Ana içeriğe atla

Ufuk Eral: "Fotoğrafçı Olmak İsteyenlere Önerim"

Fotoğraf sanatçısı Ufuk Eral ile reklam, moda ve endüstriyel fotoğraf çekimlerinden, çekim sonrası işlemlere uzanan yaratıcı süreci konuştuk. Pek çok ünlü isimle çalışıyor, bunun yanında endüstriyel işler de çekiyor. Fotoğraflarına baktığınızda, özgün tarzını yansıttığı kareler ile anı dondurup,  sonra başka bir boyutta yeniden canlandırdığına şahit olabilirsiniz. Soner Arıca ve Zeynep İlkgün'ün düet projesi için İtalya'nın Roma şehrine klip çekimine gidildiğinde, Ufuk Eral röportajımıza özel usta sanatçı Soner Arıca'ya poz verdi.

İsminizi son yıllarda yaptığınız işlerden fazlasıyla duymaya başladık. Sizi sizden dinleyelim bir de…
Hep derler ya, çocukluğumdan beri bu işi yapıyorum diye. Benimki de öyle biraz. Eniştemin çalıştığı fotoğraf stüdyosunda çırak olarak çalışmaya başladığımda 13 yaşındaydım. Sonrasında okula devam ediyor, bir yandan da boş olduğum her an kendimi stüdyoda buluyordum. Lise bittiğinde artık asıl işim oldu fotoğrafçılık. Ardından yıllar sonra üniversitede grafik bölümünü bitirerek, fotoğrafın yanında çok sevdiğim tasarım sürecini de yaptığım işlere, bu kez diplomalı olarak dâhil etmenin mutluluğunu yaşadım.

Mesleğinizin ilk dönemlerinde en çok zorlandığınız durumlar?
Karanlık odaya ilk kez girdiğim günü asla unutamam. O sıralar en zorlandığım şey sanırım ilaçların kokusuydu, baskı için gerekli ilaçları kendimiz hazırlıyorduk.

Fotoğrafçılık nedir? Fotoğrafçı olmak isteyenler nasıl bir yol izlemeli?
Fotoğrafçılık hayatın ta kendisidir bence. Olabildiğince gerçek ve bir o kadar da hayal ürünü.
Fotoğrafçı olmak isteyen arkadaşlara önerim; bu onlar için bir heves mi yoksa bir tutku mu önce kendilerine sorsunlar. Belki de para kazanmanın keyifli bir yolu olarak görüyorlar. Ama sanıldığı kadar kolay ve tasvir edildiği kadar bohem bir yaşam tarzı ve para kazanma yöntemi değil. Özveri ile çalışmanızı gerektiren bir alan fotoğrafçılık. Her meslek için severek yapılması gerektiği söylenir. Ama az sayıda meslek dalı sanat ile iç içe bu kadar yoğrulmuştur. Eğer maddi kazanç için sanat ile olan bu ilişkiyi göz ardı ederseniz, günün sonunda büyük bir hüsran ve hayal kırıklığı ile karşılaşırsınız.

Fotoğraf ışık oyunu mu?
Fotoğraf bir ışık oyunu değil ışıkla boyama sanatıdır. Işık fotoğraf için bir ağacın kökleridir, ışık bilginiz olmazsa yıkılırsınız.

Kariyerinizin dönüm noktası?
Çektiğim ve editlediğim fotoğrafları tesadüfen görerek bana iş teklif etmiş bir dergi editörü sayesinde, 2005 yılında, kariyerimin dönüm noktası gerçekleşti diyebilirim.

Dünya'ya bir daha gelseydiniz yine aynı mesleği seçer miydiniz? Genç meslektaşlarınıza ne gibi önerileriniz var?
Dünya’ya bir daha gelirsem fotoğrafçı olmak isterim yine. Fakat bu kez gezgin bir fotoğrafçı…
Fotoğraf ustaların bir sırrı vardır, sizin sırrınız nedir?
Eski dönem ustaların sırları vardı belki ama günümüz dijital çağında sır diye bir şey kalmadı. Bugün artık yenilikçi ve yaratıcı olmakla, gündemi yakından takip etmek yeterli diye düşünüyorum.

Fotoğraf konusunda zamanında sizin elinizden tutan hocam dediğiniz ve sizin de şimdi yetiştirdiğiniz, yardım ettiğiniz insanlar var mı?
Aslına bakarsanız birkaç ustam oldu ilk ustam Cengiz Çakıcı, sonrasında İbrahim Altun ve nam-ı diğer Pire Nuri, ki fotoğraf camiasında herkes onu bu isimle tanır. Bu isimler bana analog dönemdeki baskı ve karanlık oda yıllarında bana çok şey katan ustalarım.
Ben de gerçek anlamda sabırlı ve özverili çalışma yapabilecek, daha yolun başında “ben oldum artık” demeyecek gençlere elimden geldiğince destek olmaya gayret ediyorum.

Sanat camiasından kimlerle çalıştınız?
Sanat, kültür, spor ve medya camiasında çok isimle çalıştım, direkt ve dolaylı yollar ile birçoğunu fotoğraflama şansım oldu. İsimlerden bazıları; Erol Evgin, Huysuz Virjin, Işıl Yücesoy, Genco Erkal, Soner Arıca, Jale, Selami Bilgiç, Yeşim Salkım, Alişan, Mustafa Ceceli, Çelik, Bora Duran, Cenk Tosun, Yılmaz Gruda, Işın Karaca, Tolga Karel, Şükrü Özyıldız, Mavi, Mert Ali İçelli, Elif Nun, Özge Uzun, Onur Kırış, Zeynep İlkgün, Emre Kaya başlıcaları diyelim, çünkü liste oldukça kabarık.

Fotoğrafını çekmeyi hayal ettiğiniz özel bir isim var mı?
Evet, bir kaç isim var Şener Şen, Cem Yılmaz ve Ayşegül Aldinç.

Çekimleriniz her sanatçının bütçesine uygun mu?
Bütçeye göre fotoğraf çekiyoruz demek çok ticari bir yorum gibi gelebilir, ama sektörün içerisinde olanlar ne demek istediğimi çok iyi anlayacaktır.

“Kadınca, Varyete, Seyahatname, Beşiktaş, Ses ve Hafta Sonu” gibi dergilerde görsel yönetmenlik yapıp, kapak fotoğraflarını çektiniz. Bir dergide çalışmanın farkı nedir?
Bir dergide çalışmak ya da bir dergiye fotoğraf çekmek açıkçası kariyeriniz açısından size çok fazla şey katıyor. Daha serbest olduğunuz zamanlarda hayal gücünüzün gerçeğe dönüştürdüğü görseli sergilemek için paha biçilmez bir alan. Kadın haklarına ilişkin farkındalık çalışması için Beşiktaş Dergisi’ne, Cenk Torun ile birlikte Seyahatname Dergisi’ne  lösemili çocuklar yararına bir çalışma yapmıştım. Son olarak Glütensiz Hayat Derneği’ne “Çölyak” ile ilgili bir çalışma yaptım.

Geçmişte gerçekleştirdiğiniz veya ileride gerçekleştirmeyi düşündüğünüz projeleri bizlerle paylaşabilir misiniz?
Birçok fikir var aklımda bunları hayata geçirmek istiyorum ama şimdilik bende kalsın.


Dijital fotoğrafçılığa geçişiniz nasıl oldu? Bu çağda fotoğraf düzenleme işi herkesin kendince yapmaya çalıştığı bir faaliyete dönüştü. Sizin bu konudaki iyi isimlerden biri olduğunuzu duyuyoruz. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Dijital çağa geçişle tanışmam 1999’da bir kitap ile başladı ve o kitapla bugünlere ulaşan fotoğrafçılık serüvenim için yola çıkmış oldum. Şimdi, öyle bir çağdayız ki, elinde fotoğraf makinesi olan herkes fotoğrafçı, photoshop vb. düzenleme programına sahip olanlar ise retoucher. Fakat ne yazık ki, teknoloji görme becerinizi geliştirmiyor. Asıl olan bakmak ile görmek arasındaki farkı bilmek. Bu fark bilinmediği sürece aldığınız cihazlar teknolojik çöp olarak kalıyor. Analog makineler zamanında karanlık oda, baskı süreci nasıl gerekli ise, çekim sonrası dijital düzenleme süreci de o kadar önemli. Burada asıl nokta, fotoğrafı çekerken işin yüzde 70’ini bitirmek. Sonraki dokunuşlar fotoğrafa yabancılaştırmamalı sizi.

Sizce fotoğrafçılık eğitimi almak gerekli mi?
Her zaman, her yaşta, her branşta sürekli eğitimin gerekli olduğu düşüncesindeyim. Genç arkadaşlarıma çeşitli üniversitelerde verdiğim seminer ve workshop’larda hep aynı şeyi söylüyorum. Tutku, eğitim ve pratik. Olmazsa olmaz üç öğe. Başkanı olduğum Tebdil-i Fikir Ajans sayesinde ihtiyaç duyan kurumlar için fotoğraf üzerine hizmet-içi eğitimler verme olanağı yakaladım. Özellikle kamu kurumlarında çok önemli olan ve ülkemizde yeterince önemsenmeyen ya da el yordamıyla yapılmaya çalışılan protokol fotoğrafçılığı dersleri sonrası gördüm ki; eğitim fark yaratıyor.

Fotoğrafçılık eğitimi veriyorum dediniz. Sizden ders alacak öğrenciye 40 dakikada ne vaat ediyorsunuz?
40 dakika içinde sadece tanışabiliriz. Fotoğrafçılık bir yaşam biçimi, eğitim teknik açıdan gerekli ama bir öğrenciye en büyük tavsiyem her zaman kendi kendini yetiştirmesi olmuştur.

“Carrefour, Orkide, Play-Doh, Kanz, Pierre Cardin, Demir İnşaat, Özge Plastik, Dilek Pastahaneleri, İHİ,Y-London, Hacı Sayid, Letoon, Grand Ofice,  gibi birçok firmanın fotoğraf ve grafik çalışmalarını yaptınız. Tekrara düştüğünüz çalışmalar oldu mu?
Birçok ticari iş yaptım, kendimi tekrarladığım olmadı, olmamalı zaten göz önünde bir iş yapıyorsunuz. Bu hem sanat camiası için geçerli, hem de endüstriyel çalışmalar için geçerli.
Tekrara düşerseniz tekrar çekemezsiniz.

Fotoğraf dünyasının nankör bir dünya olduğunu söyleyenler var sizin bu konudaki görüşleriniz neler?
Fotoğraf camiası nankör mü? Ben aksini düşünüyorum, fakat fotoğrafçılar çok özverili çalıştıkları için manevi tatmin duyguları oldukça yüksektir. Çoğu zaman hesabına yatan para o kadar umurlarında olmaz. Çektiği ve paylaşılan fotoğraflarında ismini görmek onun için daha önemlidir. Bu camiada birçok kişi bunu bilinçli ya da bilinçsiz atlayabiliyor, bu da bizleri kırıyor.

Beğendiğiniz fotoğrafçılar ya da çalışmalarından esinlendiğiniz isimler oluyor mu?
Açıkçası Türkiye’de en beğendiğim isim Koray Birand. Gerçekten ışığı çok iyi kullanan rengi çok iyi bilen bir isim. Bilinçaltına kayıt edilen görsellerin sonrasındaki dışa vurumu esinlenme olarak ortaya çıkabilir bazen. Ama kopyalamak ve taklit etmek kesinlikle kabul edilebilir değil.

Türkiye'de fotoğrafçılığın gelişmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türkiye’de fotoğrafçılık maalesef ezber üzerine ilerliyor. Çok yetenekli isimler var ama genel fotoğrafçılık kültürü üzülerek söyleyebilirim ki eski saygı duyulan bir sanat dalından çok uzaklaşmış durumda. Dijital çağ birçok açıdan bize büyük gelişme ve katkı sağlamış olsa da, değerlerimizi kaybetmemiz konusunda bir o kadar acımasız. Sadece fotoğrafçılık üzerine konuşacak olursak analog dönemde daha mutlu bir fotoğrafçıydım.  

Artık fotoğraf çekmek kolay bunu tırnak içinde söylüyorum şuan ki genel algı bu, mantık öyle söylüyor, araba kullanmakta çok kolay otomatik vites var, makinelerdeki otomatik mod gibi ama kazaların önüne geçemiyorsunuz. Mekanik ve dijital çağ her şeyi mümkün kılmıyor. Bu tip alanlarda esas olan insan, duygu ve ışık hayal gücünüzü kâğıda çizmek kadar kolay aslında ama çizmek zor. Fotoğraf çekmekte bir o kadar kolay ve bir o kadar zor.

Not: Usta sanatçı Soner Arıca’ya teşekkür ederim.

Fotoğraflar: SONER ARICA

Röportaj: MURAT FIRAT

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Müziğin Ritimlerinden Beyaz Perdeye Sektörün Ezberlerini Bozan Bir Yönetmen Portresi

                 Röportaj: MURAT FIRAT  Türkçe rap kültürünün henüz emekleme aşamasında olduğu yıllarda imkânsızlıkların ortasında prodüktörlük ve yapımcılık üstlenerek bir devrin temellerini atan öncü bir vizyoner. Müzik kariyerinde onlarca albüme imza atıp yüzlerce klip çektikten sonra sinemanın görsel dünyasına adım atan ve Şuursuz Aşk gibi projelerle ulusal ve uluslararası arenada ödüllere layık görülen sıra dışı bir yazar ve yönetmen. Sadece kamera arkasındaki ustalığıyla değil popüler kültür standartlarına sektörün yapımcı egolarına ve sahte şöhret algısına karşı sergilediği tavizsiz duruşuyla da fark yaratıyor. Müziğin hikaye anlatıcılığından Alman sinema disiplinine set ortamındaki katı ilkelerinden evlilik ve hayata dair samimi itiraflarına kadar uzanan bu söyleşide popülist ezberleri bozan son derece dobra bir sanat yolculuğuna tanıklık edeceksiniz. Kariyerinize Türkçe rap’in henüz emekleme aşamasında olduğu dönemle...

Zeynep Mansur’dan Popun Tatlı ve Alaycı Yüzüne Güçlü Bir Dönüş: “Di Mi?”

                        Haber: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde bazı şarkılar vardır; ilk dinleyişte büyük iddialar ortaya koymaz, kendisini dinleyiciye zorla kabul ettirmeye çalışmaz ama insanın kulağında güzel bir iz bırakır. Bir süre sonra fark edersiniz ki melodisi aklınızda dolaşıyor, nakaratını istemeden mırıldanıyorsunuz ve yeniden dinlemek istiyorsunuz. Zeynep Mansur’un yeni çalışması “Di Mi?” bende tam olarak böyle bir his uyandırdı. Uzun zamandır Türkçe pop müziğin içerisinde farklı türlerin birbirine fazlasıyla karıştığı bir dönemi yaşıyoruz. Rap müzik, arabesk, elektronik altyapılar ve deneysel sound’lar pop müziğin sınırlarını genişletirken, zaman zaman popun kendi sade ve melodik kimliğini de geride bıraktığını görüyoruz. Elbette müzik değişecek, gelişecek ve yeni türlerle buluşacak. Ancak bazen insan yalnızca iyi yazılmış, iyi düzenlenmiş ve sanatçının kendisini rahatlıkla ifade edebildiği bir pop...

30 Yıl Sonra Yeniden Konuşan Göksel: “İçimdeki Çocuk Hiç Değişmedi”

                  Röportaj: MURAT FIRAT Bir sanatçıyı yalnızca en çok bilinen şarkılarıyla tanımak, bazen onun hayatının en önemli bölümünü kaçırmak demektir. Çünkü sahnede görünen birkaç dakikanın, bir albüm kapağının ya da radyolarda yıllarca çalan bir şarkının arkasında; hayaller, kırgınlıklar, mücadeleler, bekleyişler ve yeniden ayağa kalkma cesareti vardır. Göksel’in hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye. 1996 yılında “Senden Kalan” albümüyle müzik dünyasına adım atan, ardından “Gönüllü Yazıldım” gibi bir eseri 90’lar Türk pop müziğinin hafızasına bırakan Göksel, aradan geçen 30 yıla rağmen geçmişte kalmış bir isim olarak değil, hâlâ üreten, hâlâ düşünen ve hâlâ yeni şarkıların peşinden giden bir müzisyen olarak karşımızda. Bu röportajın çıkış noktası da biraz tesadüf, biraz merak ve biraz da geçmişin bugüne bıraktığı izlerle ilgili. 90’lar şarkıları arasında yeniden karşıma çıkan “Gönüllü Yazıldım”, beni yalnızca bir haber hazırlamaya...

Herkes Kolaya Kaçarken Gülşen Çıtayı Bir Kez Daha Yükseltti

                        Haber: MURAT FIRAT  Müzik endüstrisinin son yılların en büyük kimlik ve finans krizlerinden birini yaşadığı bir dönemdeyiz. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, dijital platformların hız odaklı yapısı ve yapay zekâ destekli üretimlerin giderek yaygınlaşması, müziğin üretim biçimini de kökten değiştirdi. Şarkılar iki dakikanın altına inerken, büyük prodüksiyonlar yerini düşük maliyetli işlere bıraktı. Üstelik sektörün önemli bir bölümü, "Müzikten artık para kazanılmıyor." düşüncesini neredeyse ortak bir kabulleniş hâline getirmiş durumda. Tam da böyle bir atmosferde Gülşen, İtaat Yok ile yalnızca yeni bir single yayımlamadı. Aynı zamanda pop müziğin hâlâ büyük fikirlerle, cesur prodüksiyonlarla ve yüksek standartlarla üretilebileceğini gösteren güçlü bir cevap verdi. Yaklaşık otuz yıldır sahnede, stüdyoda ve ekranlarda istikrarını koruyan sanatçı, kariyerinin bu döneminde bile kendini tek...

Selahattin Erhan: "İnsanların Hayatına Dokunmayan Hiçbir İşin Gerçek Bir Anlamı Yok"

                  Röportaj: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde yıllardır birçok unutulmaz esere imza atan söz yazarı ve besteci Selahattin Erhan, üretim anlayışından müzik sektörüne, hekimlik mesleğinden hayat felsefesine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu. Zerrin Özer'den Bülent Ersoy'a, Funda Arar'dan Mustafa Sandal'a kadar birçok önemli isme verdiği eserlerle tanınan Erhan, bu röportajda yalnızca kariyer yolculuğunu değil; sanatın topluma katkısını, müziğin değişen yüzünü, telif haklarını, genç müzisyenlere tavsiyelerini ve geleceğe dair hedeflerini de tüm açıklığıyla anlattı. Bugün birçok sanatçı tarafından seslendirilen eserlerin altında imzanız var. Ancak sizi sadece şarkılarınızla tanıyan geniş bir kitle bulunuyor. Selahattin Erhan'ı kendi cümleleriyle nasıl anlatırsınız? Bugüne kadar uzanan yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz? Yaptığım ya da yapacağım işler ne olursa olsun, insanların hayatına pozitif katkıla...

“Gelip Geçenlere Karşı Bir Duruş: Zerrin Özer’den Güçlü Bir Müzikal Manifesto ‘Geliyorlar Gidiyorlar’”

Haber: MURAT FIRAT Türk pop müziğinin zamana meydan okuyan sesi  Zerrin Özer , yeni şarkısı  Geliyorlar Gidiyorlar  ile bir kez daha yalnızca müzik yapmadığını, aynı zamanda bir duruş sergilediğini kanıtlıyor. Bu çalışma; hız çağının ilişkilerine, yüzeysel duygularına ve kolay tüketilen aşklarına karşı güçlü bir itiraz niteliği taşıyor. Dinleyiciye sadece melodik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Şarkının sözlerinde  Habil Ceyhan  imzası var; sade ama etkili bir dil kullanımıyla günümüz ilişkilerinin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Bestede  Bülent Yetiş , duygunun omurgasını kurarken; düzenlemede  Mustafa Arapoğlu  ve  Göksel Kamçı  modern dokunuşlarıyla parçayı bugünün ritmine başarıyla taşıyor. Ortaya çıkan sonuç; geçmişin deneyimi ile bugünün enerjisini buluşturan dengeli ve etkileyici bir yapı. Zerrin Özer, bu şarkıda yalnızca bir yorumcu değil; adeta bir anlatıcı, hatta bir tanık. Sö...

Gökberk Demirci: Kalbimin ve mantığımın el verdiği sürece oyunculukta çok katı kuralım yoktur

Gökberk seni tanıyalım? 1989 yılında İzmit’te dünya'ya geldim. O zamanları fazla hatırlamıyorum, fakat mutlu bir bebekmişim fotoğraflardan anladığım kadarıyla  ;)   Aslen Adanalı’yım. Babamın mesleğinden dolayı birçok yer gezdik, gördük ve yaşadık. Benden 6 yıl sonra kardeşim Berkay dünyaya geldi. Pek uslu sayılmazmışım; öyle diyorlar. Ama o evre çok uzun sürmedi. Sanırım çocukken de büyüktüm hep! Hiç değişmediğimi söylerler.  ;) Sanırım oyunculuk kariyerin çocuk oyunları ve skeçlerle başladı? Kariyerim sayılmaz ama temeli çocukluk yıllarına dayanıyor. Özel günlerde oynanan oyunlar, anlık girilen karakterler ve başka birisi gibi davranmalar vs, vs (gülüyor). Çocukken fazla enerjiktim. Haliyle öğretmenlerim de bunu bir yarara dönüştürdüler. Hem benim için, hem de kendi sinir sistemleri adına  ;) 😉   Birçok konuda en büyük destekçim önce inancım, sonra ailem ve yakın çevrem oldu. Cengiz Küçükavyaz tiyatrosu ve Aktör-ist’lun kariyerin açısından ...

Meltem Leylekoğlu’ndan Doğru Şarkıyla Gelen Güçlü Bir Adım: Sardunyalar

                       HABER: MURAT FIRAT Müzik dünyasında bazı sanatçılar vardır; kendilerini bir anda değil, zaman içinde, sabırla ve üreterek ortaya koyarlar. Meltem Leylekoğlu da bu isimlerden biri. Sahne deneyimi, farklı müzik türlerine olan yatkınlığı ve kendisini geliştirme isteğiyle yoluna devam eden sanatçı, yeni çalışması “Sardunyalar” ile kariyerinde dikkat çekici bir adım atıyor. Meltem’in müzik yolculuğuna baktığımızda, yalnızca bir şarkı söyleyen değil, bu işi hayatının merkezine alan bir sanatçı profili görüyoruz. O Ses Türkiye’de yer alarak geniş bir dinleyici kitlesinin dikkatini çeken Leylekoğlu, sahne çalışmalarını da sürdürerek müziği günlük hayatının geçici bir parçası olmaktan çıkarıp mesleki bir çizgide devam ettiriyor. Benim açımdan bir sanatçıyı değerlendirirken yalnızca sesine ya da sosyal medyada ne kadar görünür olduğuna bakmak yeterli değil. Sahneye çıkmak, üretmek, repertuvar hazırlamak, dinleyiciy...

Bir Şarkının Yeniden Nefes Alışı: Zeynep Casalini ve Gözlerin'in Sessiz Gücü

                      Haber: MURAT FIRAT  Bazı şarkılar vardır. İlk dinleyişte güzel gelir. Bazıları ise yıllar geçtikçe anlamını büyütür, her kuşakta yeniden başka bir kalbe dokunur. Çünkü gerçek eserler zamana direnmez, zamanla birlikte olgunlaşır. Onları yeniden söyleyen her yorumcu da yalnızca bir şarkıyı seslendirmez. O eserin hafızasına kendi ruhunu bırakır. Zeynep Casalini'nin sesinden dinlediğimiz Gözlerin de tam olarak böyle bir yeniden buluşmanın hikâyesini anlatıyor. Bir klasikle yeniden karşılaşmanın en büyük riski, dinleyicinin hafızasında yer etmiş duyguyu bozabilmektir. Çünkü yıllardır bizimle yaşayan eserler yalnızca melodileriyle değil, taşıdıkları anılarla da var olur. Bu yüzden onları yeniden yorumlamak cesaret ister. Zeynep Casalini ise bu cesareti gösterirken şarkıyı değiştirmeye çalışmıyor. Tam tersine onun özüne yaklaşmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, yorumun en güçlü tarafını oluşturuyor. Gözl...

Türkiye'nin ilk egzotik "Karınca Çiftliği"

Uzun zamandır takip ettiğim genç bir Youtuber var. Yeditepe Üniversite'sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı bölümü mezunu, oyunculuğa merak salıp tiyatro eğitimi aldı, ayrıca "Karınca Çiftliğim" kanalında egzotik hayvanların videolarını paylaşıyor. Tek ve en büyük hedefinin "hayvan sevgisini insanlara aşılamak olduğunu" belirten Tuğkan Gönültaş, evinde hayvan beslemek isteyenlere çok özel tavsiyelerde bulundu. Merak edenler için soruyorum: Tuğkan Gönültaş kendini anlatabilir misin?  Selam, bendeniz Tuğkan GÖNÜLTAŞ. 1987 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversite’sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı Bölümü’nü bitirmemin hemen ardından, kısa süreli bir yurt dışı serüveninden sonra tekstil sektöründe kendi markamı kurdum.   Vatani görevimin ardından oyunculuğa merak sardım ve tiyatro eğitimine başladım. Çocukluğumdan beri iç içe olduğum egzotik hayvanların paylaşımlarını (hobi olarak) Youtube üzerind...