Ana içeriğe atla

"Turan Kamer: Geçmişten İlham Alarak Geleceğe Güçlü Mesajlar Taşıyorum"

Müzik, sadece bir melodi değil, aynı zamanda zamanlar arası bir köprü. Turan Kamer, bu köprünün iki ucunda hem kişisel hem de toplumsal meseleleri ustalıkla birleştiriyor. Kendi içindeki çocukla bağını koparmadan, müziğinde geçmişin izlerini taşırken geleceğe dair güçlü mesajlar veriyor. Üzerinde çalıştığı "Kavaklar" ve "Nezaketen" adlı single’larıyla özgün bir sound yaratmayı hedefleyen Kamer, müzik yolculuğunu yalnızca bir sanat aracı olarak değil, toplumsal adalet ve haklar için de bir platform olarak görüyor. "Aldığım olumsuz eleştiriler parlamamı engelleyemez, çünkü yarışım her zaman kendimle" diyen bu üretken müzisyen, Türkiye’den dünyaya sesini duyuracak zamansız eserler yaratmaya kararlı.

“Günümüz Müziğinden Kopmadan Bir Denge Yaratmaya Çalışıyorum.”

90’lardan aramıza hoş geldin demek istiyorum. O ses, o duruş ve şarkılar… Geçmişin enerjisini, günümüze yansıtmak istediğini düşünüyorum.

Hoş bulduk! Öncelikle bu değerli sözlerin için yürekten teşekkür ederim kıymetli Murat. 90’ların sonu ve 2000’lerin başında geçen çocukluk yıllarımın izlerini günümüz müziğine yansıtmak ve bunun karşılık bulduğunu görmek benim için inanılmaz keyifli ve anlamlı. Belki de içimdeki çocukla halen bu şekilde iletişimde kalıyorum. Tabii ki ürettiğim şarkılarımda, günümüz popüler müziğinden de kopmadan bir denge ve harmoni yaratmaya çalışıyorum. Geç 80'ler ve özellikle 90'ların o içten ve saf enerjisini, günümüzün modern müzik anlayışıyla birleştirmek benim için çok önemli. Geçmişe saygı duyarak, o zamanın etkilerini bugünkü üretimlerimde yaşatmak, bir anlamda köprü kurmak gibi. Ürettiğim eserlerimde, hem nostaljik bir dokunuş hem de modern bir yaklaşımı buluşturuyorum diyebilirim.

“Uzay Hepar’ı Gibi Bir Efsaneyle Kıyaslanmak, Beni Onurlandırdı.”

Şarkıların da Uzay Hepar’ ı enerjisi alıyorum! Tarih, geçmişin izlerini taşır. Senin müzik yolculuğunda geçmişin hangi izleri olacak?

Kariyerimin bu denli erken bir döneminde Uzay Heparı gibi efsanevi bir besteci ve aranjörle kıyaslanmak, beni gerçekten çok onurlandırdı. Onunla karşılaştırılmak benim için çok değerli. Geçmiş, müziğimde her zaman derin bir iz bırakacak, çünkü müzik aslında zamanlar arası bir köprü. Küçük yaşlardan itibaren dinlediğim Cem Karaca, Selda Bağcan, Michael Jackson ve Prince gibi büyük sanatçılar, hem müzikal anlamda hem de verdikleri toplumsal mesajlarla bana ilham verdiler. Bu isimler sadece müzik değil, aynı zamanda farklı akımların öncüleri oldular. Bu bağlamda, şarkılarımda sadece melodiyi değil, güçlü mesajları, hikayeleri ve duyguları yansıtmak istiyorum. Müziğimde, geçmişin getirdiği bu bilinçle hem kişisel hem de toplumsal konulara yer vereceğim gelecek projelerimin üzerinde çalışmaya başladık bile. Klasik müzikle başladığım müzik yolculuğum, zamanla farklı kültürel ve müzikal tür, tarz ve akımların etkisiyle zenginleşti. Bu çeşitlilik, geçmişin izlerini geleceğe taşımamda en büyük rehberim. Müziğimde bu izleri, tıpkı bir miras gibi dinleyicilerle buluşturmayı amaçlıyorum.

“Amacım, Derin Etkiler Bırakacak Bir Müzik Dili.”

Yolun başında genç bir sanatçısın, eminim insanlar seni merak ediyor! Biliyorum, zor bir soru “İnsanın kendisini anlatması” ama 7’den 70’e herkes adına sormak istiyorum; Turan Kamer kimdir?

Bahsettiğin gibi bu soruya cevap vermek çok zor ve düşündürücü ancak özetle Turan Kamer, yaşamını, deneyimlerini ve gözlemlerini dünya ile paylaşmak ve dünyada kalıcı bir iz bırakmak isteyen rengarenk bir karakter. Her türlü renk ve renk tonunun bir araya geldiği bir kişilik, bunun üstüne bir de müzik unsuru da eklenince zaman zaman anlaşılmakta güçlük çeken ama anlaşılmak istenen çılgın bir birey. 

5-6 yaşlarımdan itibaren müziğe duyduğum ilgi ve tutku, ailemin de desteğiyle kendimi müzik dalında geliştirmeye yöneltti. Müzik yolculuğum, keman eğitimiyle başladı ve zamanla klasik müzikten caz ve dünya müziklerine kadar geniş bir yelpazede kendimi ifade etme şansı buldum. Özetle, Turan Kamer'i tanımlamak gerekirse, müziği bir araç olarak kullanarak hem geçmişin mirasını koruyan hem de geleceğe yönelik yenilikçi bir sound arayışında olup, sanatsal ve entelektüel bir çaba içerisinde bulunan bir müzisyen. Amacım, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde derin etkiler bırakacak bir müzikal dil geliştirmek ve zamansız, efsanevi eserler yaratabilmek.

“O Film, Müzikle İlk Temasımı Başlattı.”

Müzik yolcuğun nasıl başladı? Kariyerini inşa ederken hangi isimler teşekkürü hak etti?

Müzik yolculuğum, beş yaşında ailemle birlikte izlediğim The Red Violin (Le Violon Rouge) filmiyle başladı. Filmdeki bir sahne beni derinden etkiledi ve ailem de bu isteğimi destekleyerek, ilk enstrümanım olan keman derslerine başlamamda yardımcı oldular. O film, benim için müzikle olan ilk temasımı başlatan dönüm noktamdır.

Kariyerimi inşa ederken bana rehberlik eden birçok isim var. Ama benim ustam diyebileceğim kişi caz gitaristi ve aranjörü kıymetli abim Onur Arslan’dır.  Bunun yanında, Ankara Hacettepe Devlet Konservatuvarı ve Ankara Devlet Opera ve Balesi’nden Şebnem Taçoy ve Ünal Algın gibi değerli hocalarım, vokal eğitimim sırasında bana büyük katkılarda bulundular. İzmir 9 Eylül Üniversitesi’nde çalıştığım bas bariton Altan Akatay ve İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi Caz performans bölümündeki Sibel Köse gibi ustalar da vokal yeteneklerimi geliştirmem ve müzikal yolculuğumda çok önemli bir rol oynadılar.

Ayrıca, Londra'daki British and Irish Modern Music Institute'de George Michael eski vokalisti David Laudat ile yaptığım çalışmalar, müzikal anlayışım ve performans felsefem üzerinde derin bir etki bıraktı. Bu isimler, hem sanatsal hem de teknik anlamda benim için büyük birer ilham kaynağı oldular.

“Bana Özgün Bir Sound Oluşturmayı Hedefliyorum.”

Profesyonel müzik kariyerine “Perdeler” şarkınla “Merhaba” dedin. Ve ardından “Eyvallah” şarkınla devam ediyorsun. Geleceğin müzik dünyasını, nasıl şekillendirmeyi planlıyorsun?

Şu an üçüncü ve dördüncü single çalışmalarım olacak ‘’Kavaklar‘’ ve ‘’Nezaketen‘’ adlı eserlerimin üzerinde çok kıymetli ve kaliteli müzisyenlerin içerisinde olduğu yepyeni bir ekip ile gece gündüz demeden eserlerimin üzerinde çalışıyoruz. Ekibimize bu süreç içerisinde herkesin yakından tanıdığı sürpriz bir isim de dahil olabilir o anlamda bağlantılarımı oluşturmaya çalışıyorum. Kısmetse önümüzdeki ay içerisinde yeni eserlerimi, müzik video klipleri ile birlikte sosyal medya platformlarımız üzerinden yayınlamayı hedefliyoruz.

Geleceğin müzik dünyasında, dinleyicilere sadece eğlence sunan bir sanatçı profilinden ziyade, duygusal ve sosyal anlamda derinlik taşıyan eserleri dinleyici huzuruna sunmayı hedefliyorum. Bu nedenle, repertuarımda derin anlamı ve gerçekten yaşanmış bir hikayesi olan eserlerimin yer almasına çok özen gösteriyorum. Bunun yanında, farklı müzik tarzlarını bir araya getirerek sadece bana ait olacak özgün bir sound oluşturmayı hedefliyorum. Deneysel yaklaşımlar ve çeşitli kültürel unsurları harmanlayarak dinleyicilere yeni bir müzikal deneyim sunmak istiyorum. Müzik yolculuğumda toplumsal adalet, ayrımcılıkla mücadele, insan ve hayvan hakları gibi konulara vurgu yapmayı sürdüreceğim. Bu konuları müziğimle ifade ederek, toplumsal farkındalığı artırmayı amaçlıyorum. Gelecekte daha fazla işbirliği yaparak farklı sanatçılarla da projeler gerçekleştirmek istiyorum. Bu, hem benim müzikal gelişimime katkıda bulunacak hem de dinleyicilere çeşitli yeni sesleri keşfetme imkanını sunacaktır. Dinleyicilerimle daha güçlü bir bağ kurmak ve onların yaşanmışlıklarını müziğime yansıtmak için sosyal medya ve diğer platformlarda etkileşimimizi günden güne artırıyoruz. Yeni başladık, günden güne büyüyeceğiz.

“Parlamamı Engelleyemez! Yarışım Kendimle Olacak…”

Yaptığın işler sonucunda etrafından nasıl eleştiriler alıyorsun? Olumsuz eleştiriler hevesini mi kırıyor, yoksa seni hırslandırıyor mu?

Gri bulutlar her ne zaman gökyüzünü kaplasa, güneş o bulutların ardında parlamaktan asla vazgeçmiyor değil mi? İşte bu yüzden aldığım olumsuz eleştiriler, asla parlamamı engelleyemez. Ben kendi yolculuğumdayım ve yarışım her zaman kendimle olacak.

Sanat o kadar subjektif bir alan ki, olumlu ve olumsuz eleştiriler her zaman var olacaktır. Bu anlamda, bu yola başladığımızdan beri ekibimle kendimize verdiğimiz söz: asla pes etmeden, bizi seven ve sanatımızı inanılmaz bir inançla destekleyen binlerce kişinin boynunu aşağıya eğmeyeceğiz. Bizi koşulsuz seven kıymetli dinleyicilerim ve yeni gelecek olan güzel yürekli insanlar ile müzik yolculuğumuza devam edeceğiz.

“Müzik, Hayat Yolculuğumun Her Noktasında.”

Kendi kendine kaldığın zaman neler yaparsın? Kendini resetlemek için yöntemleri neler? Geriye dönüp baktığında hayatında bir olayı değiştirmek istesen bu ne olurdu?

Sadece müzik. Müzik, hayatımın öylesine merkezi bir noktasında ki aldığım her nefes, içtiğim su, gittiğim kafe, tanıştığım ruhlar ve geçtiğim hayat yolculuğunun her noktasında.

Bu bağlamda, tek başımayken bile yine müzik yapıyorum, müzik üretmesem bile mutlaka yurtdışı müzik ve konser belgeselleri izlemekten inanılmaz bir heyecan ve keyif duyuyorum. Vizyonumu daha da geliştirebilmem ve ileride üreteceğim yabancı dillerdeki eserlerimi sadece Türkiye’de değil dünyada duyurabilmem ve yurtdışındaki gelişmeleri takip edebilmem adına sürekli yaptığım bir aktivite. Bir nevi benim için bir çeşit meditasyon. Özetle, kendimi o şekilde yeniliyorum. 

Bunun yanında, geriye dönüp baktığım zaman, hayat yolculuğum içerisinde değiştirmek istediğim tek şey, yapmış olduğum eserleri ve müziğimi yaşamımın çok daha erken bir döneminde dinleyiciler buluşturmak isterdim. O anlamda tek keşkem dediğim konu o. Ancak şu an dönüştüğüm kişi, geçmişteki hataları, doğruları veya yanlışları ile şekillendi, gelişti ve evrilmeye devam ediyor. Özetle, evrenin zamanlamasını sorgulamamaya çalışıyorum ve üretmeye devam ediyorum, her şey olması gerektiği gelişiyor.

“İçinde Bulunduğum Süreç Geçici.”

Hep birlikte çok farklı dönemlerden geçtik. Herkes hayatının kontrolü ile ilgili şüpheye düştü. Sen hayatının kontrolünü ne kadar elinde tuttuğunu düşünüyorsun?

Hayat, kontrolü oldukça zor ve kendine ait bir hiyerarşisi olan sonsuz bir sistem. Bu sistem ve hayat yolculuğumuz içerisinde kontrolümüz dışında gelişen her türlü şey, tüm insanlığın başına gelebiliyor. Bu anlamda iyisi ve kötüsüyle yaşanan olaylardan iyi bir ders çıkartarak geriye kalan yıllar adına akıllıca ve mantıklı adımlar atıp, şekil verebilmek en büyük erdem.

Bu bağlamda, benimde her insan gibi kontrolü kaybetmekten korktuğum zamanlarım olmuyor değil ancak daha sonra içerisinde bulunduğum durumun geçici bir süreç olduğunu kendi kendime hatırlatıyorum. Bir nevi motivasyon biçimim diyebilirim.

“Whitney Houston Ve Michael Jackson İle Müzik Yapmak İsterdim.”

İlham hangi zamanlarda geliyor? Ve zaman yolculuğu yapma şansın olsaydı kimle müzik yapmak isterdin?

İlginçtir ki aldığım mesajlar doğrultusunda dinleyicilerim tarafından en çok benimsenen eserlerim,  gece yarısından sonra sabaha yakın veya gün batımında güneşin batışına doğru araba kullanırken yaratmış olduğum eserlerim. Sanırım benim için ambiyans yaratım sürecimde çok önem taşıyor özellikle, renkler ve renk kombinasyonları bir anda ruh dünyamda bir şeyleri tetikleyebiliyor, bunun sonucunda inanılmaz melodiler ve sözler bir

anda kağıda dökülüyor. Bunun yanında, herhangi bir yolculuğa çıkma hissiyatı da yaratımımı tetikliyor. Hayat bu değil mi zaten, kendisi bir yolculuk? O yüzden şaşırtıcı değil.

Zaman yolculuğu yapsam, Whitney Houston ve Michael Jackson ile müzik yapmak ve eserlerimi birlikte söylemek isterdim. Yerleri asla doldurulamayacak iki efsanevi isim.

“Üretici Müzisyenler Gece İnsanıdır.”

“Turan bize bir gününü anlatır mısın” dersem, neler anlatırsın?

Dürüstçe belirtmem gerekirse, genel olarak biz üretici müzisyenler gündüz vaktinden ziyade gece insanlarıyız ve ben de onlardan biriyim. Gündüz vakti sadece spor, yapmam gereken acil işler, bazen tv ve radyo röportajları ile geçse de, benim esas serüvenim gece başlıyor. Stüdyo kayıt işleri ve provalar, sahne ve konserler ve en önemlisi şarkı üretim sürecim hep geceleri gerçekleşiyor. Sosyal medyam için gündüz vakti adına özel bir konsept belirlenmemişse tüm içeriklerimi de gece çekiyoruz. Bu konuda beni anlayan bir ekip oluşturmaya başladığım için de çok şanslı hissediyorum.

“Efsane Bir Sanatçı Olarak Anılmak İstiyorum.”

Bu son sorum; Nasıl bir sanatçı olarak anılmak istersin?

Usta ve müzik sektöründeki yeri çok özel olacak, yapmış olacağım zamansız eserler ile sadece Türkiye değil dünyada iz bırakacak efsanevi bir sanatçı olarak anılmak istiyorum. Anlatacağım çok şey var, daha yeni başlıyoruz.

90’lar Tadında Sorular…

Yaş: 29 Boy:178 Kilo: 75

Burcu: Yengeç

Ayakkabı numarası: 42

Göz rengi: Ela

Saç rengi: Kumral

Sesin kaç oktav: Ölçmedim

Mükemmel mutluluk: Huzur

En büyük korkunuz nedir: Hayatı kaçırmak

En beğenmediğiniz özelliğiniz hangisi: Karasızlığım ve şüpheciliğim

Başka insanlarda en beğenmediğiniz özellik hangisi: Kin, yalan ve pintilik

Şu an hayatta olan ve en çok hayranlık duyduğunuz kişi kim: Anne ve babam

En büyük müsrifliğiniz nedir: Gereksiz alışveriş

Murat’ça Sorular…

Turan şarkıcı olmasaydı Pilot Olurdu?

Anlatırsam ağlarım dediğiniz … konu nedir? Aşk

Çoğu kişi öyle biliyor ama aslında doğrusu Sadece 90’lar müziği yapmıyorum.

Daha erken başlasam, Türk pop müziğine çok şey verebilmiş olacaktım, ama geç değil. Bu hatayı yapmasaydım şu an müzik piyasasında şu noktada olurdum.

Tam o anda çok ünlü bir ismin benim ilk çalışmam “Eyvallah” ı Instagram hesabında paylaşarak bana ve sanatıma adeta hayranlık duyan sözlerini tüm alçak gönüllüğü ile sesli bir mesaj atarak benimle paylaşmasına aşırı mutlu olmuştum ve heyecanımı tutamamıştım.

Söyleşi: Murat Fırat

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Müziğin Ritimlerinden Beyaz Perdeye Sektörün Ezberlerini Bozan Bir Yönetmen Portresi

                 Röportaj: MURAT FIRAT  Türkçe rap kültürünün henüz emekleme aşamasında olduğu yıllarda imkânsızlıkların ortasında prodüktörlük ve yapımcılık üstlenerek bir devrin temellerini atan öncü bir vizyoner. Müzik kariyerinde onlarca albüme imza atıp yüzlerce klip çektikten sonra sinemanın görsel dünyasına adım atan ve Şuursuz Aşk gibi projelerle ulusal ve uluslararası arenada ödüllere layık görülen sıra dışı bir yazar ve yönetmen. Sadece kamera arkasındaki ustalığıyla değil popüler kültür standartlarına sektörün yapımcı egolarına ve sahte şöhret algısına karşı sergilediği tavizsiz duruşuyla da fark yaratıyor. Müziğin hikaye anlatıcılığından Alman sinema disiplinine set ortamındaki katı ilkelerinden evlilik ve hayata dair samimi itiraflarına kadar uzanan bu söyleşide popülist ezberleri bozan son derece dobra bir sanat yolculuğuna tanıklık edeceksiniz. Kariyerinize Türkçe rap’in henüz emekleme aşamasında olduğu dönemle...

Zeynep Mansur’dan Popun Tatlı ve Alaycı Yüzüne Güçlü Bir Dönüş: “Di Mi?”

                        Haber: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde bazı şarkılar vardır; ilk dinleyişte büyük iddialar ortaya koymaz, kendisini dinleyiciye zorla kabul ettirmeye çalışmaz ama insanın kulağında güzel bir iz bırakır. Bir süre sonra fark edersiniz ki melodisi aklınızda dolaşıyor, nakaratını istemeden mırıldanıyorsunuz ve yeniden dinlemek istiyorsunuz. Zeynep Mansur’un yeni çalışması “Di Mi?” bende tam olarak böyle bir his uyandırdı. Uzun zamandır Türkçe pop müziğin içerisinde farklı türlerin birbirine fazlasıyla karıştığı bir dönemi yaşıyoruz. Rap müzik, arabesk, elektronik altyapılar ve deneysel sound’lar pop müziğin sınırlarını genişletirken, zaman zaman popun kendi sade ve melodik kimliğini de geride bıraktığını görüyoruz. Elbette müzik değişecek, gelişecek ve yeni türlerle buluşacak. Ancak bazen insan yalnızca iyi yazılmış, iyi düzenlenmiş ve sanatçının kendisini rahatlıkla ifade edebildiği bir pop...

30 Yıl Sonra Yeniden Konuşan Göksel: “İçimdeki Çocuk Hiç Değişmedi”

                  Röportaj: MURAT FIRAT Bir sanatçıyı yalnızca en çok bilinen şarkılarıyla tanımak, bazen onun hayatının en önemli bölümünü kaçırmak demektir. Çünkü sahnede görünen birkaç dakikanın, bir albüm kapağının ya da radyolarda yıllarca çalan bir şarkının arkasında; hayaller, kırgınlıklar, mücadeleler, bekleyişler ve yeniden ayağa kalkma cesareti vardır. Göksel’in hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye. 1996 yılında “Senden Kalan” albümüyle müzik dünyasına adım atan, ardından “Gönüllü Yazıldım” gibi bir eseri 90’lar Türk pop müziğinin hafızasına bırakan Göksel, aradan geçen 30 yıla rağmen geçmişte kalmış bir isim olarak değil, hâlâ üreten, hâlâ düşünen ve hâlâ yeni şarkıların peşinden giden bir müzisyen olarak karşımızda. Bu röportajın çıkış noktası da biraz tesadüf, biraz merak ve biraz da geçmişin bugüne bıraktığı izlerle ilgili. 90’lar şarkıları arasında yeniden karşıma çıkan “Gönüllü Yazıldım”, beni yalnızca bir haber hazırlamaya...

Herkes Kolaya Kaçarken Gülşen Çıtayı Bir Kez Daha Yükseltti

                        Haber: MURAT FIRAT  Müzik endüstrisinin son yılların en büyük kimlik ve finans krizlerinden birini yaşadığı bir dönemdeyiz. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, dijital platformların hız odaklı yapısı ve yapay zekâ destekli üretimlerin giderek yaygınlaşması, müziğin üretim biçimini de kökten değiştirdi. Şarkılar iki dakikanın altına inerken, büyük prodüksiyonlar yerini düşük maliyetli işlere bıraktı. Üstelik sektörün önemli bir bölümü, "Müzikten artık para kazanılmıyor." düşüncesini neredeyse ortak bir kabulleniş hâline getirmiş durumda. Tam da böyle bir atmosferde Gülşen, İtaat Yok ile yalnızca yeni bir single yayımlamadı. Aynı zamanda pop müziğin hâlâ büyük fikirlerle, cesur prodüksiyonlarla ve yüksek standartlarla üretilebileceğini gösteren güçlü bir cevap verdi. Yaklaşık otuz yıldır sahnede, stüdyoda ve ekranlarda istikrarını koruyan sanatçı, kariyerinin bu döneminde bile kendini tek...

Selahattin Erhan: "İnsanların Hayatına Dokunmayan Hiçbir İşin Gerçek Bir Anlamı Yok"

                  Röportaj: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde yıllardır birçok unutulmaz esere imza atan söz yazarı ve besteci Selahattin Erhan, üretim anlayışından müzik sektörüne, hekimlik mesleğinden hayat felsefesine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu. Zerrin Özer'den Bülent Ersoy'a, Funda Arar'dan Mustafa Sandal'a kadar birçok önemli isme verdiği eserlerle tanınan Erhan, bu röportajda yalnızca kariyer yolculuğunu değil; sanatın topluma katkısını, müziğin değişen yüzünü, telif haklarını, genç müzisyenlere tavsiyelerini ve geleceğe dair hedeflerini de tüm açıklığıyla anlattı. Bugün birçok sanatçı tarafından seslendirilen eserlerin altında imzanız var. Ancak sizi sadece şarkılarınızla tanıyan geniş bir kitle bulunuyor. Selahattin Erhan'ı kendi cümleleriyle nasıl anlatırsınız? Bugüne kadar uzanan yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz? Yaptığım ya da yapacağım işler ne olursa olsun, insanların hayatına pozitif katkıla...

“Gelip Geçenlere Karşı Bir Duruş: Zerrin Özer’den Güçlü Bir Müzikal Manifesto ‘Geliyorlar Gidiyorlar’”

Haber: MURAT FIRAT Türk pop müziğinin zamana meydan okuyan sesi  Zerrin Özer , yeni şarkısı  Geliyorlar Gidiyorlar  ile bir kez daha yalnızca müzik yapmadığını, aynı zamanda bir duruş sergilediğini kanıtlıyor. Bu çalışma; hız çağının ilişkilerine, yüzeysel duygularına ve kolay tüketilen aşklarına karşı güçlü bir itiraz niteliği taşıyor. Dinleyiciye sadece melodik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Şarkının sözlerinde  Habil Ceyhan  imzası var; sade ama etkili bir dil kullanımıyla günümüz ilişkilerinin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Bestede  Bülent Yetiş , duygunun omurgasını kurarken; düzenlemede  Mustafa Arapoğlu  ve  Göksel Kamçı  modern dokunuşlarıyla parçayı bugünün ritmine başarıyla taşıyor. Ortaya çıkan sonuç; geçmişin deneyimi ile bugünün enerjisini buluşturan dengeli ve etkileyici bir yapı. Zerrin Özer, bu şarkıda yalnızca bir yorumcu değil; adeta bir anlatıcı, hatta bir tanık. Sö...

Gökberk Demirci: Kalbimin ve mantığımın el verdiği sürece oyunculukta çok katı kuralım yoktur

Gökberk seni tanıyalım? 1989 yılında İzmit’te dünya'ya geldim. O zamanları fazla hatırlamıyorum, fakat mutlu bir bebekmişim fotoğraflardan anladığım kadarıyla  ;)   Aslen Adanalı’yım. Babamın mesleğinden dolayı birçok yer gezdik, gördük ve yaşadık. Benden 6 yıl sonra kardeşim Berkay dünyaya geldi. Pek uslu sayılmazmışım; öyle diyorlar. Ama o evre çok uzun sürmedi. Sanırım çocukken de büyüktüm hep! Hiç değişmediğimi söylerler.  ;) Sanırım oyunculuk kariyerin çocuk oyunları ve skeçlerle başladı? Kariyerim sayılmaz ama temeli çocukluk yıllarına dayanıyor. Özel günlerde oynanan oyunlar, anlık girilen karakterler ve başka birisi gibi davranmalar vs, vs (gülüyor). Çocukken fazla enerjiktim. Haliyle öğretmenlerim de bunu bir yarara dönüştürdüler. Hem benim için, hem de kendi sinir sistemleri adına  ;) 😉   Birçok konuda en büyük destekçim önce inancım, sonra ailem ve yakın çevrem oldu. Cengiz Küçükavyaz tiyatrosu ve Aktör-ist’lun kariyerin açısından ...

Meltem Leylekoğlu’ndan Doğru Şarkıyla Gelen Güçlü Bir Adım: Sardunyalar

                       HABER: MURAT FIRAT Müzik dünyasında bazı sanatçılar vardır; kendilerini bir anda değil, zaman içinde, sabırla ve üreterek ortaya koyarlar. Meltem Leylekoğlu da bu isimlerden biri. Sahne deneyimi, farklı müzik türlerine olan yatkınlığı ve kendisini geliştirme isteğiyle yoluna devam eden sanatçı, yeni çalışması “Sardunyalar” ile kariyerinde dikkat çekici bir adım atıyor. Meltem’in müzik yolculuğuna baktığımızda, yalnızca bir şarkı söyleyen değil, bu işi hayatının merkezine alan bir sanatçı profili görüyoruz. O Ses Türkiye’de yer alarak geniş bir dinleyici kitlesinin dikkatini çeken Leylekoğlu, sahne çalışmalarını da sürdürerek müziği günlük hayatının geçici bir parçası olmaktan çıkarıp mesleki bir çizgide devam ettiriyor. Benim açımdan bir sanatçıyı değerlendirirken yalnızca sesine ya da sosyal medyada ne kadar görünür olduğuna bakmak yeterli değil. Sahneye çıkmak, üretmek, repertuvar hazırlamak, dinleyiciy...

Bir Şarkının Yeniden Nefes Alışı: Zeynep Casalini ve Gözlerin'in Sessiz Gücü

                      Haber: MURAT FIRAT  Bazı şarkılar vardır. İlk dinleyişte güzel gelir. Bazıları ise yıllar geçtikçe anlamını büyütür, her kuşakta yeniden başka bir kalbe dokunur. Çünkü gerçek eserler zamana direnmez, zamanla birlikte olgunlaşır. Onları yeniden söyleyen her yorumcu da yalnızca bir şarkıyı seslendirmez. O eserin hafızasına kendi ruhunu bırakır. Zeynep Casalini'nin sesinden dinlediğimiz Gözlerin de tam olarak böyle bir yeniden buluşmanın hikâyesini anlatıyor. Bir klasikle yeniden karşılaşmanın en büyük riski, dinleyicinin hafızasında yer etmiş duyguyu bozabilmektir. Çünkü yıllardır bizimle yaşayan eserler yalnızca melodileriyle değil, taşıdıkları anılarla da var olur. Bu yüzden onları yeniden yorumlamak cesaret ister. Zeynep Casalini ise bu cesareti gösterirken şarkıyı değiştirmeye çalışmıyor. Tam tersine onun özüne yaklaşmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, yorumun en güçlü tarafını oluşturuyor. Gözl...

Türkiye'nin ilk egzotik "Karınca Çiftliği"

Uzun zamandır takip ettiğim genç bir Youtuber var. Yeditepe Üniversite'sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı bölümü mezunu, oyunculuğa merak salıp tiyatro eğitimi aldı, ayrıca "Karınca Çiftliğim" kanalında egzotik hayvanların videolarını paylaşıyor. Tek ve en büyük hedefinin "hayvan sevgisini insanlara aşılamak olduğunu" belirten Tuğkan Gönültaş, evinde hayvan beslemek isteyenlere çok özel tavsiyelerde bulundu. Merak edenler için soruyorum: Tuğkan Gönültaş kendini anlatabilir misin?  Selam, bendeniz Tuğkan GÖNÜLTAŞ. 1987 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversite’sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı Bölümü’nü bitirmemin hemen ardından, kısa süreli bir yurt dışı serüveninden sonra tekstil sektöründe kendi markamı kurdum.   Vatani görevimin ardından oyunculuğa merak sardım ve tiyatro eğitimine başladım. Çocukluğumdan beri iç içe olduğum egzotik hayvanların paylaşımlarını (hobi olarak) Youtube üzerind...