Ya aşık olursunuz yada olmazsınız. O açıklamayı yaparken “evli bir adama aşık oldum.” dedim, “Evli bir adamla ilişki yaşadım.” demedim. Bununda altını çizerek söylüyorum. Bu gönüldür, evli bir insana da kalbiniz çarpabilir ama hayata geçirmek önemli olan. Eğer hayata geçirmediyseniz, aklınızı başınıza toplayıp geri adım attıysanız ve benim gibi iyiliğini istediyseniz, kendimde bir kabahat veya suç bulmuyorum. Eğer bir kadını üzseydim ve hayatını zindan etseydim o zaman kendimi affetmezdim ama ben kimseye zarar vermeden sadece aşık oldum.

Ve tehlikeli bir boyuta geldiğinde, ilişki olmaması gerektiğini düşünerek kendimi geri çektim. Kalbimin böyle bir şeye akması ve böyle bir şeye yanması benim kabahatim değil ama bunu suça çevirmek tabii ki kabahat olurdu. Ben o suçu işlemedim.

Sanatçılar topluma örnek olmalı mı?

Herkes adına konuşamam! Örnek olmak isteyen tabii ki örnek olabilir ama ben kimseye örnek değilim. Allah’ımın bana bahşettiği hayatı yaşıyorum. Mantığımla, ailemden aldığım terbiyemle, aldığım eğitimle kendi hayatımı yaşıyorum. Tanınmış olmak birilerine örnek olmak anlamına gelmiyor. Herkes hata yapabilir. Ben kimseye örnek olarak hatlarımı da legalleştiremem, yaptığım iyiliklerle de kimseye o iyiliğin aynısını yapmasını da söyleyemem. Herkes kendi vicdanıyla hayatını yaşar ve kendinden sorumludur. Hayatım boyunca kimsenin sorumluluğunu almadım ve kimseye örnek olmak istemiyorum.

Ona aslında öyle olmadığını anlatır mısın? 

Genelde benimle ilgili “Aslında çok sıcak bir insansın, çok komiksin ama dışarıdan çok mesafeli ve donuk görünüyorsun” derler. Dışarıya karşı mesafeli ve donuğum bunu biliyorum ve düzeltme yönünde bir şey yapmıyorum çünkü bu Allah vergisi bir duruşum ama güvenip tanıdığım zaman o elektriği karşı taraftan aldığım zaman farklı bir insan olabiliyorum. Aslında öyle değil değilim öyleyim. Dışarıdan görülünce soğuk ve mesafeliyim ama içine baktığınız zaman ceviz gibi tatlı bir ruh var, aslında öyle değilim ama böyleyim.

“Bu Yaştan Sonra Evlenirim, Çünkü…”

Murat’ça sorular…

Anlatırsam ağlarım dediğiniz … konu nedir?

Anlatırsam ağlarım dediğim o kadar çok konu var ki! Hayatımı yazsam roman olurdu ama en yakın zamanda anlatırsam ağlarım dediğim; kardeşimin hastalık süreci. O yüzden düşünmemeye çalışıyorum. Ayrıca anlatırsam ağlarım dediğim; neticeye varmamış aşklar çok var ama aklıma gelen bunlar.

Çoğu kişi öyle biliyor ama aslında doğrusu ...

Çoğu kişi Cem Karaca’yla akraba olduğumu zannediyor ama asıl doğrusu hiçbir akrabalığım yok.

… hatayı yapmasaydım şu an müzik piyasasında şu noktada olurdum.

“Sevdik Sevdalandık” ve “Yaman Olacak” albümlerimden sonra 3 yıl gibi uzun süre müziğe ara vermeseydim çok daha fazla albümüm olacaktı. O dönemde şartlar öyle gösterdiği için 3 yıl sonra albüm yapmıştık. Müzik piyasasında bulunduğum yerden çok memnunum yine bulunduğum noktada olurdum ama daha fazla şarkım olurdu.

Tam o anda ... çok mutlu olmuştum ve heyecanımı tutamamıştım.

19 Mayıs’ta “Sevdik Sevdalandık” albümü çıktığı zaman, her yerde bir anda çalmaya başladı ve inanılmaz mutlu olmuştum. Heyecanımı tutamayıp arabada ağlamıştım, Özgür Aras vardı yanımda. Birbirimize sarılıp sevinçten çığlıklar atmıştık.

“İmza” albümümden sonra solo albüm çıkarmıyorum. Çünkü …

Çok zaman alıyor! Bir albüm yapmak en az 10 şarkı demek. Ajda Pekkan bile 8-9 şarkı değil 5 şarkıyla albüm olarak çıkıyor. Bu dönemin şartlarında hem maddi hem de manevi olarak zor bir şey albüm yapmak. Bir gün müzik piyasası eski haline dönerse ben de albüm yapmak isterim.

Birisi beni tanımak istiyorsa … özelliğe sahip olması gerekir.

Samimi, dürüst ve cömert olması gerekir.

Bu yaştan sonra evlenmem çünkü …

Hayır, bu yaştan sonra evlenirim çünkü olgunlaştım, piştim hatta yandı. Yaşadığım tecrübelerden sonra dünyaya daha farklı bakıyorum. Evlenirsem bu yaştan sonra evlenirim.

Söyleşi: Murat Fırat

 


Yorumlar

Popüler Yayınlar

Müziğin Ritimlerinden Beyaz Perdeye Sektörün Ezberlerini Bozan Bir Yönetmen Portresi

                 Röportaj: MURAT FIRAT  Türkçe rap kültürünün henüz emekleme aşamasında olduğu yıllarda imkânsızlıkların ortasında prodüktörlük ve yapımcılık üstlenerek bir devrin temellerini atan öncü bir vizyoner. Müzik kariyerinde onlarca albüme imza atıp yüzlerce klip çektikten sonra sinemanın görsel dünyasına adım atan ve Şuursuz Aşk gibi projelerle ulusal ve uluslararası arenada ödüllere layık görülen sıra dışı bir yazar ve yönetmen. Sadece kamera arkasındaki ustalığıyla değil popüler kültür standartlarına sektörün yapımcı egolarına ve sahte şöhret algısına karşı sergilediği tavizsiz duruşuyla da fark yaratıyor. Müziğin hikaye anlatıcılığından Alman sinema disiplinine set ortamındaki katı ilkelerinden evlilik ve hayata dair samimi itiraflarına kadar uzanan bu söyleşide popülist ezberleri bozan son derece dobra bir sanat yolculuğuna tanıklık edeceksiniz. Kariyerinize Türkçe rap’in henüz emekleme aşamasında olduğu dönemle...

Zeynep Mansur’dan Popun Tatlı ve Alaycı Yüzüne Güçlü Bir Dönüş: “Di Mi?”

                        Haber: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde bazı şarkılar vardır; ilk dinleyişte büyük iddialar ortaya koymaz, kendisini dinleyiciye zorla kabul ettirmeye çalışmaz ama insanın kulağında güzel bir iz bırakır. Bir süre sonra fark edersiniz ki melodisi aklınızda dolaşıyor, nakaratını istemeden mırıldanıyorsunuz ve yeniden dinlemek istiyorsunuz. Zeynep Mansur’un yeni çalışması “Di Mi?” bende tam olarak böyle bir his uyandırdı. Uzun zamandır Türkçe pop müziğin içerisinde farklı türlerin birbirine fazlasıyla karıştığı bir dönemi yaşıyoruz. Rap müzik, arabesk, elektronik altyapılar ve deneysel sound’lar pop müziğin sınırlarını genişletirken, zaman zaman popun kendi sade ve melodik kimliğini de geride bıraktığını görüyoruz. Elbette müzik değişecek, gelişecek ve yeni türlerle buluşacak. Ancak bazen insan yalnızca iyi yazılmış, iyi düzenlenmiş ve sanatçının kendisini rahatlıkla ifade edebildiği bir pop...

30 Yıl Sonra Yeniden Konuşan Göksel: “İçimdeki Çocuk Hiç Değişmedi”

                  Röportaj: MURAT FIRAT Bir sanatçıyı yalnızca en çok bilinen şarkılarıyla tanımak, bazen onun hayatının en önemli bölümünü kaçırmak demektir. Çünkü sahnede görünen birkaç dakikanın, bir albüm kapağının ya da radyolarda yıllarca çalan bir şarkının arkasında; hayaller, kırgınlıklar, mücadeleler, bekleyişler ve yeniden ayağa kalkma cesareti vardır. Göksel’in hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye. 1996 yılında “Senden Kalan” albümüyle müzik dünyasına adım atan, ardından “Gönüllü Yazıldım” gibi bir eseri 90’lar Türk pop müziğinin hafızasına bırakan Göksel, aradan geçen 30 yıla rağmen geçmişte kalmış bir isim olarak değil, hâlâ üreten, hâlâ düşünen ve hâlâ yeni şarkıların peşinden giden bir müzisyen olarak karşımızda. Bu röportajın çıkış noktası da biraz tesadüf, biraz merak ve biraz da geçmişin bugüne bıraktığı izlerle ilgili. 90’lar şarkıları arasında yeniden karşıma çıkan “Gönüllü Yazıldım”, beni yalnızca bir haber hazırlamaya...

“Gelip Geçenlere Karşı Bir Duruş: Zerrin Özer’den Güçlü Bir Müzikal Manifesto ‘Geliyorlar Gidiyorlar’”

Haber: MURAT FIRAT Türk pop müziğinin zamana meydan okuyan sesi  Zerrin Özer , yeni şarkısı  Geliyorlar Gidiyorlar  ile bir kez daha yalnızca müzik yapmadığını, aynı zamanda bir duruş sergilediğini kanıtlıyor. Bu çalışma; hız çağının ilişkilerine, yüzeysel duygularına ve kolay tüketilen aşklarına karşı güçlü bir itiraz niteliği taşıyor. Dinleyiciye sadece melodik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Şarkının sözlerinde  Habil Ceyhan  imzası var; sade ama etkili bir dil kullanımıyla günümüz ilişkilerinin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Bestede  Bülent Yetiş , duygunun omurgasını kurarken; düzenlemede  Mustafa Arapoğlu  ve  Göksel Kamçı  modern dokunuşlarıyla parçayı bugünün ritmine başarıyla taşıyor. Ortaya çıkan sonuç; geçmişin deneyimi ile bugünün enerjisini buluşturan dengeli ve etkileyici bir yapı. Zerrin Özer, bu şarkıda yalnızca bir yorumcu değil; adeta bir anlatıcı, hatta bir tanık. Sö...

Herkes Kolaya Kaçarken Gülşen Çıtayı Bir Kez Daha Yükseltti

                        Haber: MURAT FIRAT  Müzik endüstrisinin son yılların en büyük kimlik ve finans krizlerinden birini yaşadığı bir dönemdeyiz. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, dijital platformların hız odaklı yapısı ve yapay zekâ destekli üretimlerin giderek yaygınlaşması, müziğin üretim biçimini de kökten değiştirdi. Şarkılar iki dakikanın altına inerken, büyük prodüksiyonlar yerini düşük maliyetli işlere bıraktı. Üstelik sektörün önemli bir bölümü, "Müzikten artık para kazanılmıyor." düşüncesini neredeyse ortak bir kabulleniş hâline getirmiş durumda. Tam da böyle bir atmosferde Gülşen, İtaat Yok ile yalnızca yeni bir single yayımlamadı. Aynı zamanda pop müziğin hâlâ büyük fikirlerle, cesur prodüksiyonlarla ve yüksek standartlarla üretilebileceğini gösteren güçlü bir cevap verdi. Yaklaşık otuz yıldır sahnede, stüdyoda ve ekranlarda istikrarını koruyan sanatçı, kariyerinin bu döneminde bile kendini tek...

Selahattin Erhan: "İnsanların Hayatına Dokunmayan Hiçbir İşin Gerçek Bir Anlamı Yok"

                  Röportaj: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde yıllardır birçok unutulmaz esere imza atan söz yazarı ve besteci Selahattin Erhan, üretim anlayışından müzik sektörüne, hekimlik mesleğinden hayat felsefesine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu. Zerrin Özer'den Bülent Ersoy'a, Funda Arar'dan Mustafa Sandal'a kadar birçok önemli isme verdiği eserlerle tanınan Erhan, bu röportajda yalnızca kariyer yolculuğunu değil; sanatın topluma katkısını, müziğin değişen yüzünü, telif haklarını, genç müzisyenlere tavsiyelerini ve geleceğe dair hedeflerini de tüm açıklığıyla anlattı. Bugün birçok sanatçı tarafından seslendirilen eserlerin altında imzanız var. Ancak sizi sadece şarkılarınızla tanıyan geniş bir kitle bulunuyor. Selahattin Erhan'ı kendi cümleleriyle nasıl anlatırsınız? Bugüne kadar uzanan yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz? Yaptığım ya da yapacağım işler ne olursa olsun, insanların hayatına pozitif katkıla...

Gökberk Demirci: Kalbimin ve mantığımın el verdiği sürece oyunculukta çok katı kuralım yoktur

Gökberk seni tanıyalım? 1989 yılında İzmit’te dünya'ya geldim. O zamanları fazla hatırlamıyorum, fakat mutlu bir bebekmişim fotoğraflardan anladığım kadarıyla  ;)   Aslen Adanalı’yım. Babamın mesleğinden dolayı birçok yer gezdik, gördük ve yaşadık. Benden 6 yıl sonra kardeşim Berkay dünyaya geldi. Pek uslu sayılmazmışım; öyle diyorlar. Ama o evre çok uzun sürmedi. Sanırım çocukken de büyüktüm hep! Hiç değişmediğimi söylerler.  ;) Sanırım oyunculuk kariyerin çocuk oyunları ve skeçlerle başladı? Kariyerim sayılmaz ama temeli çocukluk yıllarına dayanıyor. Özel günlerde oynanan oyunlar, anlık girilen karakterler ve başka birisi gibi davranmalar vs, vs (gülüyor). Çocukken fazla enerjiktim. Haliyle öğretmenlerim de bunu bir yarara dönüştürdüler. Hem benim için, hem de kendi sinir sistemleri adına  ;) 😉   Birçok konuda en büyük destekçim önce inancım, sonra ailem ve yakın çevrem oldu. Cengiz Küçükavyaz tiyatrosu ve Aktör-ist’lun kariyerin açısından ...

Meltem Leylekoğlu’ndan Doğru Şarkıyla Gelen Güçlü Bir Adım: Sardunyalar

                       HABER: MURAT FIRAT Müzik dünyasında bazı sanatçılar vardır; kendilerini bir anda değil, zaman içinde, sabırla ve üreterek ortaya koyarlar. Meltem Leylekoğlu da bu isimlerden biri. Sahne deneyimi, farklı müzik türlerine olan yatkınlığı ve kendisini geliştirme isteğiyle yoluna devam eden sanatçı, yeni çalışması “Sardunyalar” ile kariyerinde dikkat çekici bir adım atıyor. Meltem’in müzik yolculuğuna baktığımızda, yalnızca bir şarkı söyleyen değil, bu işi hayatının merkezine alan bir sanatçı profili görüyoruz. O Ses Türkiye’de yer alarak geniş bir dinleyici kitlesinin dikkatini çeken Leylekoğlu, sahne çalışmalarını da sürdürerek müziği günlük hayatının geçici bir parçası olmaktan çıkarıp mesleki bir çizgide devam ettiriyor. Benim açımdan bir sanatçıyı değerlendirirken yalnızca sesine ya da sosyal medyada ne kadar görünür olduğuna bakmak yeterli değil. Sahneye çıkmak, üretmek, repertuvar hazırlamak, dinleyiciy...

Bahadır Sağlam’dan Duygusal Bir Anlatı: “Sahte Gül Pazarı” ile Modern Aşkın Yalnızlığı

Murat Fırat - Uzman Gazeteci / Köşe Yazısı  Türk alternatif sahnesinin duygusal anlatımı güçlü isimlerinden Bahadır Sağlam, yeni single’ı “Sahte Gül Pazarı” ile dinleyiciyi doğrudan iç dünyasının en kırılgan noktalarına davet ediyor. Söz ve müziği tamamen sanatçının kendisine ait olan parça; düzenleme, mix ve mastering tarafında Mert Ağırlar’ın dokunuşunu taşıyor. Görsel dünyası da en az müziği kadar özenli kurulan şarkının klip yönetmenliği ve kurgusu Stephen’a, görüntü yönetmenliği Ömer Kaya’ya ait. Ghetto Production Turkey etiketiyle dijital platformlarda yayımlanan eser, Datça’nın doğal ve sade atmosferinde çekilen klibiyle şarkının yalnızlık hissini görsel bir şiire dönüştürüyor. Kargilos Hotel & Beach ve Green Horse Ranch ekiplerinin katkılarıyla hazırlanan sahnelerde, gün batımı ve deniz manzarası eşliğinde yürüyen yalnız bir figür; modern insanın kalabalık içindeki yalnızlığını güçlü bir sembole dönüştürüyor. “Sahte Gül Pazarı”, yalnızca bir ayrılık hikâyesi...

Güllü’nün Hayaliydi, Kibariye’ye Kısmet Oldu: “Ah Çocuk”

Haber: MURAT FIRAT   Arabesk müziğin en içten yorumcularından Kibariye, dinleyicinin kalbine dokunan yeni çalışması “Ah Çocuk” ile yalnızca bir şarkı seslendirmedi, yarım kalan bir duyguyu tamamladı. Bu eserin en güçlü tarafı, arkasındaki hikâyede saklı. Çünkü şarkı ilk olarak Güllü’nün hayaliydi. Bir acının ardından kaleme alınan ve tamamlanamayan bir eser, başka bir sesle yeniden hayat buldu. Bu nedenle ortaya çıkan çalışma yalnızca bir yorum değil, bir vefa zinciri gibi ilerliyor. Kibariye’nin müzikal yolculuğu boyunca öne çıkan en belirgin özellik, duyguyu saklamayan yorumu oldu. Sahneye çıktığında teknikten çok kalp konuştu. Uzun yıllar boyunca arabesk ile halkın ortak duygularını taşıyan sanatçı, güçlü vibratosu ve içten anlatımıyla tanındı. “Ah Çocuk”ta da bu birikim açıkça hissediliyor. Vokalin kırıldığı anlar, nefes aralarındaki titreme ve nakarata yaklaşırken kurulan gerilim, yılların getirdiği bir yorum gücünü gösteriyor. Bu noktada eserin söz ve müzi...