Ana içeriğe atla

Erol Köse’nin Ardından: İlk Taşı En Günahsız Olan Atsın

Hayatını kaybeden Erol Köse hakkında bugün söylenenlere bakınca mesele artık sadece bir ölüm haberi değil; bir sektörün hafızası ve vicdanıdır.

Türkiye’de alışık olduğumuz bir refleks bir kez daha karşımızda. Bir insan ölür ölmez ya yüceltilir ya yerin dibine sokulur. Oysa gerçek çoğu zaman bu iki uç arasında bir yerde durur. Erol Köse de tam olarak böyle bir figürdü. Ne kusursuzdu ne de anlatıldığı gibi tek başına bütün kötülüklerin kaynağı.

Ama bugün yapılan başka bir şey.

Açık konuşuyorum.
Ölmüş bir insanın ardından bu kadar hoyrat konuşulmasını kabul etmiyorum.

Eleştiri yapılır. Hesaplaşma da olur. Ama bunun bir zamanı, bir usulü vardır. Cenaze daha yeni kalkmışken, ailesi acı içindeyken, geçmiş defterleri açıp tek taraflı konuşmak vicdanla açıklanamaz. Bu yapılan şey eleştiri değil, saygısızlıktır.

Şimdi biraz hafızamızı tazeleyelim.

90’ların sonu ve 2000’lerin başında Türk pop müziğinin bir yükseliş dönemi varsa, bunun mimarlarından biri tartışmasız Erol Köse’dir. Kurduğu sistemle sadece albüm yapmadı; sanatçı yarattı, imaj kurdu, kariyer inşa etti. O dönem, ödüller, listelerde birincilikler, büyük sahneler ve güçlü promosyon demekti. Kral TV Müzik Ödülleri gibi platformlarda alınan başarılar tesadüf değildi.

Bugün hala sahnede olan, hala dinlenen, hala güçlü kalan isimlere bakın. Yollar ayrılmış olabilir ama başarı devam etmiş.

Burcu Güneş, Ebru Gündeş, Ebru Yaşar, Ferhat Göçer, Gülşen, İntizar, Nalan, Tan Taşçı, Yıldız Tilbe…

Aynı şekilde Hande Yener, Mustafa Sandal ve Kutsi gibi isimler de yollarına devam etti, üretmeye devam etti, ayakta kaldı.

Bu tablo bize şunu söylüyor:
Mesele sadece bir yapımcı değil.

O zaman şu soruyu sormak zorundayız:
Yolu devam etmeyenler neden dönüp kendine bakmıyor?

Herkes mağdur, herkes engellenmiş, herkesin önü kesilmiş…
Bu kadar mı kolay?

Bir dönem zirveyi görüp sonra düşen herkesin sorumluluğunu tek bir insana yüklemek, gerçeği basitleştirmektir. Kariyer dediğin şey; yetenek, disiplin, doğru kararlar ve süreklilik ister. Bunlar yoksa kimse sizi sonsuza kadar zirvede tutamaz.

Erol Köse’nin sektöre kattıkları da görmezden gelinemez. Üretim cesareti, farklı aranjörlerle çalışma yaklaşımı, güçlü promosyon ağı… Bugün bile dinlenen birçok işin arkasında bu vizyon var.

Bu yüzden hafıza seçici olmamalı.

İşine geleni hatırlayıp, işine gelmeyeni silmek kimseyi haklı yapmaz.

Bir de meselenin görünmeyen tarafı var. O dönem sadece sanatçı ve yapımcı ilişkisi yoktu. Medya gücü, televizyon desteği, rekabet, büyük sermaye yapıları… Örneğin Hakan Uzan ve benzeri güç merkezlerinin etkisi olmadan o dönemi anlamak mümkün değil. Yani yaşananları tek bir kişiye indirgemek, o dönemin gerçeklerini görmezden gelmektir.

Daha da önemlisi şu:
Bugün söylenen sözler sadece geçmişi değil, söyleyenin karakterini de ortaya koyar.
Kim ne yaşadıysa yaşamıştır. Kim kırıldıysa kırılmıştır. Ama bunun bir zamanı vardır. Ölümün hemen ardından yapılan bu çıkışlar kimseyi haklı yapmaz.

Ve burada herkesin durup düşünmesi gereken bir söz var:
İlk taşı en günahsız olan atsın.

Kim tamamen masum?
Kim hiç hata yapmadı?

Bu sektörün içinde olup da tertemiz kalan var mı?

Bugün konuşanların hikayesi henüz bitmedi.
Hayat uzun. Herkesin sonu var.

Kim nasıl hatırlanacak, kim nasıl uğurlanacak, kim hakkında neler söylenecek… bunu kimse bilemez.

Acaba onlar nasıl ölecek, arkalarından neler söylenecek, Allah bilir.

Bu yüzden biraz susmak gerekir.
Biraz ölçü, biraz vicdan.

Benim durduğum yer net:
Ölmüş bir insanın ardından bu şekilde konuşulmasını doğru bulmuyorum.
Bunu kabul etmiyorum.

Erol Köse hatalarıyla da vardı, yaptıklarıyla da. Ama bir döneme damga vurduğu gerçeği değişmez.

Herkes önce kendi hikayesine baksın.
Çünkü kimsenin hikayesi henüz bitmedi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sözlerin Ön Planda Olduğu Bir Nilüfer Şarkısı

Murat Fırat - Uzman Gazeteci / Köşe Yazısı  Bazı şarkılar vardır; bağırmaz, kendini ispat etmeye çalışmaz. Dinleyicinin yakasına yapışmak yerine, yanına oturur. “Gökyüzü” tam olarak böyle bir şarkı. Ve belki de bu yüzden etkisi yüksek. Nilüfer’in yeni çalışması, ilk andan itibaren bir şeyi net biçimde söylüyor: Burada gösteriş değil, duygu var. Klip son derece sade ama bir o kadar da kaliteli. Abartılı mekânlar, kalabalık kadrajlar, dikkat dağıtan detaylar yok. Çünkü amaç belli: Şarkının sözleri ön planda olsun. Bu sade tercih, aynı zamanda büyük bir özgüvenin göstergesi. Kamera Nilüfer’e yaklaştıkça, mimikleri, bakışları, küçük jestleri konuşuyor. Yıllar içinde kaybolması beklenen o ilk gün enerjisi, şaşırtıcı biçimde hâlâ orada. Zorlama bir gençlik değil bu; doğal, sakin, kendinden emin bir duruş. Saç, makyaj ve kıyafet tasarımı klibin en güçlü unsurlarından biri. Şık ama iddiasız, zamansız ama bugüne ait. Özellikle genç izleyiciye hitap eden bir estetik anlayışı var....

Ebru'yla Evliyken Emre'ye Aşıktım

Teoman'ın "Yavaş Yavaş" albümünde İrem Candar'la düet yaptığı "Bana Öyle Bakma" şarkısının sözlerinde "Bana öyle bakma anlayacaklar, ikimize karşı bu dünya bizi anlamayacaklar" dediğinde Ahmet ve Emre gibi birçok Lgbti bireyinin hayatını özetlemişti. İlk görüşte aşka inanır mısınız bilmem ama Ahmet ve Emre ilk görüşte birbirlerine âşık olanlardan, sosyal medya üzerinden tanıştılar ve Ahmet askere gidene kadar hiç ayrılmadılar. Eğer aşk asker de başkaysa bunun asıl sebebi Emre'nin kuşkuya yer vermeyecek derecede Ahmet'te sadık olmasıydı! Sonrasın da ne mi oldu? Askerliği bitirip işe başlayınca Ahmet evlendi hayır yanlış okumadınız! "Toplum Baskısı" yüzünden Ahmet'de evlendi. Tanışma hikayenizi dinlemek isterim? Emre ile sosyal medya üzerinden tanıştık sohbeti çok hoşuma gitmişti belli bir süre sonra yüz yüze görüşmeye karar verdik. Bundan 7 yıl önce bir Ağustos akşamı parka görüşmeye gittim ve nasıl birisiyle karşıla...

“Popun Kraliçesi Nilüfer’den 70. Yaş Gününde Melodiyle Dans”

Haber: Murat Fırat Pop müziğin unutulmaz sesi, gerçek bir efsane, Türk müziğinin yaşayan efsanesi Nilüfer, 70. yaş gününü unutulmaz bir anıya dönüştürdü. Hayranlarına yaptığı muhteşem sürprizle, sadece yaşını değil, aynı zamanda müziğe olan tutkusunu ve yaratıcılığını da kutladı. Doğum günü sabahında sosyal medya hesaplarından paylaştığı yeni şarkısının yalnızca müziği, sözleri olmadan, adeta bir melodi çağrısı gibi yayıldı. Ancak Nilüfer, sadece bu büyülü melodiyi paylaşmakla kalmadı; müziğin ritmiyle uyum içinde zarif ve enerjik bir dans performansı sergileyerek hayranlarını büyüledi. Her notada hissedilen o eşsiz tını, zamanın ötesinde bir sanatçının kalbinden doğduğunu gösterdi. 1970’lerden itibaren Türkiye’de pop müziğin gelişimine yön veren Nilüfer, uzun yıllar boyunca sayısız hit şarkıya imza attı. Kendine has yorumuyla, samimiyetiyle ve güçlü sahne duruşuyla müzikseverlerin kalbinde taht kurdu. Kariyerinde, değişen müzik trendlerine rağmen her daim yenilikçi ruhunu korudu...