Ana içeriğe atla

Kadın ve Tiyatro / Pınar Ünsal


Pınar Ünsal: “Tiyatro duygulara antrenman yaptırır”

O Pınar Ünsal…
Türk kadınının sahnede devleşen temsilcisi!
O Parmaklıklar Ardında’nın kader mahkûmu…
O Al Yazmalım’ın ihanete uğrayan gözü yaşlı kadını!
O Sessiz Gemi’nin babası tarafından ötekileştirilen kızı…
O İkinci Bahar’ın emekçi öğretmeni Aslı!
Sanata adanmış bir hayat
Mesela “Ben eğitimli bir sanatçıyım” diye ortalıkta dolaşmıyor.
Kamera önü veya arkası hiç fark etmez. Konu üretmekse Pınar her yerde!
En önemlisi özgür kadın! Gün gelir Kenya’da Hipopotamların ve Maymunların arasında kamp kurar.
Gün gelir kafası eser, ilk uçak biletiyle Fransa’ya kaçar…
Ne olursa olsun biz onu sadece sinema, dizi ve tiyatro’da göreceğiz. Çünkü o magazin figürü değil! Gerçek sanatçı…

Merak edenler için soruyorum: Pınar Ünsal kendini anlatabilir misin?
1 Nisan 1982 yılında İzmir’de doğdum. Ankara Üniversitesi “Tiyatro Bölümü-Oyunculuk Ana Sanat” Dalını kazanmak suretiyle çok sevdiğim memleketimden ayrıldım. Mezun olduktan sonra İstanbul'a geldim. Televizyon sektörüne atıldım. Sinop’ta Parmaklıklar Ardında dizisini çekerken Kocaeli Şehir Tiyatroları'nın sınav açtığını duydum. Girdim sınava kazandım.
Uzun bir süre şehir dışı dizi, İstanbul(ev) ve tiyatroyu beraber götürdüm. 9 yıl Ş.T. de oyunculuk yaptıktan sonra 2016'nın sonunda ayrıldım. Kısa bir süre Dubai'de ve bu sefer kamera arkasında çalıştım. (Gülüyor) Son iki yıldır İstanbul'a kazık mı çaktım” acaba diyorum ama geçtiğimiz sezon iki Güzel oyunum vardı “Teessür” ve “İkinci Bahar”. “İkinci bahar”la birlikte gelsin turneler... İşte böyle yollarda geçen, bundan çok da memnun olduğum bir hayatın kahramanıyım ben. Kendi gözümden. (Gülüyor)

İkinci Bahar tiyatrosunun diğer tiyatrolardan farkı nedir?
“İkinci Bahar” İstanbul Temaşa Tiyatrosunun bir oyunudur. “İkinci Bahar” Tiyatrosunun diğer tiyatrolardan farkı ve bazı tiyatrolarla benzerliği bir halk tiyatrosu oluşudur. Oyun özelinde konuşacak olursak diğer oyunlardan farkı, çok naif bir duygusal komedi oluşudur. Oyunculuk Performansının gücü “Cihat Tamer ve Bedia Ener”e saygılar, sevgiler. Ve Anadolu’ya uzanan bir organizasyon oluşudur diyebilirim.

İkinci Bahar tiyatrosunda canlandırdığınız karakteri anlatır mısınız?
Geleceğini adeta bir mühendis gibi inşa etmeye çalışan öğretmen Aslı. Kariyer hedefleri uğruna duygularını yaşamaktan hep uzak durmuş. Hastalık hastası annesinin yanı başında fedakâr bir evlat rolünü üstüne giymiş. Oyundaki çatışmanın karşı kahramanlarından biri olan Aslı, annesini eleştirdiği ve engel koymaya çalıştığı duygusallık illetinden (aşktan) kendisi de nasibini alıyor. Tanıdık bir karakter.

Sence tiyatro nedir ve neden değerli? Dünya Tiyatro Günü hakkında ne düşüyorsun? Sence beklediği önemi görüyor mu ve gençlerin tiyatroya ilgisi nasıl?  Peki, tiyatronun geleceği nereye gidiyor?
Tiyatro duygulara antrenman yaptırır. Seyirci olarak durduk yere çok değer verdiğimiz birini kaybetmişçesine üzülürüz, bir ayıba uğramışçasına sinirleniriz, aklımızı üşütmüş gibi güleriz, yeni bir şeyin merakına düşeriz ve gaza geliriz... Şu rutin yaşamlarımız da ortalama iki saat boyunca heyecanlara gark olmak bence spa’dan alâ bir lüks... Bir an hayata başka bir öyküden bakarız. Bazen sıkıldığımız da olur tabii. (Gülüyor) 13 yıldır tiyatro yapıyorum. 7 den 70 insanların ilgi gösterdiği ve değer verdiği bir sanat olduğunu deneyimliyorum.
Dünya Tiyatro Günü ve tiyatronun gelecek tablosunu, yorumlamak isteyenlere bırakıyorum.

Sinema, tiyatro ve dizi… Çok mu farklıdır bu üç alanda oyunculuk?
Tiyatro ve kamera önü oyunculuklarının farkını yaratan bazı teknik detaylar vardır. Birde devam etmesi gereken canlı performansla, olmadı baştan kayıt “3-2-1” rahatlığı arasında ufak bir stres farkı oluyor tabii ki. Bunların dışında oyunculuk her yerde oyunculuktur.

Oyunculuğun sizi besleyen tarafları neler?
Farkındalık.

Bir oyun için hazırlıklar ne kadar sürüyor? Oyunlara nasıl hazırlanıyorsunuz?
Ortalama iki ay. Beş ay sürdüğü de oluyor nadiren. Bol okuma, bol anlama, bol araştırma, bol gözlem, bol soru, bol cevap, bol ezber ve bol pratik.

Sahne sizin için ne ifade ediyor? Bu kadar yorgunluğa değecek ne var sahnede?
Sahne eşittir işim demek! Hepimiz hayatımızı idame ettirebilmek için yorulduğumuz işler yapıyoruz. Ben eğlenerek yoruluyorum. Bu konu da şanslıyım.

Tiyatro mesaj vermeli mi, nedir tiyatronun rolü günümüzde?
Söylemi olan oyunları seviyorum ama tiyatroyu mesaj vermelidir gibi kalıplara sokmayı reddediyorum. Tiyatro seyirliktir. Seyredilebildiği ölçüde tiyatrodur. Günümüzde tiyatronun rolü gelişen teknolojiyle hiperaktifleşen zihinlerimize, bazen teknolojiyi de yanına katarak performatif olanın büyüsünü yitirtmemek gibi görünüyor bana. Bununla beraber geçmişteki üstlendiği rolleri de devam ettiriyor.

Tiyatro sadece eğlence olarak görülüyor…
Kime göre? Neye göre?

Canlandırdığınız karakterin size en çok benzeyen yönü nedir?
Kısmen annesiyle olan ilişkisi.

Tiyatronun başka bir alanıyla ilgileniyor musunuz? Belli bir birikiminiz  var, oyun yönetmeyi düşünür müsünüz?
Yazmak ve yönetmek! Bunlar deneyimlediğim ama çok da kanalından ilerlemediğim alanlar. Oyun yönetmeyi istiyorum. Hatta bununla ilgili gelişmeler var hayatımda…

Oynamak istediğiniz özel bir karakter var mı?
Mümkünse “Yüzüklerin Efendisi”ndeki çift kişilikli Gollum karakterini oynamak istiyorum. (Gülüyor) Gerçek üstü karakterlerin beni nasıl bir enerjiye taşıyacağını bir oyuncu olarak merak ediyorum. Bir de “Doubt” filmindeki sister Aloysius ve Lady Machbett.

Birlikte oynamak istediğiniz oyuncular var mı?
Var tabii ki olmaz mı? Burada belirtip evrene yanlış mesajlar göndermek istemiyorum.

Parmaklıklar Ardında Kevser’i canlandırdınız. Kevser sizi ne kadar değiştirdi?
Bana iki yıl boyunca hapishaneye düşmüş çaresiz bir kadın empatisi yaşattı. Beni daha özgür bir kadın olma yolunda gaza getirdi diyebilirim.

Kariyer konusunda Kevser karakteri size ne kattı?
Kevser’in ardından yine haksızlığa uğrayan, kocası tarafından aldatılan İpek karakterini oynadım “Al Yazmalım” dizisinde. Eyvah mağduriyete devam dedim. Ama o rolü de sevdim. Dizi setlerinde çok değerli insanlar tanıdım. Hepsinden çok şey öğrendim.
Kevser acıklı, çaresiz bir kadındı. Peki Siz Kevser kadar güçsüz bir kadın mısınız?
Kevser, seçemediği kaderinin ve çevresinin güçsüzleştirdiği hayata karşı yinede direnen bir kadındı. Ben daha özgür bir çevrede yetiştim. Bunun bana sağladığı avantajla tabii ki de daha güçlü bir kadın oldum.

Oyunculukta “Türkan Şoray” kuralların var mı?
Mantık çerçevesi!

Başarılı olmuş Türk oyunculardan en çok kimi örnek alıyorsun?
Hadi kendi cinsimden gideyim! (Gülüyor)
Maryl Streep, Cate Blanchett, Zuhal Olcay, Zerrin Tekindor, Kadriye Kenter, Binnur Kaya gibi güzelim kadın oyuncular geliyor aklıma. Örnek almak değil belki ama oynarken oyunculuk dersi veren kadınlar bunlar.

Tiyatro dışında neler yapıyorsunuz?
Okul yıllarımda vokalistlik yapmışlığım var. Çok keyifli bir işti benim için. Ayrıca sinema yapıyorum ve oyunculuk dersleri veriyorum.

Yeni projeler var mı?
Evet, var.

Yaş-Boy-Kilo: 37-1.72-59
Burcu: Koç
Ayakkabı numarası: 38
Göz rengi: Mavi
Saç rengi: Kumral
Arabası: Mitsubishi
Kullandığı parfüm: Violet blonde tom ford
Sevdiği renk: Kırmızı
Sevdiği yemek: Mantı
Sevdiği içki: Beyaz Şarap
En sevdiği tatil yeri: Kaş
İdeal tipi: Javier Bardem
Tuttuğunuz takım: Beşiktaş
Ne tür müzik dinlersiniz: Blues, Rock, Nu Jazz, Etnik
Yaptığınız en büyük çılgınlık: Kenya’da hipopotamların ve maymunların arasında kamp yapmak
Sevdiğiniz için neleri göze alırsınız: Ne kadar sevdiğime ve sevildiğime bağlı
Sizi sevenin sizin için neler yapması hoşunuza gider: Güven vermesi. Arada güzel yemekler de yaparsa süper olur.
Şu an ruhunun olmak istediği yer: Yollar
İzlemekten keyif aldığın TV programları neler: Gündem Özel, Kelime oyunu, Güldür güldür
Hayatta en çok kıymet verdiğin insan: Aile bireylerim
Hayvan besliyor musunuz: Arada bir karga ve Martı
Aşk her şeyi affeder mi: Affetmez
Benzetildiğiniz biri var mı: Nichole Kidman
Fobilerin: Düşmek
Hobilerin: Türbülans fotoğraf çekmek, gezmek tozmak
Beğendiğiniz ve Beğenmediğiniz huyunuz: Yeniliklere açığım-Çabuk sıkılırım
Sizi en mutlu eden iltifat hangisi: Mmmm bilemedim ki eni yok. Hep iltifat olsun

Röportaj: MURAT FIRAT

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Müziğin Ritimlerinden Beyaz Perdeye Sektörün Ezberlerini Bozan Bir Yönetmen Portresi

                 Röportaj: MURAT FIRAT  Türkçe rap kültürünün henüz emekleme aşamasında olduğu yıllarda imkânsızlıkların ortasında prodüktörlük ve yapımcılık üstlenerek bir devrin temellerini atan öncü bir vizyoner. Müzik kariyerinde onlarca albüme imza atıp yüzlerce klip çektikten sonra sinemanın görsel dünyasına adım atan ve Şuursuz Aşk gibi projelerle ulusal ve uluslararası arenada ödüllere layık görülen sıra dışı bir yazar ve yönetmen. Sadece kamera arkasındaki ustalığıyla değil popüler kültür standartlarına sektörün yapımcı egolarına ve sahte şöhret algısına karşı sergilediği tavizsiz duruşuyla da fark yaratıyor. Müziğin hikaye anlatıcılığından Alman sinema disiplinine set ortamındaki katı ilkelerinden evlilik ve hayata dair samimi itiraflarına kadar uzanan bu söyleşide popülist ezberleri bozan son derece dobra bir sanat yolculuğuna tanıklık edeceksiniz. Kariyerinize Türkçe rap’in henüz emekleme aşamasında olduğu dönemle...

Zeynep Mansur’dan Popun Tatlı ve Alaycı Yüzüne Güçlü Bir Dönüş: “Di Mi?”

                        Haber: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde bazı şarkılar vardır; ilk dinleyişte büyük iddialar ortaya koymaz, kendisini dinleyiciye zorla kabul ettirmeye çalışmaz ama insanın kulağında güzel bir iz bırakır. Bir süre sonra fark edersiniz ki melodisi aklınızda dolaşıyor, nakaratını istemeden mırıldanıyorsunuz ve yeniden dinlemek istiyorsunuz. Zeynep Mansur’un yeni çalışması “Di Mi?” bende tam olarak böyle bir his uyandırdı. Uzun zamandır Türkçe pop müziğin içerisinde farklı türlerin birbirine fazlasıyla karıştığı bir dönemi yaşıyoruz. Rap müzik, arabesk, elektronik altyapılar ve deneysel sound’lar pop müziğin sınırlarını genişletirken, zaman zaman popun kendi sade ve melodik kimliğini de geride bıraktığını görüyoruz. Elbette müzik değişecek, gelişecek ve yeni türlerle buluşacak. Ancak bazen insan yalnızca iyi yazılmış, iyi düzenlenmiş ve sanatçının kendisini rahatlıkla ifade edebildiği bir pop...

30 Yıl Sonra Yeniden Konuşan Göksel: “İçimdeki Çocuk Hiç Değişmedi”

                  Röportaj: MURAT FIRAT Bir sanatçıyı yalnızca en çok bilinen şarkılarıyla tanımak, bazen onun hayatının en önemli bölümünü kaçırmak demektir. Çünkü sahnede görünen birkaç dakikanın, bir albüm kapağının ya da radyolarda yıllarca çalan bir şarkının arkasında; hayaller, kırgınlıklar, mücadeleler, bekleyişler ve yeniden ayağa kalkma cesareti vardır. Göksel’in hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye. 1996 yılında “Senden Kalan” albümüyle müzik dünyasına adım atan, ardından “Gönüllü Yazıldım” gibi bir eseri 90’lar Türk pop müziğinin hafızasına bırakan Göksel, aradan geçen 30 yıla rağmen geçmişte kalmış bir isim olarak değil, hâlâ üreten, hâlâ düşünen ve hâlâ yeni şarkıların peşinden giden bir müzisyen olarak karşımızda. Bu röportajın çıkış noktası da biraz tesadüf, biraz merak ve biraz da geçmişin bugüne bıraktığı izlerle ilgili. 90’lar şarkıları arasında yeniden karşıma çıkan “Gönüllü Yazıldım”, beni yalnızca bir haber hazırlamaya...

“Gelip Geçenlere Karşı Bir Duruş: Zerrin Özer’den Güçlü Bir Müzikal Manifesto ‘Geliyorlar Gidiyorlar’”

Haber: MURAT FIRAT Türk pop müziğinin zamana meydan okuyan sesi  Zerrin Özer , yeni şarkısı  Geliyorlar Gidiyorlar  ile bir kez daha yalnızca müzik yapmadığını, aynı zamanda bir duruş sergilediğini kanıtlıyor. Bu çalışma; hız çağının ilişkilerine, yüzeysel duygularına ve kolay tüketilen aşklarına karşı güçlü bir itiraz niteliği taşıyor. Dinleyiciye sadece melodik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Şarkının sözlerinde  Habil Ceyhan  imzası var; sade ama etkili bir dil kullanımıyla günümüz ilişkilerinin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Bestede  Bülent Yetiş , duygunun omurgasını kurarken; düzenlemede  Mustafa Arapoğlu  ve  Göksel Kamçı  modern dokunuşlarıyla parçayı bugünün ritmine başarıyla taşıyor. Ortaya çıkan sonuç; geçmişin deneyimi ile bugünün enerjisini buluşturan dengeli ve etkileyici bir yapı. Zerrin Özer, bu şarkıda yalnızca bir yorumcu değil; adeta bir anlatıcı, hatta bir tanık. Sö...

Herkes Kolaya Kaçarken Gülşen Çıtayı Bir Kez Daha Yükseltti

                        Haber: MURAT FIRAT  Müzik endüstrisinin son yılların en büyük kimlik ve finans krizlerinden birini yaşadığı bir dönemdeyiz. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, dijital platformların hız odaklı yapısı ve yapay zekâ destekli üretimlerin giderek yaygınlaşması, müziğin üretim biçimini de kökten değiştirdi. Şarkılar iki dakikanın altına inerken, büyük prodüksiyonlar yerini düşük maliyetli işlere bıraktı. Üstelik sektörün önemli bir bölümü, "Müzikten artık para kazanılmıyor." düşüncesini neredeyse ortak bir kabulleniş hâline getirmiş durumda. Tam da böyle bir atmosferde Gülşen, İtaat Yok ile yalnızca yeni bir single yayımlamadı. Aynı zamanda pop müziğin hâlâ büyük fikirlerle, cesur prodüksiyonlarla ve yüksek standartlarla üretilebileceğini gösteren güçlü bir cevap verdi. Yaklaşık otuz yıldır sahnede, stüdyoda ve ekranlarda istikrarını koruyan sanatçı, kariyerinin bu döneminde bile kendini tek...

Selahattin Erhan: "İnsanların Hayatına Dokunmayan Hiçbir İşin Gerçek Bir Anlamı Yok"

                  Röportaj: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde yıllardır birçok unutulmaz esere imza atan söz yazarı ve besteci Selahattin Erhan, üretim anlayışından müzik sektörüne, hekimlik mesleğinden hayat felsefesine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu. Zerrin Özer'den Bülent Ersoy'a, Funda Arar'dan Mustafa Sandal'a kadar birçok önemli isme verdiği eserlerle tanınan Erhan, bu röportajda yalnızca kariyer yolculuğunu değil; sanatın topluma katkısını, müziğin değişen yüzünü, telif haklarını, genç müzisyenlere tavsiyelerini ve geleceğe dair hedeflerini de tüm açıklığıyla anlattı. Bugün birçok sanatçı tarafından seslendirilen eserlerin altında imzanız var. Ancak sizi sadece şarkılarınızla tanıyan geniş bir kitle bulunuyor. Selahattin Erhan'ı kendi cümleleriyle nasıl anlatırsınız? Bugüne kadar uzanan yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz? Yaptığım ya da yapacağım işler ne olursa olsun, insanların hayatına pozitif katkıla...

Gökberk Demirci: Kalbimin ve mantığımın el verdiği sürece oyunculukta çok katı kuralım yoktur

Gökberk seni tanıyalım? 1989 yılında İzmit’te dünya'ya geldim. O zamanları fazla hatırlamıyorum, fakat mutlu bir bebekmişim fotoğraflardan anladığım kadarıyla  ;)   Aslen Adanalı’yım. Babamın mesleğinden dolayı birçok yer gezdik, gördük ve yaşadık. Benden 6 yıl sonra kardeşim Berkay dünyaya geldi. Pek uslu sayılmazmışım; öyle diyorlar. Ama o evre çok uzun sürmedi. Sanırım çocukken de büyüktüm hep! Hiç değişmediğimi söylerler.  ;) Sanırım oyunculuk kariyerin çocuk oyunları ve skeçlerle başladı? Kariyerim sayılmaz ama temeli çocukluk yıllarına dayanıyor. Özel günlerde oynanan oyunlar, anlık girilen karakterler ve başka birisi gibi davranmalar vs, vs (gülüyor). Çocukken fazla enerjiktim. Haliyle öğretmenlerim de bunu bir yarara dönüştürdüler. Hem benim için, hem de kendi sinir sistemleri adına  ;) 😉   Birçok konuda en büyük destekçim önce inancım, sonra ailem ve yakın çevrem oldu. Cengiz Küçükavyaz tiyatrosu ve Aktör-ist’lun kariyerin açısından ...

Meltem Leylekoğlu’ndan Doğru Şarkıyla Gelen Güçlü Bir Adım: Sardunyalar

                       HABER: MURAT FIRAT Müzik dünyasında bazı sanatçılar vardır; kendilerini bir anda değil, zaman içinde, sabırla ve üreterek ortaya koyarlar. Meltem Leylekoğlu da bu isimlerden biri. Sahne deneyimi, farklı müzik türlerine olan yatkınlığı ve kendisini geliştirme isteğiyle yoluna devam eden sanatçı, yeni çalışması “Sardunyalar” ile kariyerinde dikkat çekici bir adım atıyor. Meltem’in müzik yolculuğuna baktığımızda, yalnızca bir şarkı söyleyen değil, bu işi hayatının merkezine alan bir sanatçı profili görüyoruz. O Ses Türkiye’de yer alarak geniş bir dinleyici kitlesinin dikkatini çeken Leylekoğlu, sahne çalışmalarını da sürdürerek müziği günlük hayatının geçici bir parçası olmaktan çıkarıp mesleki bir çizgide devam ettiriyor. Benim açımdan bir sanatçıyı değerlendirirken yalnızca sesine ya da sosyal medyada ne kadar görünür olduğuna bakmak yeterli değil. Sahneye çıkmak, üretmek, repertuvar hazırlamak, dinleyiciy...

Bahadır Sağlam’dan Duygusal Bir Anlatı: “Sahte Gül Pazarı” ile Modern Aşkın Yalnızlığı

Murat Fırat - Uzman Gazeteci / Köşe Yazısı  Türk alternatif sahnesinin duygusal anlatımı güçlü isimlerinden Bahadır Sağlam, yeni single’ı “Sahte Gül Pazarı” ile dinleyiciyi doğrudan iç dünyasının en kırılgan noktalarına davet ediyor. Söz ve müziği tamamen sanatçının kendisine ait olan parça; düzenleme, mix ve mastering tarafında Mert Ağırlar’ın dokunuşunu taşıyor. Görsel dünyası da en az müziği kadar özenli kurulan şarkının klip yönetmenliği ve kurgusu Stephen’a, görüntü yönetmenliği Ömer Kaya’ya ait. Ghetto Production Turkey etiketiyle dijital platformlarda yayımlanan eser, Datça’nın doğal ve sade atmosferinde çekilen klibiyle şarkının yalnızlık hissini görsel bir şiire dönüştürüyor. Kargilos Hotel & Beach ve Green Horse Ranch ekiplerinin katkılarıyla hazırlanan sahnelerde, gün batımı ve deniz manzarası eşliğinde yürüyen yalnız bir figür; modern insanın kalabalık içindeki yalnızlığını güçlü bir sembole dönüştürüyor. “Sahte Gül Pazarı”, yalnızca bir ayrılık hikâyesi...

Güllü’nün Hayaliydi, Kibariye’ye Kısmet Oldu: “Ah Çocuk”

Haber: MURAT FIRAT   Arabesk müziğin en içten yorumcularından Kibariye, dinleyicinin kalbine dokunan yeni çalışması “Ah Çocuk” ile yalnızca bir şarkı seslendirmedi, yarım kalan bir duyguyu tamamladı. Bu eserin en güçlü tarafı, arkasındaki hikâyede saklı. Çünkü şarkı ilk olarak Güllü’nün hayaliydi. Bir acının ardından kaleme alınan ve tamamlanamayan bir eser, başka bir sesle yeniden hayat buldu. Bu nedenle ortaya çıkan çalışma yalnızca bir yorum değil, bir vefa zinciri gibi ilerliyor. Kibariye’nin müzikal yolculuğu boyunca öne çıkan en belirgin özellik, duyguyu saklamayan yorumu oldu. Sahneye çıktığında teknikten çok kalp konuştu. Uzun yıllar boyunca arabesk ile halkın ortak duygularını taşıyan sanatçı, güçlü vibratosu ve içten anlatımıyla tanındı. “Ah Çocuk”ta da bu birikim açıkça hissediliyor. Vokalin kırıldığı anlar, nefes aralarındaki titreme ve nakarata yaklaşırken kurulan gerilim, yılların getirdiği bir yorum gücünü gösteriyor. Bu noktada eserin söz ve müzi...