Ana içeriğe atla

“Mine Çayıroğlu, Sanat Uğruna Ölümü Göze Aldı.”

“Yeşilçam Filmleri” dediğimiz zaman eminim hepimizin yüreğinde bir sızı, dilinde ise “Ahh nerede o eski Yeşilçam Filmleri” olduğunu biliyorum. O dönem filmlerinin popüler çocuk oyuncuları Zeynep Değirmencioğlu, Menderes Utku, Ömer Dönmez, Sezer İnanoğlu gibi Mine Çayıroğlu’nun da oyunculuk kariyeri çocukluk yaşında Kadir İnanır ve Seda Sayan’ın başrollerini paylaştığı “İmparator” filmiyle başlamıştır. Sinemamızın usta sanatçıları Türkan Şoray, Tarık Akan, Zuhal Olcay, Aydan Şener gibi birçok değerli sanatçıyla kamera karşısına geçen Mine Çayıroğlu, yetenekli olduğu kadar mesleğinde eğitimin öneminin farkında olarak İngiltere’nin en iyi drama okullarından biri olan “Guildford School of Acting”de 3 yıl oyunculuk eğitimi almış ve giriş sınavlarına Haluk Bilginer'in özel oyunculuk dersleriyle hazırlanmıştır. Kariyeri boyunca “Amansız Yol, Berdel, Beyza’nın Kadınları, Çalıkuşu, Yeniden Doğmak, Şara, Aşka Sürgün, Parmaklıklar Ardında, İffet ve Söz” gibi birçok sinema ve dizide rol almıştır. Ayrıca çocukluğundan beri içinde bir tutku olan müziğe ağırlık verip, 2004 yılında Mete Özgencil ile bir yıllık titiz çalışmanın sonucu olarak “Zümrüt Gibi” ayrıcalığı olan bir albümü müzik severlerin beğenisine sunmuştur… Son olarak “Günebakanlar” şarkısıyla duygularımıza tercüman olan sanatçıyla, pandemi sürecinde zorda olsa bir araya gelip samimi bir söyleşiye imza attık, biz sohbet esnasında çok keyif aldık eminim sizde okurken aynı samimiyeti ve sıcaklığı hissedeceksiniz. Sevgiyle kalın.

Merhaba Mine Hanım nasılsınız, sanat camiasında sadece sanatıyla yer edinen bir sanatçı olarak özel hayatı en çok merak edilen isimlerden birisiniz. Sevenleriniz adına soruyorum: Işıklar sönüp evinize gittiğinizde nasıl bir Mine Çayıroğlu var?

Müziğin ruhu ve bedeni iyileştirici gücünden beslenen, bu anlamda söz yazıp beste yapan, sürekli üretim halinde olan, oğlu Derin Denizle, ailesiyle ve aynı zamanda dostlarıyla birlikte olmaktan mutlu, yaşamı sorgulayan, yeni hedefler belirleyen, sanatın her dalına ilgi duyup yaşamına renk katan, kendini geliştirmeye önem veren, hayvan sevgisiyle dolu, felsefe ve psikolojiye ilgi duyan, sürekli araştıran, kimi zaman coşkulu ve kimi zaman da melankolik bir Mine Çayıroğlu var.

Çocukluk döneminize gitmek istiyorum: Mine nasıl bir çocuktu?

Ben çok yaramaz, neşeli, meraklı ve hiperaktif bir çocuktum. Müzik ve oyunculuğa hep bir ilgim vardı. Ayna karşısına geçer, annemin kıyafetlerini giyer, saatlerce değişik karakterlere bürünür, oynardım. Klasik müziğe ve bestecilerin hayatlarına dair kitaplar okurdum. Çok sevdiğim çocuk kitapları vardı; “Palavracı Baron” ve çok etkilendiğim Benim küçük Üçkâğıtçım”, “Şişkolar ve Sıskalar” gibi. Hayal kurmayı çok severdim. O zamanlardan hayatı sorgular, şiirler yazardım. Duygusal ve paylaşmayı seven bir çocuktum. Sevgi doluydum.

Siyasetçi bir babanın kızı olarak, siyasete ilginiz var mı?

Siyasete hiç ilgi duymuyorum. Elbette dünyada ve ülkemizdeki siyasi düzeni sorguluyor, eleştiriyor ve takip ediyorum ancak birebir siyasetin içinde olmayı düşünmüyorum.

Yeşilçam’ın popüler çocuk oyuncularından birisiniz. Beyazperde ile tanışma hikâyenizi dinlemek isterim?

İlk olarak 6 yaşında oyunculuğa başladım. Başta ailemin desteği ve Şenay Ülkü’nün beni ilk sete götürmesi ve emekleri sayesinde… İlk filmim “İmparator” adlı bir sinema filmiydi. Sonrasında “Acımak” ve “Çalıkuşu” gibi edebi eserlerin tv uyarlamalarıyla daha çok tanınmaya ve sevilmeye başladım. Bulgar zulmünü konu alan “Yeniden Doğmak” adlı tv dizisiyle o dönemde siyasetin çözemediğini Aysel rolümdeki performansımla çözebildim ve Aysel uzak kaldığı ailesine kavuştu. Elbette bunu çok değerli oyuncu kadrosu, ekip ve Osman Seden’in sayesinde başardık. Artık daha çok tanınıyor ve proje teklifleri geliyordu.

“Set çalışanları ve köylüler kurtardı.”

Film çekimi esnasında yaşayıp hiç unutmadığınız bir anınız var mı?

“Aysarı’nın Zilleri” adlı tv dizisi çekimlerinde rol gereği beni kara gömdüler. Bir takım aksaklıklar yaşandı ve ben donma tehlikesi geçirdim. Neyse ki set çalışanları ve de köylüler kurtardı.

Yeşilçam’ın dev isimleriyle çalışma imkânı yakaladınız. Okuyucularımıza tekrar hatırlatmak niyetiyle hangi oyuncularla kamera karşısına geçtiniz?

Türkan Şoray, Tarık Akan, Zuhal Olcay, Kadir İnanır, Aydan Şener ve birçok değerli oyuncularla çalışma fırsatı elde ettim.

Yeşilçam filmlerinin senaryoları ile günümüz filmlerinin senaryolarını karşılaştırırsak ne gibi değişimler gözlemliyorsunuz?

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Elbette Yeşilçam döneminden bu yana senaryo kavramı ile ilgili birçok şey değişti. Yeşilçam döneminde de güçlü senaryolar yazıldı, evrensel dili olan beni etkileyen birçok filmde çalışabildim. Ancak şimdiki senaryoların altyapısı, diyalogları sanki daha çok oyuncuyu besliyor ve karakter yaratım sürecinde zorlayabiliyor. Bunu iyi anlamda söylüyorum. Felsefi ve psikolojik açıdan daha zenginleşti diye düşünüyorum.

Merak ettiğim için soruyorum: Eğitimli ve oldukça yetenekli bir oyuncusun, hayat verdiğin bütün karakterler o dönem içerisinde dikkat çekiyor ve oyunculuğunuz takdir ediliyor. Peki, Mine Çayıroğlu neden hep yardımcı roller de yer aldı?

Çocuk oyuncu olarak başladığım film sektöründe birçok başrolde de oynadım. Bana göre resmin bütününe bakmak gerekir. Başrol, yardımcı rol ve karakter oyuncusu olmak fark etmez; önemli olan filmdeki rolünüzün başka hayatlara dokunabiliyor olması ve etkisi.

Dizi sektörüne uzun bir ara vermiştiniz, bu uzun aranın sebebi nedir?

Dizi sektörüne ara vermem hem yurtdışına gidip tiyatro eğitimi almam hem de seçici olmamla ilgili.

“Söz”ün kadrosuna dahil olma sürecinden bahseder misin?

“Söz” dizisinin kadrosuna dahil olmam, oyunculuk menajerim Tümay Özokur ve ekibinin çalışmaları sayesinde oldu.

Canlandırdığınız Nisan’ı analiz edebilir misiniz? Doğrularıyla, yanlışlarıyla nasıl bir karakterdir?

Nisan Hanım Türkiye’de ve yurt dışında faaliyet gösteren bazı terör örgütlerinin gizli lideri konumundaki kişidir. Ülkenin işgaline yol açacak eylem planının üst düzey planlayıcısı konumundadır. Milli Güvenlik Protokolü’nü ele geçirip Türkiye’nin işgali sonrası, sözde yeni yapılanmayı yönetecek olan Nisan, terörün yasal ayağı konumundadır. Ülke içinde ve dışında suç unsuru olabilecek hiçbir planlamanın içinde bulunmaz. Sadece bilinmeyen ve hiçbir zaman öğrenilemeyecek karar mekanizmasıdır o. 40’lı yaşların başında, duruşuyla ve konuşmasıyla kararlı görünmektedir. Türkiye vatandaşı olmadığı için bizim topraklarımızda uluslararası bir koruması vardır. Her zaman bir adım öncesinden hazır olduğu için, yanılma payı yokmuş gibi davranır ve karşısındakine bunu kabul ettirir. Karanlık ve acımasız yüzünü nadiren gösterir. Ama o durumda bile yaptığı sadece emir vermektir. Elini kire, pisliğe bulaştırmaz. Aşırı titiz davranır. Dragan’ı Türkiye’deki eylemlerinde hem finans olarak, hem de üst akıl olarak destekleyen kişi Nisan’dır.

“Tiyatro, insanı insana anlatan oyunculuğun er meydanıdır.”

Sence tiyatro nedir ve neden değerli?

Tiyatro, insanı insana anlatan oyunculuğun er meydanıdır. Tiyatro yüz yıllardır toplumsal yozlaşmayı eleştiren bir duruştur. Hayat damarlarından en önemli olanıdır.

Sence beklediği önemi görüyor mu ve gençlerin tiyatroya ilgisi nasıl? 

Günümüzde gençlerin tiyatroya ilgisi arttı. Teknolojik gelişmeleri ve engelleri saymazsak tabii…

Sinema, tiyatro ve dizi… Çok mu farklıdır bu üç alanda oyunculuk?

Oyunculuk, Tiyatro oyunculuğu, Sinema oyunculuğu diye sınırlandırılamaz. Tiyatro ve sinemadaki oyunculuk sergilenişleri bakımından farklılıklar gösterir. Sinema ve tiyatro oyunculuğunun farkları, kullanılan alanlardaki çerçevesel boyutlardadır. Bu boyutları doğru sentezleyen iyi bir oyuncudur.

Oyunculuğun zirvesindeyken neden müzik hedefin haline geldi?

Müzik çocukluğumdan beri içimde bir tutkudur. Oyunculuk serüvenimde bana hep eşlik eden, beni besleyen yücelten bir sanat dalıdır müzik. İngiltere’de tiyatro eğitimim öncesinde ve sonrasında özel şan dersleriyle kendimi geliştirmeyi hedefledim. Çok değerli hocalarla çalıştım. Güzin Gürel, Peter Roberts ve Nilgün Serimoğlu’nun emekleri ve desteğiyle özgüvenim arttı. Halen Nilgün Serimoğlu’ndan şan dersleri alıyorum. Ses eğitiminin öneminin farkında olarak, kişisel çabalarımla da müzik yolculuğum devam edecek. Şarkı sözü yazıyorum, beste yapıyorum ve müzikle besleniyorum. En büyük hayallerimden bir tanesi de bir müzikalde oynamak.

Müzik kariyerinize ilk stüdyo albümünüz “Zümrüt Gibi” ile başladın. Bizlere o yolculuktan bahsedebilir misin?

“Zümrüt Gibi” ayrıcalığı olan bir albüm. Albümün çıktığı döneme göre, farklı bir soundu olan bir albüm. İlk albüm yapma fikri doğduğunda kimlerle çalışabilirim diye düşündüm. Aklımda hep Mete Özgencil ile çalışmak vardı. Most Production’ın sahibi Mustafa Oğuz ile bir görüşme esnasında Mete Özgencil ile çalışmak istediğimi belirttim. Kendiside bağlantıyı kurdu ve ilk müzik yolculuğum başlamış oldu. O dönemdeki menajerim ve albüm prodüktörüm Samuel Yeşilbağcı’nın desteği ve çalışmaları sayesinde Mete Özgencil ile bir araya geldik. Devrim Karaoğlu’nun farklı düzenlemeleriyle de “Zümrüt Gibi” çok sevilen bir şarkı oldu. Emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum.

Uzun bir aranın ardından yayıma vermiş olduğunuz “Hayalperest” albümünüz, maalesef beklentiyi karşılayamamıştı. Albümün tanıtım konusunda eksik kaldığını düşünüyorum, o süreci anlatır mısınız?

“Hayalperest” albümü de değerli benim için. Ender Gündüzlü’nün besteleriyle ve benim yapmış olduğum ilk bestemin yer aldığı beğenilen bir albüm oldu. O dönemdeki menajerim Süheyl Atay’ın desteği ve emeğiyle de farklı bir projeye imza attık. Retronova isimli projede Hakan Küfündür ile çalıştık. Özellikle kendi bestem olan “Kozadaki Kelebek” şarkısının Metin Arıgül düzenlemesi çok içime sindi. Bestenin oluşum aşamasında emeği geçen müzisyen ve çocuğumun babası Özgür Gezgin’e de ayrıca minnettarım. Klip aşamasında Profabrika ile çalıştım ve bana göre çok güzel bir klip oldu. Tüm ekibe tekrar teşekkürler.

“Giden sevgilinin ardında ki hüzünle beraber “Günebakanlar” geldi.”

“Günebakanlar” şarkının yapım aşaması nasıldı? Seni en çok ne zorladı?

“Günebakanlar” önce beste olarak hayat buldu. Eren Kulaç’ın harika bestesine gün batımına karşı sözleri yazdım. Bir gün Cadde bostan sahilde gün batımını seyrederken kelimeler su gibi aktı defterime. Ali Ulupınar’ın besteye katkısı da önemli tabii. Esinlenmek ve yaratım süreci sancılı bir süreç! Elbette doğru insanlarla hayatınızın kesişmesi de önemli.

Albüm kaydını 46 hertz stüdyosunda gerçekleştirdik. Özellikle Cem Sarıoğlu’na ve Volkan Konuk’a emekleri ve sabırları için çok teşekkür ediyorum. Bu süreçte müzik menajerliğimi üstlenen Bikem Portakal’ın da hayallerimi gerçekleştirmemde emeği çok büyük. Klibin hazırlık aşamasındayız, yakın zamanda çekilecek ve sizlerle buluşturacağız.

“Günebakanlar” şarkısı hangi duygularımıza tercüman?

Aşk, tutku ve giden sevgilinin ardındaki hüzün…

2008 yılında “ALTONA Müzik & Film Yapım” şirketini kurmaya iten etmen nedir? Ve şirket hala aktif olarak çalışıyor mu?

Şirket hala aktif değil. 2008 yılında Galatasaray’da bir müzik atölyemiz vardı Özgür Gezgin ile. Orada çok sayıda beste yaptık. İlerleyen zamanlarda değerlendirmeyi düşünüyorum. Altona’yı kurmamızın nedeni müzik ve film ile ilgili projeler gerçekleştirmekti ama ne yazık ki istediğimiz hedefe ulaşamadık.

Kariyer hedeflerin arasında neler var?

Kariyer hedeflerim arasında müzik ve sinema var.

 “Anne olunca anlarsın” sözü sizin için de geçerli oldu mu? Deniz ile birlikte hayatınızda neler değişti?

Derin Deniz hayatıma yeni bir soluk getirdi. Daha sabırlı, anlayışlı ve affedici oldum. Siz çocuklarınızı eğitirken aslında onlar da sizi eğitiyorlar, kişisel gelişiminize katkı sağlıyorlar. Koşulsuz sevginin ne olduğunu öğrendim.

Sosyal medya ile aranız nasıl? Orada sunulan hayatlar size samimi geliyor mu?

Sosyal medya ile aram pek de iyi değil. Ancak işimiz gereği sosyal medyada yer alıyoruz.

Karantina günlerin nasıl geçiyor? Son zamanlarda ne yapıyorsun?

Karantina günleri sıkıcı geçiyor. Özgürlüğümüz gitti. Ben bu süreçte kitaplara sığındım. Şarkı sözü, şiir yazmaya vakit ayırıyorum.

Fit ve genç kalmanızın sırrı nedir?

Genç kalmamın sırrı çocuk ruhlu olmam ve genetik sanırım.

Mine Çayıroğlu yaşamında neye hizmet ediyor?

Sanat vesilesiyle insanların yaşamlarına dokunabilmeye.

“Hayat bir oyunsa, herkes kendi sahnesinde oynar.”

90’lar tadında sorular…

Yaş: Boy: Kilo:43-1.65-53

Burcu: Oğlak

Ayakkabı numarası:36

Göz rengi: Ela

Saç rengi: Kumral

Mükemmel mutluluk: Özgürlük

En büyük korkunuz nedir: Uçak

En beğenmediğiniz özelliğiniz hangisi: İnatçılık

Başka insanlarda en beğenmediğiniz özellik hangisi: Bencillik

Şu an hayatta olan ve en çok hayranlık duyduğunuz kişi kim: Ailem

Şu anki halet-i ruhiyeniz nedir: Karışık

Dış görünüşünüzle ilgili en sevdiğiniz şey nedir: Gamzelerim

Bir erkekte en sevdiğiniz özellik hangisi: Dürüstlük ve duyarlılık

Bir kadında en sevdiğiniz özellik hangisi: Güleryüz

En çok kullandığınız kelime ya da cümle nedir: Deniz derslerini düzenli takip eder misin?

Hayatınızın en büyük aşkı kim ya da ne: Derin Deniz, oğlum.

Şimdiye dek en mutlu olduğunuz zaman ve yer neresi: Şile

Hangi yeteneğe sahip olmak isterdiniz: Bir enstrüman çalmak

En büyük kabiliyetinizin ne olduğunu düşünüyorsunuz: Oyunculuk

Eğer ölüp tekrar dünyaya gelecek olsaydınız, kim ya da ne olmak isterdiniz: Kendim olmak

En çok nerede yaşamak isterdiniz: Dünyayı gezmek isterim

Sahip olduğunuz en kıymetli şey nedir: Ailem

Sefaletin en alt sınırı sizce nedir: Kibir

Favori işiniz nedir: Müzik

En belirgin karakteristik özelliğiniz nedir: Anlayış

Arkadaşlarınızda en değer verdiğiniz şey nedir: Samimiyet

Favori yazarlarınız kimler: Dostoyevski, Jack London, Yaşar Kemal, George Orwell, Tezer Özlü, Sabahattin Ali, Pavese…

Kendinizle en çok özdeşleştirdiğiniz tarihi figür hangisi: Frida

Gerçek hayattaki kahramanlarınız kimdir: Annem, babam ve ablam.

En sevmediğiniz şey nedir: Samimiyetsizlik

En büyük pişmanlığınız nedir: Fevri davranışlar

Mottonuz nedir: Hayat bir oyunsa, herkes kendi sahnesinde oynar.

Röportaj: Murat Fırat

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Müziğin Ritimlerinden Beyaz Perdeye Sektörün Ezberlerini Bozan Bir Yönetmen Portresi

                 Röportaj: MURAT FIRAT  Türkçe rap kültürünün henüz emekleme aşamasında olduğu yıllarda imkânsızlıkların ortasında prodüktörlük ve yapımcılık üstlenerek bir devrin temellerini atan öncü bir vizyoner. Müzik kariyerinde onlarca albüme imza atıp yüzlerce klip çektikten sonra sinemanın görsel dünyasına adım atan ve Şuursuz Aşk gibi projelerle ulusal ve uluslararası arenada ödüllere layık görülen sıra dışı bir yazar ve yönetmen. Sadece kamera arkasındaki ustalığıyla değil popüler kültür standartlarına sektörün yapımcı egolarına ve sahte şöhret algısına karşı sergilediği tavizsiz duruşuyla da fark yaratıyor. Müziğin hikaye anlatıcılığından Alman sinema disiplinine set ortamındaki katı ilkelerinden evlilik ve hayata dair samimi itiraflarına kadar uzanan bu söyleşide popülist ezberleri bozan son derece dobra bir sanat yolculuğuna tanıklık edeceksiniz. Kariyerinize Türkçe rap’in henüz emekleme aşamasında olduğu dönemle...

Zeynep Mansur’dan Popun Tatlı ve Alaycı Yüzüne Güçlü Bir Dönüş: “Di Mi?”

                        Haber: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde bazı şarkılar vardır; ilk dinleyişte büyük iddialar ortaya koymaz, kendisini dinleyiciye zorla kabul ettirmeye çalışmaz ama insanın kulağında güzel bir iz bırakır. Bir süre sonra fark edersiniz ki melodisi aklınızda dolaşıyor, nakaratını istemeden mırıldanıyorsunuz ve yeniden dinlemek istiyorsunuz. Zeynep Mansur’un yeni çalışması “Di Mi?” bende tam olarak böyle bir his uyandırdı. Uzun zamandır Türkçe pop müziğin içerisinde farklı türlerin birbirine fazlasıyla karıştığı bir dönemi yaşıyoruz. Rap müzik, arabesk, elektronik altyapılar ve deneysel sound’lar pop müziğin sınırlarını genişletirken, zaman zaman popun kendi sade ve melodik kimliğini de geride bıraktığını görüyoruz. Elbette müzik değişecek, gelişecek ve yeni türlerle buluşacak. Ancak bazen insan yalnızca iyi yazılmış, iyi düzenlenmiş ve sanatçının kendisini rahatlıkla ifade edebildiği bir pop...

30 Yıl Sonra Yeniden Konuşan Göksel: “İçimdeki Çocuk Hiç Değişmedi”

                  Röportaj: MURAT FIRAT Bir sanatçıyı yalnızca en çok bilinen şarkılarıyla tanımak, bazen onun hayatının en önemli bölümünü kaçırmak demektir. Çünkü sahnede görünen birkaç dakikanın, bir albüm kapağının ya da radyolarda yıllarca çalan bir şarkının arkasında; hayaller, kırgınlıklar, mücadeleler, bekleyişler ve yeniden ayağa kalkma cesareti vardır. Göksel’in hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye. 1996 yılında “Senden Kalan” albümüyle müzik dünyasına adım atan, ardından “Gönüllü Yazıldım” gibi bir eseri 90’lar Türk pop müziğinin hafızasına bırakan Göksel, aradan geçen 30 yıla rağmen geçmişte kalmış bir isim olarak değil, hâlâ üreten, hâlâ düşünen ve hâlâ yeni şarkıların peşinden giden bir müzisyen olarak karşımızda. Bu röportajın çıkış noktası da biraz tesadüf, biraz merak ve biraz da geçmişin bugüne bıraktığı izlerle ilgili. 90’lar şarkıları arasında yeniden karşıma çıkan “Gönüllü Yazıldım”, beni yalnızca bir haber hazırlamaya...

“Gelip Geçenlere Karşı Bir Duruş: Zerrin Özer’den Güçlü Bir Müzikal Manifesto ‘Geliyorlar Gidiyorlar’”

Haber: MURAT FIRAT Türk pop müziğinin zamana meydan okuyan sesi  Zerrin Özer , yeni şarkısı  Geliyorlar Gidiyorlar  ile bir kez daha yalnızca müzik yapmadığını, aynı zamanda bir duruş sergilediğini kanıtlıyor. Bu çalışma; hız çağının ilişkilerine, yüzeysel duygularına ve kolay tüketilen aşklarına karşı güçlü bir itiraz niteliği taşıyor. Dinleyiciye sadece melodik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Şarkının sözlerinde  Habil Ceyhan  imzası var; sade ama etkili bir dil kullanımıyla günümüz ilişkilerinin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Bestede  Bülent Yetiş , duygunun omurgasını kurarken; düzenlemede  Mustafa Arapoğlu  ve  Göksel Kamçı  modern dokunuşlarıyla parçayı bugünün ritmine başarıyla taşıyor. Ortaya çıkan sonuç; geçmişin deneyimi ile bugünün enerjisini buluşturan dengeli ve etkileyici bir yapı. Zerrin Özer, bu şarkıda yalnızca bir yorumcu değil; adeta bir anlatıcı, hatta bir tanık. Sö...

Herkes Kolaya Kaçarken Gülşen Çıtayı Bir Kez Daha Yükseltti

                        Haber: MURAT FIRAT  Müzik endüstrisinin son yılların en büyük kimlik ve finans krizlerinden birini yaşadığı bir dönemdeyiz. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, dijital platformların hız odaklı yapısı ve yapay zekâ destekli üretimlerin giderek yaygınlaşması, müziğin üretim biçimini de kökten değiştirdi. Şarkılar iki dakikanın altına inerken, büyük prodüksiyonlar yerini düşük maliyetli işlere bıraktı. Üstelik sektörün önemli bir bölümü, "Müzikten artık para kazanılmıyor." düşüncesini neredeyse ortak bir kabulleniş hâline getirmiş durumda. Tam da böyle bir atmosferde Gülşen, İtaat Yok ile yalnızca yeni bir single yayımlamadı. Aynı zamanda pop müziğin hâlâ büyük fikirlerle, cesur prodüksiyonlarla ve yüksek standartlarla üretilebileceğini gösteren güçlü bir cevap verdi. Yaklaşık otuz yıldır sahnede, stüdyoda ve ekranlarda istikrarını koruyan sanatçı, kariyerinin bu döneminde bile kendini tek...

Selahattin Erhan: "İnsanların Hayatına Dokunmayan Hiçbir İşin Gerçek Bir Anlamı Yok"

                  Röportaj: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde yıllardır birçok unutulmaz esere imza atan söz yazarı ve besteci Selahattin Erhan, üretim anlayışından müzik sektörüne, hekimlik mesleğinden hayat felsefesine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu. Zerrin Özer'den Bülent Ersoy'a, Funda Arar'dan Mustafa Sandal'a kadar birçok önemli isme verdiği eserlerle tanınan Erhan, bu röportajda yalnızca kariyer yolculuğunu değil; sanatın topluma katkısını, müziğin değişen yüzünü, telif haklarını, genç müzisyenlere tavsiyelerini ve geleceğe dair hedeflerini de tüm açıklığıyla anlattı. Bugün birçok sanatçı tarafından seslendirilen eserlerin altında imzanız var. Ancak sizi sadece şarkılarınızla tanıyan geniş bir kitle bulunuyor. Selahattin Erhan'ı kendi cümleleriyle nasıl anlatırsınız? Bugüne kadar uzanan yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz? Yaptığım ya da yapacağım işler ne olursa olsun, insanların hayatına pozitif katkıla...

Gökberk Demirci: Kalbimin ve mantığımın el verdiği sürece oyunculukta çok katı kuralım yoktur

Gökberk seni tanıyalım? 1989 yılında İzmit’te dünya'ya geldim. O zamanları fazla hatırlamıyorum, fakat mutlu bir bebekmişim fotoğraflardan anladığım kadarıyla  ;)   Aslen Adanalı’yım. Babamın mesleğinden dolayı birçok yer gezdik, gördük ve yaşadık. Benden 6 yıl sonra kardeşim Berkay dünyaya geldi. Pek uslu sayılmazmışım; öyle diyorlar. Ama o evre çok uzun sürmedi. Sanırım çocukken de büyüktüm hep! Hiç değişmediğimi söylerler.  ;) Sanırım oyunculuk kariyerin çocuk oyunları ve skeçlerle başladı? Kariyerim sayılmaz ama temeli çocukluk yıllarına dayanıyor. Özel günlerde oynanan oyunlar, anlık girilen karakterler ve başka birisi gibi davranmalar vs, vs (gülüyor). Çocukken fazla enerjiktim. Haliyle öğretmenlerim de bunu bir yarara dönüştürdüler. Hem benim için, hem de kendi sinir sistemleri adına  ;) 😉   Birçok konuda en büyük destekçim önce inancım, sonra ailem ve yakın çevrem oldu. Cengiz Küçükavyaz tiyatrosu ve Aktör-ist’lun kariyerin açısından ...

Meltem Leylekoğlu’ndan Doğru Şarkıyla Gelen Güçlü Bir Adım: Sardunyalar

                       HABER: MURAT FIRAT Müzik dünyasında bazı sanatçılar vardır; kendilerini bir anda değil, zaman içinde, sabırla ve üreterek ortaya koyarlar. Meltem Leylekoğlu da bu isimlerden biri. Sahne deneyimi, farklı müzik türlerine olan yatkınlığı ve kendisini geliştirme isteğiyle yoluna devam eden sanatçı, yeni çalışması “Sardunyalar” ile kariyerinde dikkat çekici bir adım atıyor. Meltem’in müzik yolculuğuna baktığımızda, yalnızca bir şarkı söyleyen değil, bu işi hayatının merkezine alan bir sanatçı profili görüyoruz. O Ses Türkiye’de yer alarak geniş bir dinleyici kitlesinin dikkatini çeken Leylekoğlu, sahne çalışmalarını da sürdürerek müziği günlük hayatının geçici bir parçası olmaktan çıkarıp mesleki bir çizgide devam ettiriyor. Benim açımdan bir sanatçıyı değerlendirirken yalnızca sesine ya da sosyal medyada ne kadar görünür olduğuna bakmak yeterli değil. Sahneye çıkmak, üretmek, repertuvar hazırlamak, dinleyiciy...

Bahadır Sağlam’dan Duygusal Bir Anlatı: “Sahte Gül Pazarı” ile Modern Aşkın Yalnızlığı

Murat Fırat - Uzman Gazeteci / Köşe Yazısı  Türk alternatif sahnesinin duygusal anlatımı güçlü isimlerinden Bahadır Sağlam, yeni single’ı “Sahte Gül Pazarı” ile dinleyiciyi doğrudan iç dünyasının en kırılgan noktalarına davet ediyor. Söz ve müziği tamamen sanatçının kendisine ait olan parça; düzenleme, mix ve mastering tarafında Mert Ağırlar’ın dokunuşunu taşıyor. Görsel dünyası da en az müziği kadar özenli kurulan şarkının klip yönetmenliği ve kurgusu Stephen’a, görüntü yönetmenliği Ömer Kaya’ya ait. Ghetto Production Turkey etiketiyle dijital platformlarda yayımlanan eser, Datça’nın doğal ve sade atmosferinde çekilen klibiyle şarkının yalnızlık hissini görsel bir şiire dönüştürüyor. Kargilos Hotel & Beach ve Green Horse Ranch ekiplerinin katkılarıyla hazırlanan sahnelerde, gün batımı ve deniz manzarası eşliğinde yürüyen yalnız bir figür; modern insanın kalabalık içindeki yalnızlığını güçlü bir sembole dönüştürüyor. “Sahte Gül Pazarı”, yalnızca bir ayrılık hikâyesi...

Güllü’nün Hayaliydi, Kibariye’ye Kısmet Oldu: “Ah Çocuk”

Haber: MURAT FIRAT   Arabesk müziğin en içten yorumcularından Kibariye, dinleyicinin kalbine dokunan yeni çalışması “Ah Çocuk” ile yalnızca bir şarkı seslendirmedi, yarım kalan bir duyguyu tamamladı. Bu eserin en güçlü tarafı, arkasındaki hikâyede saklı. Çünkü şarkı ilk olarak Güllü’nün hayaliydi. Bir acının ardından kaleme alınan ve tamamlanamayan bir eser, başka bir sesle yeniden hayat buldu. Bu nedenle ortaya çıkan çalışma yalnızca bir yorum değil, bir vefa zinciri gibi ilerliyor. Kibariye’nin müzikal yolculuğu boyunca öne çıkan en belirgin özellik, duyguyu saklamayan yorumu oldu. Sahneye çıktığında teknikten çok kalp konuştu. Uzun yıllar boyunca arabesk ile halkın ortak duygularını taşıyan sanatçı, güçlü vibratosu ve içten anlatımıyla tanındı. “Ah Çocuk”ta da bu birikim açıkça hissediliyor. Vokalin kırıldığı anlar, nefes aralarındaki titreme ve nakarata yaklaşırken kurulan gerilim, yılların getirdiği bir yorum gücünü gösteriyor. Bu noktada eserin söz ve müzi...