Ana içeriğe atla

“Andaç’ın Hayatını Tarihi Akordeon Değiştirdi.”


Uzun zamandır takip ettiğim yetenekli bir sanatçı var.
Sahne Sanatları Opera & Şan eğitimi almış, zamansız şarkılara imza atıyor. Yapmış olduğu çalışmalarla dikkatleri üzerine çekip, adından sıkça söz ettiriyor ve mikrofon kendisine uzatıldığında, hiç çekinmeden mesleği hakkında iddialı açıklamalarda bulunuyor: Adım adım güzel bir kariyer inşa etmek istediğinden bahsederken! Beni en çok etkileyen sözleri ise; “Çocukluğuna özlem duyup, geçmişe yolculuk yaparak aktardığı anılarıydı.” Mesleğinde henüz yolun başında ama basamakları çabuk atlayacağına inanıyorum. Siz de tanıyın istedim ve bu kez sözü mesleğinin ümit veren bir yeteneğine bırakıyorum.

En son ne zaman kendine, kim olduğunu sordun. Andaç desem, bize neler anlatırsın?
Sanıyorum 2 sene evveldi. Birçok kişi gibi hayallerim ve bir amacım var. Gerçekleştirmek için de belirlemiş olduğum bir motto, yol var. Ne zaman ki, bu yoldan, yan yollara girmeye başlıyorum; o zaman kendime kim olduğumu soruyor, ne istediğimi, hayallerimi ve ana hedefimi hatırlatıyorum.

Ben azimli, çalışkan, başarıyı seven, öğrendiklerini ve bildiklerini aktarmayı seven, mentorluk yapan biriyim. Entelektüel biriyim, sanat tutkunuyum. Araştırmacı biriyim, okuyarak öğrenmeyi severim. Bunların hepsiyle birlikte eğlenmeyi, gülmeyi ve güldürmeyi seven biriyim.

“Çocukluğumu Özlüyorum.”

Çocukluk dönemine bir pencere açmak istiyorum; büyüdüğün mahalleyi, unutamadığın anılarını ve güzel vakit geçirdiğin dostlarını lütfen bizimle paylaşır mısın?
Bulgaristan’ın Shumen şehrinin bir kasabasında doğup büyüdüm. 2001’de ailem temelli Türkiye’ye yerleşti. Üniversite yıllarıma kadar Bulgaristan’a tekrar dönmeyi çok istiyordum. Her yaz tatilinde evimize gidiyordum, kreşten ve mahalleden arkadaşlarımla anılarımı, çocukluğumu özlüyorum tabii ki. O dönem Power Rangers izliyorduk ve okulun bahçesinde Power Rangers oynuyorduk, herkes kendi renginde sadece giyiniyordu. Ben maviydim. (Gülüyor) Ailem ve akrabalarımla geçirdiğim tatlı anılar çok fazla, ormanın içinde bir kasabaydı bizimkisi yazı yaz, kışı kıştı. Kışın çakallar kasabaya inerdi, camdan onları izlerdik, yazın sıcakta derelere, göllere yüzmeye giderdik. Panayırlar olurdu, tüm mahalle çocukları yılda bir olan panayırı beklerdik. Noel dönemlerinde, okullardaki etkinliklerimiz için hocalarımız bizi aylar öncesinden çalıştırırdı. Ben enstrüman çalardım.

Seni sanat dünyasına iten etkenler nelerdi? İlk profesyonel çalışman olan “Son Gecenin” kariyerine katkısı olmuş mudur?
En belirgin hatırladığım iki hikaye var. Biri, Mustafa Sandal’ın ‘’Araba” şarkısı evde sürekli çalıyordu ve ben 2 yaşındaydım şarkıyı söylüyordum. Diğeri de, anneannemin dedesininden yadigar olan akordeonu bana hediye etmesi oldu. Tüm gün akordeon ile uğraşıyordum. Sonra Türkiye’ye yerleştik. Bir süre televizyonumuz bozuk kaldı, radyo dinliyorduk evde ve ben elime bir şey alıp playback yapıp dans edip şarkı söylüyordum. Babam o dönemlerde İtalya’ya gidip geliyordu işi sebebiyle ve klasik müzik cd’leri dvd’leri getiriyordu. Lise dönemlerimde piyano çaldım. Konservatuvar sınavlarına girip Sahne Sanatları Opera & Şan Bölümünü kazandım ve mezun oldum. Mezuniyetim pandemi sürecine denk geldi. Pandemi sürecinde klasik müzik, opera yapmak istemediğime karar verdim. İçimde hissettiğim enerji çok daha renkli, enerjik ve daha bendi.

Aslında “Son Gece” benim 4. Teklim ama diğerlerine göre daha çok ses getirdi. Bu yüzden çok mutluyum çünkü duyguyu tam anlamıyla yakaladığım bir şarkı oldu.

“Son Gece” Zamansız Bir Şarkı!

Şarkının çıkış süreci nasıl geçti, hangi isimlerin teşekkürü hak ettiğini düşünüyorsun?
Bir gün Doğukan Sarıtaş beni aradı sana bir şarkı yaptım bir dinlesene diye, şarkıyı dinler dinlemez zaten direkt kendimi duydum. Hemen İstanbul’a bilet aldım. Prodüktörlerim Kleo ve Segah çok güzel düzenleme yaptılar. Şarkıyı hemen kaydettik. Biraz bekletmek durumunda kaldık şarkıyı. Doğru zaman mı, değil mi derken, aslında zamansız bir şarkı olduğuna karar verdik ve kliple yayınladık.

Klipte, gitmeyi tercih eden bir adam görüyorum… Peki, klipte senin hikayen nedir?
Göle yürüdüğüm bir sahne ile bitiyor. Aslında, gitmek değil de, bir ilişkinin yüklerinden arınmak, yıkanmak, tazelenmeyi ifade etmek istedik. Çünkü “giden dönmez, kalan unutmaz” giden değil, kalan benim. Bu yüzden o yorgunluğa en iyi merhemin doğa ve su olduğunu anlatmak istedik.

“Adım Adım Güzel Bir Kariyer İnşa Etmek İstiyorum.”

Daha yolun başında genç bir sanatçısın. Gelecek öngörülemez ama 10-15 yıl sonra kariyer olarak kendini nerelerde görmek istiyorsun? Bir plan, programın olduğunu düşünüyorum ve gelecekte hangi çalışmalara imza atmak istiyorsun?
Adım adım güzel bir kariyer inşa etmek istiyorum. Sanatımla topluma bir şeyler aktarmak, öğretmek istiyorum. Ben de öğrenmek istiyorum, beslenmek istiyorum, ben şarkılarımı söylerken beni dinleyenler de bana bir şeyler anlatsın istiyorum. Bir şeyleri ifade etmek istiyorum, sevincimi de, acımı da müziğime dökmek, paylaşmak istiyorum.

Ş
arkı söylemeyi çok seviyorum, yani bu duygum çok yoğun ama yine de sanatın diğer dallarında da bir şeyler denemek, belki sahnede birleştireceğim bir şeyler yapmak isterim. Performans üzerine bir eğitim aldığım için operada, biliyorum. Tüm sanatların birleşimi, ses, oyunculuk, dans, mimik, dekor, makyaj, edebiyat. Bu yüzden kutsal bir sanat. Ben de bu kutsallığı kendi sanat ve sanatçı kimliğime aktarmak isterim.

Kariyer planların hakkında danıştığın, fikir aldığın kişiler var mı? Yoksa tamamen kendi stratejinle mi ilerliyorsun?
Herhangi bir şirket ile çalışmıyorum. Bağımsızım. Kendi hislerime güvenen ve iç sesimi her zaman dinleyen biriyim ama bu iş sadece bununla sınırlı kalmıyor. Trendleri takip etmek, kitleleri anlamak, algoritmaları bilmek gerekiyor. Vizyonunu çok sevdiğim dostum Alia’ya çok güvenirim. Prodüktörlerimle de hep fikir alışverişi yaparız. Sektörde yıllardır çalışan kişiler de mentorluk yapmaya çalışıyorlar sağ olsunlar.

“Sezen Aksu Albümlerinden Çıkamadım.”

Her dönem geçmişten izler taşır, senin geçmiş sanat dünyasından edindiğin izlenim ve ilham nedir? Ve kariyerine bunun bir yansıması var mı yoksa sen yeni bir sanat dünyası mı kurmak istiyorsun?
Tabii ki, geçmişten çok besleniyorum. 80’ler bana inanılmaz ilham oluyor. Hatta 80’lere ait tüm müzik türleri diyebilirim. Uzun yıllarca Sezen Aksu’nun 80’lerdeki albümlerinden çıkamadım. Halen oralardayım ara ara.

Sahne performansları olarak idolüm kesinlikle Beyonce. Kendisinin çok büyük hayranıyım. 80’lerdeki Madonna başarısını da araştırır, takip ederim. Örnek olarak aldığım isimler. Şimdilerde ise daha çok çocukluğuma 2000’lere de döndüm. 2004-06 benim için güzel yıllardı. O dönemlerden de beslediğim albümler, sahneler oluyor.

“Ünlü” kelimesinin sende ki yansıması nedir? Popüler bir insan olduktan sonra hayatında neler değişti?
Hayatım kaldığı yerden devam ediyor aslında, çok da bir şey değişmedi. Tanımadığım insanlardan pozitif ve güzel mesajlar almak beni işime daha da sıkı sarılmamı sağlıyor. Bu yüzden mutlu oluyorum.

Andaç, bize bir gününü anlatır mısın?
Kedimle birlikte uyanırım. Direkt klasik müzik açıyorum, okul dönemimden kalan alışkanlık. Bu aralar Dvorak ve Tchaykovski dinliyorum. Düzenli ve planlı yaşamayı seviyorum. Kahve ve kahvaltı yaparken çok hızlı gündeme göz gezdiririm. Sanatçı hesaplarımdan analizlerime bakarım. Sonra çalışma tempom başlıyor. Şimdi yüksek lisansa hazırlanıyorum, bir yandan onun için kısa sürede maksimum bilgi öğrenmeye çalışıyorum. Günün muhakkak birkaç saati yeni bilgiler öğrenmek için ayırdığım zaman dilimi oluyor, genellikle okuyarak. Gündemi takip etmeye devam ediyorum. Yazmayı çok severim, defterlerim var bir sürü. Dışarı da çıksam defterlerimi yanıma alır sürekli notlar alırım. Enerji çalışmalarına merak sardım bu aralar, günün yine belirli saatlerinde meditasyon ve olumlama yaparım. Uyku öncesi de müzik sektörünü takip ediyorum.

“En Yakın Dostumla Küsme Hikayem.”

İşin ve ailen hariç, hayattaki önceliğin nedir?
Her zaman yanımda olan, beni her daim destekleyen dostlarım.

Bu son sorum; Nasıl bir sanatçı olarak anılmak istersin?
Çizgisini ve duruşunu bozmayan, başarılı ve saygın bir sanatçı olarak anılmak isterim.

90’lar tadında sorular…

Yaş: 29
Boy: 1.74

Kilo: 65

Burcu: Yay

Ayakkabı numarası: 40

Göz rengi: Kahverengi

Saç rengi: Kestane

Sesin kaç oktav: 4

Mükemmel mutluluk: Yaşamak

En büyük korkun nedir: Kaza

En beğenmediğin özelliğin hangisi: Tezcanlılık

Başka insanlarda en beğenmediğin özellik hangisi: Kibir

Şu an hayatta olan ve en çok hayranlık duyduğun kişi kim: Beyonce

En büyük müsrifliğin nedir: Bazen gereksiz para harcıyorum.

Murat’ça sorular…

-Andaç sanatçı olmasaydı “lider/yönetici” olurdu.

-Anlatırsam ağlarım dediğin  konu nedir? “En yakın dostumla küsme hikayem.”

-Çoğu kişi öyle biliyor ama aslında doğrusu “beni daha küçük biliyorlar ama 29 yaşındayım.”

-Tam o anda ... çok mutlu olmuştum ve heyecanımı tutamamıştım. “Beyonce’yi ilk gördüğüm an ve sahneye çıkış sahnesi.. İstemsizce gözümden yaşlar boşaldı…”

Söyleşi: Murat Fırat

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Müziğin Ritimlerinden Beyaz Perdeye Sektörün Ezberlerini Bozan Bir Yönetmen Portresi

                 Röportaj: MURAT FIRAT  Türkçe rap kültürünün henüz emekleme aşamasında olduğu yıllarda imkânsızlıkların ortasında prodüktörlük ve yapımcılık üstlenerek bir devrin temellerini atan öncü bir vizyoner. Müzik kariyerinde onlarca albüme imza atıp yüzlerce klip çektikten sonra sinemanın görsel dünyasına adım atan ve Şuursuz Aşk gibi projelerle ulusal ve uluslararası arenada ödüllere layık görülen sıra dışı bir yazar ve yönetmen. Sadece kamera arkasındaki ustalığıyla değil popüler kültür standartlarına sektörün yapımcı egolarına ve sahte şöhret algısına karşı sergilediği tavizsiz duruşuyla da fark yaratıyor. Müziğin hikaye anlatıcılığından Alman sinema disiplinine set ortamındaki katı ilkelerinden evlilik ve hayata dair samimi itiraflarına kadar uzanan bu söyleşide popülist ezberleri bozan son derece dobra bir sanat yolculuğuna tanıklık edeceksiniz. Kariyerinize Türkçe rap’in henüz emekleme aşamasında olduğu dönemle...

Zeynep Mansur’dan Popun Tatlı ve Alaycı Yüzüne Güçlü Bir Dönüş: “Di Mi?”

                        Haber: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde bazı şarkılar vardır; ilk dinleyişte büyük iddialar ortaya koymaz, kendisini dinleyiciye zorla kabul ettirmeye çalışmaz ama insanın kulağında güzel bir iz bırakır. Bir süre sonra fark edersiniz ki melodisi aklınızda dolaşıyor, nakaratını istemeden mırıldanıyorsunuz ve yeniden dinlemek istiyorsunuz. Zeynep Mansur’un yeni çalışması “Di Mi?” bende tam olarak böyle bir his uyandırdı. Uzun zamandır Türkçe pop müziğin içerisinde farklı türlerin birbirine fazlasıyla karıştığı bir dönemi yaşıyoruz. Rap müzik, arabesk, elektronik altyapılar ve deneysel sound’lar pop müziğin sınırlarını genişletirken, zaman zaman popun kendi sade ve melodik kimliğini de geride bıraktığını görüyoruz. Elbette müzik değişecek, gelişecek ve yeni türlerle buluşacak. Ancak bazen insan yalnızca iyi yazılmış, iyi düzenlenmiş ve sanatçının kendisini rahatlıkla ifade edebildiği bir pop...

30 Yıl Sonra Yeniden Konuşan Göksel: “İçimdeki Çocuk Hiç Değişmedi”

                  Röportaj: MURAT FIRAT Bir sanatçıyı yalnızca en çok bilinen şarkılarıyla tanımak, bazen onun hayatının en önemli bölümünü kaçırmak demektir. Çünkü sahnede görünen birkaç dakikanın, bir albüm kapağının ya da radyolarda yıllarca çalan bir şarkının arkasında; hayaller, kırgınlıklar, mücadeleler, bekleyişler ve yeniden ayağa kalkma cesareti vardır. Göksel’in hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye. 1996 yılında “Senden Kalan” albümüyle müzik dünyasına adım atan, ardından “Gönüllü Yazıldım” gibi bir eseri 90’lar Türk pop müziğinin hafızasına bırakan Göksel, aradan geçen 30 yıla rağmen geçmişte kalmış bir isim olarak değil, hâlâ üreten, hâlâ düşünen ve hâlâ yeni şarkıların peşinden giden bir müzisyen olarak karşımızda. Bu röportajın çıkış noktası da biraz tesadüf, biraz merak ve biraz da geçmişin bugüne bıraktığı izlerle ilgili. 90’lar şarkıları arasında yeniden karşıma çıkan “Gönüllü Yazıldım”, beni yalnızca bir haber hazırlamaya...

Herkes Kolaya Kaçarken Gülşen Çıtayı Bir Kez Daha Yükseltti

                        Haber: MURAT FIRAT  Müzik endüstrisinin son yılların en büyük kimlik ve finans krizlerinden birini yaşadığı bir dönemdeyiz. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, dijital platformların hız odaklı yapısı ve yapay zekâ destekli üretimlerin giderek yaygınlaşması, müziğin üretim biçimini de kökten değiştirdi. Şarkılar iki dakikanın altına inerken, büyük prodüksiyonlar yerini düşük maliyetli işlere bıraktı. Üstelik sektörün önemli bir bölümü, "Müzikten artık para kazanılmıyor." düşüncesini neredeyse ortak bir kabulleniş hâline getirmiş durumda. Tam da böyle bir atmosferde Gülşen, İtaat Yok ile yalnızca yeni bir single yayımlamadı. Aynı zamanda pop müziğin hâlâ büyük fikirlerle, cesur prodüksiyonlarla ve yüksek standartlarla üretilebileceğini gösteren güçlü bir cevap verdi. Yaklaşık otuz yıldır sahnede, stüdyoda ve ekranlarda istikrarını koruyan sanatçı, kariyerinin bu döneminde bile kendini tek...

Selahattin Erhan: "İnsanların Hayatına Dokunmayan Hiçbir İşin Gerçek Bir Anlamı Yok"

                  Röportaj: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde yıllardır birçok unutulmaz esere imza atan söz yazarı ve besteci Selahattin Erhan, üretim anlayışından müzik sektörüne, hekimlik mesleğinden hayat felsefesine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu. Zerrin Özer'den Bülent Ersoy'a, Funda Arar'dan Mustafa Sandal'a kadar birçok önemli isme verdiği eserlerle tanınan Erhan, bu röportajda yalnızca kariyer yolculuğunu değil; sanatın topluma katkısını, müziğin değişen yüzünü, telif haklarını, genç müzisyenlere tavsiyelerini ve geleceğe dair hedeflerini de tüm açıklığıyla anlattı. Bugün birçok sanatçı tarafından seslendirilen eserlerin altında imzanız var. Ancak sizi sadece şarkılarınızla tanıyan geniş bir kitle bulunuyor. Selahattin Erhan'ı kendi cümleleriyle nasıl anlatırsınız? Bugüne kadar uzanan yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz? Yaptığım ya da yapacağım işler ne olursa olsun, insanların hayatına pozitif katkıla...

“Gelip Geçenlere Karşı Bir Duruş: Zerrin Özer’den Güçlü Bir Müzikal Manifesto ‘Geliyorlar Gidiyorlar’”

Haber: MURAT FIRAT Türk pop müziğinin zamana meydan okuyan sesi  Zerrin Özer , yeni şarkısı  Geliyorlar Gidiyorlar  ile bir kez daha yalnızca müzik yapmadığını, aynı zamanda bir duruş sergilediğini kanıtlıyor. Bu çalışma; hız çağının ilişkilerine, yüzeysel duygularına ve kolay tüketilen aşklarına karşı güçlü bir itiraz niteliği taşıyor. Dinleyiciye sadece melodik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Şarkının sözlerinde  Habil Ceyhan  imzası var; sade ama etkili bir dil kullanımıyla günümüz ilişkilerinin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Bestede  Bülent Yetiş , duygunun omurgasını kurarken; düzenlemede  Mustafa Arapoğlu  ve  Göksel Kamçı  modern dokunuşlarıyla parçayı bugünün ritmine başarıyla taşıyor. Ortaya çıkan sonuç; geçmişin deneyimi ile bugünün enerjisini buluşturan dengeli ve etkileyici bir yapı. Zerrin Özer, bu şarkıda yalnızca bir yorumcu değil; adeta bir anlatıcı, hatta bir tanık. Sö...

Gökberk Demirci: Kalbimin ve mantığımın el verdiği sürece oyunculukta çok katı kuralım yoktur

Gökberk seni tanıyalım? 1989 yılında İzmit’te dünya'ya geldim. O zamanları fazla hatırlamıyorum, fakat mutlu bir bebekmişim fotoğraflardan anladığım kadarıyla  ;)   Aslen Adanalı’yım. Babamın mesleğinden dolayı birçok yer gezdik, gördük ve yaşadık. Benden 6 yıl sonra kardeşim Berkay dünyaya geldi. Pek uslu sayılmazmışım; öyle diyorlar. Ama o evre çok uzun sürmedi. Sanırım çocukken de büyüktüm hep! Hiç değişmediğimi söylerler.  ;) Sanırım oyunculuk kariyerin çocuk oyunları ve skeçlerle başladı? Kariyerim sayılmaz ama temeli çocukluk yıllarına dayanıyor. Özel günlerde oynanan oyunlar, anlık girilen karakterler ve başka birisi gibi davranmalar vs, vs (gülüyor). Çocukken fazla enerjiktim. Haliyle öğretmenlerim de bunu bir yarara dönüştürdüler. Hem benim için, hem de kendi sinir sistemleri adına  ;) 😉   Birçok konuda en büyük destekçim önce inancım, sonra ailem ve yakın çevrem oldu. Cengiz Küçükavyaz tiyatrosu ve Aktör-ist’lun kariyerin açısından ...

Meltem Leylekoğlu’ndan Doğru Şarkıyla Gelen Güçlü Bir Adım: Sardunyalar

                       HABER: MURAT FIRAT Müzik dünyasında bazı sanatçılar vardır; kendilerini bir anda değil, zaman içinde, sabırla ve üreterek ortaya koyarlar. Meltem Leylekoğlu da bu isimlerden biri. Sahne deneyimi, farklı müzik türlerine olan yatkınlığı ve kendisini geliştirme isteğiyle yoluna devam eden sanatçı, yeni çalışması “Sardunyalar” ile kariyerinde dikkat çekici bir adım atıyor. Meltem’in müzik yolculuğuna baktığımızda, yalnızca bir şarkı söyleyen değil, bu işi hayatının merkezine alan bir sanatçı profili görüyoruz. O Ses Türkiye’de yer alarak geniş bir dinleyici kitlesinin dikkatini çeken Leylekoğlu, sahne çalışmalarını da sürdürerek müziği günlük hayatının geçici bir parçası olmaktan çıkarıp mesleki bir çizgide devam ettiriyor. Benim açımdan bir sanatçıyı değerlendirirken yalnızca sesine ya da sosyal medyada ne kadar görünür olduğuna bakmak yeterli değil. Sahneye çıkmak, üretmek, repertuvar hazırlamak, dinleyiciy...

Bir Şarkının Yeniden Nefes Alışı: Zeynep Casalini ve Gözlerin'in Sessiz Gücü

                      Haber: MURAT FIRAT  Bazı şarkılar vardır. İlk dinleyişte güzel gelir. Bazıları ise yıllar geçtikçe anlamını büyütür, her kuşakta yeniden başka bir kalbe dokunur. Çünkü gerçek eserler zamana direnmez, zamanla birlikte olgunlaşır. Onları yeniden söyleyen her yorumcu da yalnızca bir şarkıyı seslendirmez. O eserin hafızasına kendi ruhunu bırakır. Zeynep Casalini'nin sesinden dinlediğimiz Gözlerin de tam olarak böyle bir yeniden buluşmanın hikâyesini anlatıyor. Bir klasikle yeniden karşılaşmanın en büyük riski, dinleyicinin hafızasında yer etmiş duyguyu bozabilmektir. Çünkü yıllardır bizimle yaşayan eserler yalnızca melodileriyle değil, taşıdıkları anılarla da var olur. Bu yüzden onları yeniden yorumlamak cesaret ister. Zeynep Casalini ise bu cesareti gösterirken şarkıyı değiştirmeye çalışmıyor. Tam tersine onun özüne yaklaşmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, yorumun en güçlü tarafını oluşturuyor. Gözl...

Türkiye'nin ilk egzotik "Karınca Çiftliği"

Uzun zamandır takip ettiğim genç bir Youtuber var. Yeditepe Üniversite'sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı bölümü mezunu, oyunculuğa merak salıp tiyatro eğitimi aldı, ayrıca "Karınca Çiftliğim" kanalında egzotik hayvanların videolarını paylaşıyor. Tek ve en büyük hedefinin "hayvan sevgisini insanlara aşılamak olduğunu" belirten Tuğkan Gönültaş, evinde hayvan beslemek isteyenlere çok özel tavsiyelerde bulundu. Merak edenler için soruyorum: Tuğkan Gönültaş kendini anlatabilir misin?  Selam, bendeniz Tuğkan GÖNÜLTAŞ. 1987 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversite’sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı Bölümü’nü bitirmemin hemen ardından, kısa süreli bir yurt dışı serüveninden sonra tekstil sektöründe kendi markamı kurdum.   Vatani görevimin ardından oyunculuğa merak sardım ve tiyatro eğitimine başladım. Çocukluğumdan beri iç içe olduğum egzotik hayvanların paylaşımlarını (hobi olarak) Youtube üzerind...