Ana içeriğe atla

Efe Şener: “Hedefim Dünyayı Gezen En Genç Türk Olmak”

İnternetin hayatımıza girmesiyle birlikte dünya küçük bir köye dönüştü. İstediğimiz, merak ettiğimiz her şey artık elimizin altında… Tabii bu değişim bize yeni bir dünyanın da kapısını sonuna kadar aralamış oldu: Sosyal medya ve sosyal medya fenomenleri! Bir zamanlar “Biri Bizi Gözetliyor” adlı bir program vardı, dünyayı kasıp kavuran. Bir evin içerisinde konulmuş 10-15 yarışmacının hayatını pürdikkat izlerdik, şimdi ise her evde bir kamera ve dünya bizi izliyor… uyandım, kahve içiyorum, hazırlanıyorum, şimdi evden çıktım, işe gideceğim, hava bugün çok soğuk, puff işler bitmiyor gibi günün her anını paylaşır olduk. Tabii hepimiz Efe Şener gibi dikkat çekici videolara imza atamadık…

Efe dünya turu yapıyor ve mottosu da “Ucuza dünyayı gezen tıp öğrencisi”. Evet, yanlış okumadınız: Efe, 55 ülkenin 36’sını tıp fakültesinde okurken gezdi ve bunun içinde çok iyi bir zaman yönetimi yaptı. Nöbetten çıktığım gibi havalimanına gidip, uçakta uyuduğum zamanlar da oldu diyor. Gezmenin artık ekonomik bir şey olduğunu dile getirip, sosyal medya hesabını “Pahalılık” algısını yıkmak için açtığını da itiraf etmeden geçemiyor! Ve adım attığım ülke kalmayana kadar gezmek istiyorum dedikten sonra, hedefinin “dünyayı gezen en genç Türk olmak” olduğunu belirtiyor.

“Buradan Sonrasını Yüzmeniz Gerekmektedir”

Merhaba efe, röportaj dünyama hoş geldin. “Eğitim hayatın ve dünya turu yapman” konusunda hepimizin aklında soru işaretleri var, bu soru işaretlerini cevaplamadan önce seni tanımak istiyorum.

Öncelikle merhaba! Ben Efe Şener namı diğer efetravels. Karşıyakalıyım. Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden geçtiğimiz ağustos ayında mezun oldum. 24 yaşındayım. Şu ana kadar 55 ülke gezdim. Hedefim dünyayı gezen en genç Türk olmak.

Düşününce; “dünyayı gezme fikri” kulağa hoş geliyor! Sırt çantanı alıp, yola koyulmaya sürecine iten neydi?

Küçüklüğümden beri hep dünya atlasını incelerdim. Hatta bu sayede de bütün ülkelerin başkentlerini ve bayraklarını ezbere biliyorum. Zaman geçtikçe özellikle küçük ülkelere merakım artmaya başladı, bu sıra dışı ülkeleri keşfetmek istedim. Hep dünyayı gezmenin pahalı olduğunu düşünüyordum, yurtdışına çıkmak zor bir hayal gibi geliyordu. Aslında belli taktikleri bilirsek, ne kadar ucuz olduğunu keşfedince beni engelleyen hiçbir şey kalmadı.

“Hayatımı da yaşarım, kariyer de yaparım” diyorsun. Peki, okurken seni hayattan koparmayan bölümün adı nedir? Ve gezerken eğitimine nasıl devam ediyorsun?

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunuyum. 55 ülkenin 36’sını tıp okurken gezdim. Bunun için çok iyi bir zaman yönetimi yapmam gerekti. İyi bir planlama ile vize final haftası haricinde her tarih benim için uygundu. Hiç problem yaşamadan uzatmadan da mezun oldum. Nöbetten çıkıp havalimanına gittiğim çok oldu. Evde değil uçakta uyudum. Yeşil pasaportumun geçerliliği yeni bitti ve bitmeden kullanmam gerekiyordu bu yüzden her fırsatta yurtdışına çıkmak istedim.

Dünyayı gezerken, okuduğun bölümün pozitif bir ayrımcılığı var mı yoksa üniversite okuyan bütün öğrenciler senin gibi gezebilir mi?

Bence okuduğum bölümün pozitif bir ayrımcılığı yok. Tıp zor bir bölüm, tabii ki başka zor bölümler de var ama olay tamamen zaman yaratmakta. Evet, kimi bölümlerde daha zor zaman yaratılıyor ama olan zamanları değerlendirmek tercih meselesi. Her öğrenci tabii ki gidebilir bunun için çok fazla bütçeye gerek yok. Benim zaten mottom “Ucuza dünyayı gezen tıp öğrencisi” idi

“Türkiye, Turistik Açıdan Bir Hazine”

En önemli konuya gelmek istiyorum; gezilerin için parasal kaynağı nasıl buluyorsun? Seyahat edenlerin birincil maddi kaynağı “sosyal medya” oluyor, bu konuda ne düşünüyorsun?

Benim Instagram hesabım 1 yıldır aktif durumda. 2022 Ağustos’ta 300 takipçim vardı ve o zamana kadar da 38 ülke gezmiştim. Gezmek için öyle aman aman bütçelere ihtiyaç yok. Ben bir öğrenci olarak arttırdığım paralarla geziyordum. İstanbul’da makarna yiyip tasarruf ediyordum, bir şeylerden kısıp kendime gezme bütçesi yaratıyordum. Şu an yurtiçi uçak biletleri bazı ülkelere olan yurtdışı biletlerinden daha pahalı. Gezmek artık ekonomik bir şey olabiliyor. Ben de bu hesabı tam olarak bu yüzden “pahalı” algısını yıkmak için açtım.

Kaç dil biliyorsun ve hangi ülkeleri gezdin?

4 dil biliyorum. İngilizce, İspanyolca, Almanca, Türkçe

Gezdiğim 55 ülke: Arnavutluk, Avusturya, Åland Adaları, Belçika, Bosna Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Mısır, İngiltere, Estonya, Finlandiya, Fransa, Gürcistan, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İzlanda, İran, İsrail, İtalya, Kazakistan, Kosova, Kuveyt, Letonya, Lihtenştayn, Lüksemburg, Makedonya, Malta, Monako, Karadağ, Fas, Hollanda, Norveç, Umman, Filistin, Polonya, Portekiz, Katar, Romanya, San Marino, Sırbistan, Seyşeller, Slovakya, Slovenya, İspanya , İsveç, İsviçre, GKRY, Birleşik Arap Emirlikleri, Vatikan, İrlanda.

Önyargılı düşündüğün, sorulduğunda belki giderim dediğin ama gittiğin zaman çok şaşırdığın bir ülke veya yer var mı?

Bir kere ben her ülkeye gitmek istiyorum. Adım atmadığım ülke kalmayana kadar gezmek istiyorum. Ama “underrated” diyebileceğim ülke kesinlikle “Umman”. Tamamen ülke sayımı arttırmak ve görmüş olmak için gidecektim. Gördüklerim karşısında çok şaşırdım. Doğal güzellikleri çok iyi ve ülke çok ucuz. Özellikle Wadi Ash Shab gibi bir yer bence dünyada yok. Palmiyelerle dolu bir vadinin içinde 30 dakika yürüyorsunuz, sonrasında sizi bir tabela karşılıyor “Buradan sonrasını yüzmeniz gerekmektedir” yazan. Yüzerek mağaralara gidiyorsunuz. Çok ama çok güzeldi. Kazakistan, Fas ve Slovenya da aynı şekilde düşük beklentiyle gidip mest olarak döndüğüm ülkeler. Özellikle Kazakistan’daki gece hayatı, Fas’ın gezme açısından çok farklı oluşu, Slovenya’da Bled gölü civarı müthişti.

“Nasıl Ucuz Gezdiğimi Öğrenmek İstiyorlar”

Barınma, yeme, içme kısacası temel ihtiyaçlarını nasıl gideriyorsun?

Barınma, ücretsiz konaklamak için 2 tane güzel seçenek var. Couchsurfing bunlardan ilki, bu uygulamada yerel birinin yanında ücretsiz kalıyorsunuz. Uygulamaya kimlikle kaydolup, referansları olan ev sahiplerine istek atıyorsunuz. “Onların ne çıkarı var” sorusunun cevabı sıkılıyor olmaları, farklı kültürlerle tanışmak istemeleri, çok güzel dostlukların kurulabilmesi olabilir. Bana çok iyi insanlar denk geldi. Sabah beşte otobüs terminaline bırakan vardı, yaptığı yemeği ikram eden de. Worldpackers, Workaway gibi diğer uygulamalarda da part-time çalışıp ücretsiz konaklayabiliyorsunuz.

Yeme içme kısmına gelince, İsrail, İzlanda, İsviçre gibi pahalı ülkelere giderken yanımdan hazır yemek götürüp onları yiyordum. Tabii ki 1-2 öğün yerel yemek tadıyorum ama bu şekilde daha tasarruflu oluyor. Bir de özellikle Avrupa’da hazır yemek kısmı çok gelişmiş. Süpermarketlerde hazır yemekler var ve fiyatları 1-2-3 Euro bandında. Onun dışında da turist tuzağı olan yerlerden uzak duruyorum. Örneğin yemek fotoğrafı olan bir restoranda yemek yenmez. (Gülüyor) “Paella” mesela İspanya’nın meşhur yemeği, en turistik yerde 25 Euro, ama biraz uzaklaşırsanız 10 Euroya var. Süpermarkette 3 Euroya satılıyor mesela. Araştıran buluyor gerçekten. Google baya yardımcı oluyor bu konuda. “How to eat cheap paella” tarzında bir soru yazınca düşük bütçeli gezginler için öneriler çıkıyor.

Gezip gördüğün ülkeleri baz alarak söylersen, sence insanlık için en adil yönetim şekli hangisi?

Laik demokratik yenilikçi yönetim biçimi en ideali. En azından ben Atatürk inkılaplarına bağlı bir Türk genci olduğum için fikrim bu şekilde. Ama her ülkenin kendi kültürü farklı, yıllardır monarşi ile yönetilen ülkelerde de bu şekilde oturmuş bir düzen var.

Ülkelere göre hastalık bulaşma riski ve ölümcül olma yönü farklılık gösterebiliyor. Bir ülkeye giderken, sağlık konusunda ne gibi tedbirler alıyorsun?

Bu konuda “seyahat sağlık” diye çok önemli bir site var, gitmeden önce yaptırmanız gereken aşıları ve endemik hastalıkları gösteriyor. Bu açıdan yüksek riskli bir yere gitmedim, gidecek olursam bu listeden de mutlaka bakarım.  Ayrıca, Covid zamanında ülkeler kapalıyken çok çılgıncaydı ve sosyal mesafe, maske hepsine uyarak gezmek, gitmeden önce PCR yaptırma zorunlulukları var. Çok başka bir dönem yaşadık.

“Benzin Otomatlarıyla Aramız İyi Değil”

Yolculuklarında birisi sana yardımcı olmak istiyorsa, ne yapması gerekiyor?

Genellikle yanıma üç ya da dört kişi almaya çalışıyorum. Çünkü arabadaki benzin masrafları konaklama masrafı beşe bölünce çok hesaplı oluyor. Bu şekilde tanıştığım çok güzel insanlar oldu. Seyahat paylaşımı diye tanışıp gittiğim takipçilerden çok yakın arkadaşım olanlar var, hala görüşürüz. Bu yanıma aldığım kişilerden herhangi bir beklentim yok. Kendimi açıkçası daha iyi organize ettiğimi düşünüyorum ama gezilecek yerleri listelere eklemeleri güzel oluyor. Çünkü her şeyle bir anda uğraşmak bazen zor olabiliyor. Bu yüzden gezi planlayacak olanları da önerim tek tek gitmeleri önce uçak bileti sonra konaklama sonra gezilecek yerler gibi.

Mevlana’nın söylediği gibi; Gez dünyayı, gör Konya’yı mı?

(Gülüyor) aynen öyle! Konya’ya gitmesem de bence Türkiye turistik açıdan mükemmel bir hazine. Çok farklı şeyler sunuyor ve kesinlikle adım adım görülmesi gereken bir ülke.

Seni örnek alıp, yollara koyulmak isteyenlere neler söylemek istersin?

Önce bir Balkanlar ya da Gürcistan yapılabilir. Hem Türkiye’ye benzer yerler hem de gezme açısından iyi bir fikir verebilir. Günlük 15-20 Euro harcama parası yeterli. Otellerin ve araba kiralamalarının şartlarını iyi okuyun. Check-in saatleri ve depozito gibi kavramlara dikkat edin.

Takipçilerinin merak ettikleri konular neler?

Genellikle nasıl ucuza gezdiğimi öğrenmek istiyorlar. Ben gezmenin pahalı olduğu algısını yıkmak için bu hesabı açtım tekrar söylüyorum. Gezmek aslında o kadar pahalı değil, fakat biz de şöyle bir algı var: bir yere gitmek için en azından hesabımızda 40.000 TL 50.000 TL olması lazım gibi, böyle bir şey yok. Bu yüzden insanların en çok merak ettiği: benim nasıl para yetiştirdiğim. Ortada yetişmesi gereken çok büyük bir meblağ yok. Türkiye’de lüks şeylere harcama yapmak, lüks alışverişler yapmak ve son model teknolojik ürünler almak yerine yeni bir ülkeye gidip orayı deneyimlemeyi tercih ediyorum. 

Şöyle bir örnek vereyim: şu an Türkiye’de herhangi bir hamburger 300 TL’den aşağı zor yenir, yani 2 öğün yemek yiyen insan 500-600 lira gibi  bir para veriyor. Ben Roma Trastevere Tonnarello’da çok güzel bir lazanyaya 10 Euro verdim. Yurtdışında da yemek içmek Türkiye ile aynı fiyatta. O yüzden dediğim gibi gezmek için çok zengin olmanıza, multi milyoner olmanıza gerek yok! sadece çok iyi araştırma yapıp, turist tuzaklarından kaçarak yerel restoranlarda güzel yemekler yiyebilirsiniz. Ortalama günlük 15 Euro’ya gün geçiriyorum yurtdışında. Bu kesinlikle yapılabilir bir şey.

“Aklınıza bir şey takılırsa, bana yazmaktan çekinmeyin”

Anılarını bir kitapta toplamayı düşünüyor musun?

Çok fazla anım var. Instagram’da bahsediyorum çoğundan ama elbet hepsini bir kitapta toplayacağım, biraz daha ülke gezip biraz daha kendimi geliştirip biraz daha ufkumu genişlettiğimde benim de yazma düşüncem var aslında. Neden olmasın ki…

Yeni yıl programı yapıldı mı? Hangi ülkeleri gezmeyi düşünüyorsun?

Bu sene maalesef. (Üzüldü)

“Ahh keşke şu soruyu sorsaydın dediğin.” ama benim sormadığım soruyu, kendine sorup cevaplamanı istiyorum!

Başımdan geçen tehlikeli ve tatsız birkaç olaydan bahsedebilirim. Sonuçta şöyle bir algı var: sosyal medyada gezmek, çok güllük gülistanlık! Gittim, gördüm müthişti her şey, hiç problem yaşamadım diye. Aslında böyle değil mutlaka sıkıntı yaşanıyor. Örneğin İtalya’da cebimde kalan son 50 Euro’yu benzin veren makineye verdim ve kaptırdım. Para gitti yani, benzinsiz kaldım. İzlanda’da da oldu bu. Aramız iyi değil benzin otomatlarıyla (Gülüyor).

Mesela hiç uçak kaçırmadım ama Gürcistan’da gasp edilmeye çok yaklaştığım oldu uzaklaştım direkt. Çok sıkı güvenlik önlemlerine tabi tutulduğum, özel olarak çok soru sorulduğu da oldu. Neden ülkemize bu kadar gelmek istiyorsun, neden geldin, nereye gideceksin tarz sorular hep soruldu. Mısır’da dolandırmaya çalıştılar ama biz çok uyanık bir milletiz bu yüzden bizi dolandırmaları çok zor. Venedik’ te otelin Check-in saati 21:00’di mesela ve biz 21:20’de gittiğimiz için alınmayıp sokakta yatmıştık. Genel olarak sakin kalırsanız problem yaşamazsınız. İnternetten de tehlikeli mahalleleri araştırıp oradan uzak durabilirsiniz.

Bu son sorum; okuyucularımıza neler söylemek istersin?

Son söylemek istediğim: arkadaşlar gerçekten dünyayı gezmek, yapılabilir bir şey artık! çok fazla havayolu firması var, sadece sırt çantası ile binmenize izin veren. Ryanair, Wizzair gibi çok ucuz düşük bütçeli firmalar var. Avrupa için uçak biletleri çok ucuz, Norveç’ten Letonya’ya 50 TL’ye uçtum. 5-10€’ya ülke değiştirebilirsiniz. Önemli olan Türkiye’den çıkmak! sonrası yol sizin, karar sizin, araştırarak her şeyi bulabilirsiniz. Çok fazla gezen Türk ve yabancı gezgin var, onların deneyimlerini dinleyin. Onların tecrübelerinden yararlanarak tavsiyelerinden yola çıkarak kendinize rota oluşturun. Gezmek o kadar da zor ulaşılamaz bir şey değil, elbet her şeyin ucuzu var yeter ki araştırın.

Ben zamanında bazı biletlere çok fazla paralar da verdim, çok gereksiz paralar da harcadım, turist tuzağına da düştüm. Bunlardan çekinmeyin! bu hatalar aslında sizin ilerdeki güzel gezilerinizin hazırlayıcısı oluyor. Gençken yola çıkın benim gibi, havalimanında yatın. Yanınızda götürdüğünüz hazır pilav, hazır makarna yiyin ama o kiliseyi görün, o meydanı görün, o heykelin tarihini dinleyin, o yabancı insanlarla tanışın, ufkunuzu genişletin.

Konfor alanınızdan çıkın. İlk kez bir yurtdışı yapın, tercihen yakın bir ülke olsun. Balkanlar olabilir, zincirlerinizi kırın ne kadar kolay olduğunu göreceksiniz. Dünya aslında elimizin ve ayaklarımızın altında ve bütün ülkeleri görebildiğiniz kadar görün. Herhangi bir ülkeyle alakalı herhangi bir gezi ile alakalı aklınıza bir şey takılırsa da bana ulaşmaktan çekinmeyin. 

Şu ana kadar bana verdiğiniz bütün destekleriniz ve katkılarınız için hepinize çok teşekkür ediyorum. Hepinizi çok seviyorum…

Söyleşi: Murat Fırat

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Müziğin Ritimlerinden Beyaz Perdeye Sektörün Ezberlerini Bozan Bir Yönetmen Portresi

                 Röportaj: MURAT FIRAT  Türkçe rap kültürünün henüz emekleme aşamasında olduğu yıllarda imkânsızlıkların ortasında prodüktörlük ve yapımcılık üstlenerek bir devrin temellerini atan öncü bir vizyoner. Müzik kariyerinde onlarca albüme imza atıp yüzlerce klip çektikten sonra sinemanın görsel dünyasına adım atan ve Şuursuz Aşk gibi projelerle ulusal ve uluslararası arenada ödüllere layık görülen sıra dışı bir yazar ve yönetmen. Sadece kamera arkasındaki ustalığıyla değil popüler kültür standartlarına sektörün yapımcı egolarına ve sahte şöhret algısına karşı sergilediği tavizsiz duruşuyla da fark yaratıyor. Müziğin hikaye anlatıcılığından Alman sinema disiplinine set ortamındaki katı ilkelerinden evlilik ve hayata dair samimi itiraflarına kadar uzanan bu söyleşide popülist ezberleri bozan son derece dobra bir sanat yolculuğuna tanıklık edeceksiniz. Kariyerinize Türkçe rap’in henüz emekleme aşamasında olduğu dönemle...

Zeynep Mansur’dan Popun Tatlı ve Alaycı Yüzüne Güçlü Bir Dönüş: “Di Mi?”

                        Haber: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde bazı şarkılar vardır; ilk dinleyişte büyük iddialar ortaya koymaz, kendisini dinleyiciye zorla kabul ettirmeye çalışmaz ama insanın kulağında güzel bir iz bırakır. Bir süre sonra fark edersiniz ki melodisi aklınızda dolaşıyor, nakaratını istemeden mırıldanıyorsunuz ve yeniden dinlemek istiyorsunuz. Zeynep Mansur’un yeni çalışması “Di Mi?” bende tam olarak böyle bir his uyandırdı. Uzun zamandır Türkçe pop müziğin içerisinde farklı türlerin birbirine fazlasıyla karıştığı bir dönemi yaşıyoruz. Rap müzik, arabesk, elektronik altyapılar ve deneysel sound’lar pop müziğin sınırlarını genişletirken, zaman zaman popun kendi sade ve melodik kimliğini de geride bıraktığını görüyoruz. Elbette müzik değişecek, gelişecek ve yeni türlerle buluşacak. Ancak bazen insan yalnızca iyi yazılmış, iyi düzenlenmiş ve sanatçının kendisini rahatlıkla ifade edebildiği bir pop...

30 Yıl Sonra Yeniden Konuşan Göksel: “İçimdeki Çocuk Hiç Değişmedi”

                  Röportaj: MURAT FIRAT Bir sanatçıyı yalnızca en çok bilinen şarkılarıyla tanımak, bazen onun hayatının en önemli bölümünü kaçırmak demektir. Çünkü sahnede görünen birkaç dakikanın, bir albüm kapağının ya da radyolarda yıllarca çalan bir şarkının arkasında; hayaller, kırgınlıklar, mücadeleler, bekleyişler ve yeniden ayağa kalkma cesareti vardır. Göksel’in hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye. 1996 yılında “Senden Kalan” albümüyle müzik dünyasına adım atan, ardından “Gönüllü Yazıldım” gibi bir eseri 90’lar Türk pop müziğinin hafızasına bırakan Göksel, aradan geçen 30 yıla rağmen geçmişte kalmış bir isim olarak değil, hâlâ üreten, hâlâ düşünen ve hâlâ yeni şarkıların peşinden giden bir müzisyen olarak karşımızda. Bu röportajın çıkış noktası da biraz tesadüf, biraz merak ve biraz da geçmişin bugüne bıraktığı izlerle ilgili. 90’lar şarkıları arasında yeniden karşıma çıkan “Gönüllü Yazıldım”, beni yalnızca bir haber hazırlamaya...

Herkes Kolaya Kaçarken Gülşen Çıtayı Bir Kez Daha Yükseltti

                        Haber: MURAT FIRAT  Müzik endüstrisinin son yılların en büyük kimlik ve finans krizlerinden birini yaşadığı bir dönemdeyiz. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, dijital platformların hız odaklı yapısı ve yapay zekâ destekli üretimlerin giderek yaygınlaşması, müziğin üretim biçimini de kökten değiştirdi. Şarkılar iki dakikanın altına inerken, büyük prodüksiyonlar yerini düşük maliyetli işlere bıraktı. Üstelik sektörün önemli bir bölümü, "Müzikten artık para kazanılmıyor." düşüncesini neredeyse ortak bir kabulleniş hâline getirmiş durumda. Tam da böyle bir atmosferde Gülşen, İtaat Yok ile yalnızca yeni bir single yayımlamadı. Aynı zamanda pop müziğin hâlâ büyük fikirlerle, cesur prodüksiyonlarla ve yüksek standartlarla üretilebileceğini gösteren güçlü bir cevap verdi. Yaklaşık otuz yıldır sahnede, stüdyoda ve ekranlarda istikrarını koruyan sanatçı, kariyerinin bu döneminde bile kendini tek...

Selahattin Erhan: "İnsanların Hayatına Dokunmayan Hiçbir İşin Gerçek Bir Anlamı Yok"

                  Röportaj: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde yıllardır birçok unutulmaz esere imza atan söz yazarı ve besteci Selahattin Erhan, üretim anlayışından müzik sektörüne, hekimlik mesleğinden hayat felsefesine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu. Zerrin Özer'den Bülent Ersoy'a, Funda Arar'dan Mustafa Sandal'a kadar birçok önemli isme verdiği eserlerle tanınan Erhan, bu röportajda yalnızca kariyer yolculuğunu değil; sanatın topluma katkısını, müziğin değişen yüzünü, telif haklarını, genç müzisyenlere tavsiyelerini ve geleceğe dair hedeflerini de tüm açıklığıyla anlattı. Bugün birçok sanatçı tarafından seslendirilen eserlerin altında imzanız var. Ancak sizi sadece şarkılarınızla tanıyan geniş bir kitle bulunuyor. Selahattin Erhan'ı kendi cümleleriyle nasıl anlatırsınız? Bugüne kadar uzanan yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz? Yaptığım ya da yapacağım işler ne olursa olsun, insanların hayatına pozitif katkıla...

“Gelip Geçenlere Karşı Bir Duruş: Zerrin Özer’den Güçlü Bir Müzikal Manifesto ‘Geliyorlar Gidiyorlar’”

Haber: MURAT FIRAT Türk pop müziğinin zamana meydan okuyan sesi  Zerrin Özer , yeni şarkısı  Geliyorlar Gidiyorlar  ile bir kez daha yalnızca müzik yapmadığını, aynı zamanda bir duruş sergilediğini kanıtlıyor. Bu çalışma; hız çağının ilişkilerine, yüzeysel duygularına ve kolay tüketilen aşklarına karşı güçlü bir itiraz niteliği taşıyor. Dinleyiciye sadece melodik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Şarkının sözlerinde  Habil Ceyhan  imzası var; sade ama etkili bir dil kullanımıyla günümüz ilişkilerinin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Bestede  Bülent Yetiş , duygunun omurgasını kurarken; düzenlemede  Mustafa Arapoğlu  ve  Göksel Kamçı  modern dokunuşlarıyla parçayı bugünün ritmine başarıyla taşıyor. Ortaya çıkan sonuç; geçmişin deneyimi ile bugünün enerjisini buluşturan dengeli ve etkileyici bir yapı. Zerrin Özer, bu şarkıda yalnızca bir yorumcu değil; adeta bir anlatıcı, hatta bir tanık. Sö...

Gökberk Demirci: Kalbimin ve mantığımın el verdiği sürece oyunculukta çok katı kuralım yoktur

Gökberk seni tanıyalım? 1989 yılında İzmit’te dünya'ya geldim. O zamanları fazla hatırlamıyorum, fakat mutlu bir bebekmişim fotoğraflardan anladığım kadarıyla  ;)   Aslen Adanalı’yım. Babamın mesleğinden dolayı birçok yer gezdik, gördük ve yaşadık. Benden 6 yıl sonra kardeşim Berkay dünyaya geldi. Pek uslu sayılmazmışım; öyle diyorlar. Ama o evre çok uzun sürmedi. Sanırım çocukken de büyüktüm hep! Hiç değişmediğimi söylerler.  ;) Sanırım oyunculuk kariyerin çocuk oyunları ve skeçlerle başladı? Kariyerim sayılmaz ama temeli çocukluk yıllarına dayanıyor. Özel günlerde oynanan oyunlar, anlık girilen karakterler ve başka birisi gibi davranmalar vs, vs (gülüyor). Çocukken fazla enerjiktim. Haliyle öğretmenlerim de bunu bir yarara dönüştürdüler. Hem benim için, hem de kendi sinir sistemleri adına  ;) 😉   Birçok konuda en büyük destekçim önce inancım, sonra ailem ve yakın çevrem oldu. Cengiz Küçükavyaz tiyatrosu ve Aktör-ist’lun kariyerin açısından ...

Meltem Leylekoğlu’ndan Doğru Şarkıyla Gelen Güçlü Bir Adım: Sardunyalar

                       HABER: MURAT FIRAT Müzik dünyasında bazı sanatçılar vardır; kendilerini bir anda değil, zaman içinde, sabırla ve üreterek ortaya koyarlar. Meltem Leylekoğlu da bu isimlerden biri. Sahne deneyimi, farklı müzik türlerine olan yatkınlığı ve kendisini geliştirme isteğiyle yoluna devam eden sanatçı, yeni çalışması “Sardunyalar” ile kariyerinde dikkat çekici bir adım atıyor. Meltem’in müzik yolculuğuna baktığımızda, yalnızca bir şarkı söyleyen değil, bu işi hayatının merkezine alan bir sanatçı profili görüyoruz. O Ses Türkiye’de yer alarak geniş bir dinleyici kitlesinin dikkatini çeken Leylekoğlu, sahne çalışmalarını da sürdürerek müziği günlük hayatının geçici bir parçası olmaktan çıkarıp mesleki bir çizgide devam ettiriyor. Benim açımdan bir sanatçıyı değerlendirirken yalnızca sesine ya da sosyal medyada ne kadar görünür olduğuna bakmak yeterli değil. Sahneye çıkmak, üretmek, repertuvar hazırlamak, dinleyiciy...

Bir Şarkının Yeniden Nefes Alışı: Zeynep Casalini ve Gözlerin'in Sessiz Gücü

                      Haber: MURAT FIRAT  Bazı şarkılar vardır. İlk dinleyişte güzel gelir. Bazıları ise yıllar geçtikçe anlamını büyütür, her kuşakta yeniden başka bir kalbe dokunur. Çünkü gerçek eserler zamana direnmez, zamanla birlikte olgunlaşır. Onları yeniden söyleyen her yorumcu da yalnızca bir şarkıyı seslendirmez. O eserin hafızasına kendi ruhunu bırakır. Zeynep Casalini'nin sesinden dinlediğimiz Gözlerin de tam olarak böyle bir yeniden buluşmanın hikâyesini anlatıyor. Bir klasikle yeniden karşılaşmanın en büyük riski, dinleyicinin hafızasında yer etmiş duyguyu bozabilmektir. Çünkü yıllardır bizimle yaşayan eserler yalnızca melodileriyle değil, taşıdıkları anılarla da var olur. Bu yüzden onları yeniden yorumlamak cesaret ister. Zeynep Casalini ise bu cesareti gösterirken şarkıyı değiştirmeye çalışmıyor. Tam tersine onun özüne yaklaşmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, yorumun en güçlü tarafını oluşturuyor. Gözl...

Türkiye'nin ilk egzotik "Karınca Çiftliği"

Uzun zamandır takip ettiğim genç bir Youtuber var. Yeditepe Üniversite'sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı bölümü mezunu, oyunculuğa merak salıp tiyatro eğitimi aldı, ayrıca "Karınca Çiftliğim" kanalında egzotik hayvanların videolarını paylaşıyor. Tek ve en büyük hedefinin "hayvan sevgisini insanlara aşılamak olduğunu" belirten Tuğkan Gönültaş, evinde hayvan beslemek isteyenlere çok özel tavsiyelerde bulundu. Merak edenler için soruyorum: Tuğkan Gönültaş kendini anlatabilir misin?  Selam, bendeniz Tuğkan GÖNÜLTAŞ. 1987 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversite’sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı Bölümü’nü bitirmemin hemen ardından, kısa süreli bir yurt dışı serüveninden sonra tekstil sektöründe kendi markamı kurdum.   Vatani görevimin ardından oyunculuğa merak sardım ve tiyatro eğitimine başladım. Çocukluğumdan beri iç içe olduğum egzotik hayvanların paylaşımlarını (hobi olarak) Youtube üzerind...