Ana içeriğe atla

“Anadolu’nun Bağrında Bir Kahramanlık Hikâyesi”

Ülke olarak yaşamış olduğumuz asrın felaketinde, köyünde beslediği hayvanları satıp yardım için olay yerine giden Ceylani Karaduman ile bir araya geldik. Deprem bölgesinde yaşadığı olaylardan etkilenip, bestelediği “Nazar Oldu” şarkısını okudu. Sosyal medyada halkın büyük ilgisini çeken ağıt’ın acı hikayesini röportajımız da bizlerle paylaştı.

Merhaba Ceylani Bey, nasılsın? Röportaj teklifimi kabul ettiğin için teşekkür ederim. Sevenlerin adına, seni sana soruyorum; Ceylani Karaduman kimdir?

Merhaba Murat Bey, çok iyiyim. Bana değer verip, bu değerli söyleşiye layık gördüğünüz için çok teşekkür ederim.

Evet, bu soruyu bazen kendime soruyorum; ben kimim, en güzel veya en güçlü yönlerim neler gibisinden… İnsan kendisiyle konuşursa evrenle konuşur, kendisini tanırsa evreni tanır. Kitap okumayı, sesli kitap dinlemeyi kendime bir hayat ödevi olarak görüyorum. Bilgi insana güç veriyor.

Konya Taşkent Çetmi’nde doğdum ve aynı yerde yaşıyorum. Maddi imkânları kıt olan bir ailenin 9 çocuğundan 5. evladıyım. Konuyu biraz dağıtmak istiyorum ama bunu irdelememiz gerektiğini düşünüyorum. Aslında bizler alışkanlıklar olarak çevremizin bir ürünüyüz. Fakirliği çocukluk çağımızda yaşayarak öğrenmişiz, bu bizim bilgi programımız olmuş ve ben de yıllardır mücadele ediyorum. Fakirliğin kaderden öte bir paradigmanın hayat bulmuş hali olarak görüyorum.

Burada yaşamamın sebebi: “Yıllar önce bir karar verdim, doğduğum yerde doyacağım” dedim. Ve bunu diyeli, mücadele ediyorum ama yeni bilgilerle hayatım değişmeye başladı. Ertuğrul Alim, Kaan ve Yağmur isimli 3 çocuk babasıyım. Tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktayım. Boş zamanlarımda müzik olmazsa olmazımdır.

“Nazar Oldu” ile dikkatleri üzerine çekmeyi başardın! Şarkıyı dinlediğim zaman, anlatmak istediğin duyguyu fazlasıyla hissettim… Peki, bu şarkının hikayesi nedir?

“Nazar Oldu” eserim, benim ağıtım. Bu eser, nişanlı bir çiftin hikâyesinden dışında farklı hikâyelerde anlatıyor. Tabii bunları açıkça anlatamam, eserin içerisine gizledim…

Ülke olarak bu felaket için hazır değilmişiz! Daha önce yaşanan afetlerden hiç ders almamışız.  Böyle bir çağda, teknoloji ve imkânların en üst seviyede olduğunu düşünürsek, o ağır bedeli ödemeyebilirdik.

Neden fay hatları üzerinde çürük binalarda oturdu insanımız, neden ilk yardım eğitimini millet olarak tam anlamıyla kavrayamadık… Hatay’da ki o korkunç manzarayı görünce canımdan can gitti!

Maalesef, ülke olarak büyük bir sınavdan geçtik… “Asrın Felaketi” diyebileceğim doğal bir afet, deprem! Devlet, millet, ülke olarak hep birlikte yaralarımızı sardık… Ve senin gibi değerli insanlara, röportajımız aracılığı ile teşekkür etmek istiyorum…

Şarkını dinlediğim zaman hikâyesini ve seni merak etmiştim… Geçimini sağlamak için beslediğin hayvanları satıp, parasıyla deprem bölgesine yardıma gittiğini öğrendiğimde çok duygulandım.

Hayatım boyunca yapmış olduğum ve yapacağım yardımların içeriğini anlatmak istemiyorum. Benden daha çok yardım yapan insanlar oldu, benimki bir insanlık vazifesi ve vatan görevidir.

Deprem anında benim memlekette kar yağıyordu, yollar kapalıydı. Felaketin ikinci günüydü, kafamı yukarı kaldırdım hala kar tanecikleri yağıyordu. Onlara dedim ki: “biraz yağmayın, ben buralardan çıkayım sonra devam edin” dedim.

Şu bilgiyi vermek istiyorum; bir şeye geri dönüşsüz karar verildiği zaman her şey değişmeye başlar! Yaradan harekete geçer ve insana görünmeyen bir elle yardım eder. Kendime dedim ki; şartlar ne olursa olsun, ben yarın yola çıkacağım. Kahvehaneye gittim, arkadaşlara bu kararımı anlattım. Bazı arkadaşlarım, “biz buradan dua edeceğiz şimdilik bir şey yapamayız” dediler. Ben ise; kocaman insanlarız, ancak yaşlılar oturduğu yerden dua eder. Bizlerin duası yola çıkmak ve orada olmaktır dedim ve daha sonra yola çıktım. Deprem bölgesinde ki deneyimlerim korkunç bir dersten ibaret, en çokta neden ilk gün gitmediğim için kendimi hala suçluyorum. Deprem bölgesine 3. gün gidebildim, o yolculuktan küçük bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum; oraya gitmekte olduğumuz araçta iki tane şoför arkadaş vardı, yolda dediler ki “uykumuz geldi, biz bir kenarda yatacağız.” İndim araçtan yaklaşık 3 saat yol kenarında biçare bekledim. “Bina altında yaralı canlar beni beklerken asla uyuyamam, oturamam” dedim. Sonra yola devam ettik ve Hatay merkeze vardık! Bize afat tarafından koordinesi verilen binaya bir türlü varamadık. Araçta ki herkes, artık ne yapalım diyordu! Çünkü yollara binalar yıkılmış ve trafik kilitlenmişti, araçtan indim ve polis gibi trafiği defalarca düzelttim.

Deprem bölgesine gittiğinde nelerle karşılaştın? Deneyimlerini merak ediyorum ve Türkiye böyle yıkıcı bir felakete hazırlıklı mı?

Deprem bölgesinden geldikten sonra keşke çocuklarımı da götürseydim, o felaketten dersler alsalardı diye düşündüm. Hatta bütün çocukları ve gençleri götürüp onlara hayatta bir şey yapmak istiyorlarsa en iyisini, en kaliteli ürünlerle ve ucuza kaçmadan yapmaları gerektiğini göstermek isterdim. Çünkü gittiğimiz bölgede insan hayatı düşünülerek değil, ucuza kaçarak yapılmış bina yıkıntıları gördüm.

İlk yardım eğitiminin önemini ve bu konunun üzerine gidilmesi gerektiğini hatta okullarda ders olarak verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Deprem bölgesinden geldikten sonra psikolojik desteğe ihtiyacın oldu mu ve hayatında ne gibi değişimler yaşadın?

“Nazar Oldu” şarkımın hikâyesi; biz bir ekiple bina da çalışıyorken fark ettim ki başka bir binanın enkazında bir abimiz elleri önünde çaresizce bekliyor. Koşarak yanına gittim, sorunun ne olduğunu öğrenmeye çalıştım; “Abimiz bu binada yeğenlerim vardı” dedi. Ama hiç kimseyi yardımcı olması için bulamadığını söyledi. Ve o an koşarak çevrede ekip aramaya başladım, sonunda buldum o ekiple çalışmaya başladık. Enkazın içerisine girdim, uzakta bir el gördüm ve parmağında ki yüzüğü fark ettim. Enkazdan çıkıp abimize “o elin kime ait olabileceğini sordum”. Abimiz bana, nişanlı yeğenim vardı, “o dur” dedi. Bu arada arkadaşlar o elin olduğu yere doğru ilerliyordu. Abimizin oraya yaklaşmaması için sorular sordum, aldığım cevaplar beni çok üzdü. “Nişanlısı niye gelmedi ki buraya” dedim, “elbette onunda başında sorunlar vardır” dedi. Daha da bir şey sormadım. Çalışmaya devam ettik, o elin yanına vardığımızda sıkıştığı yerde vefat etmişti, çok zoruma gitti! Kendime o an çok kızdım, daha önce gelseydim belki de kurtarırdım dedim. O an koşarak arabamızdan, köyden yardım için getirdiğimiz battaniyelerden almaya giderken iyice doldum ve “Nazar Oldu” eserimin nakaratını cep telefonuma okuyup kaydettim. Köye geldikten sonra geriye kalan kısmını tamamladım.

Depremden sonra insanların daha bilinçli olması için neler yapılabilir?

Türkiye genelinde yeni bir arama kurtarma derneğinin oluşumu üzerine çalışıyoruz. İnşallah gelecekte güzel işler başaracağız. Ülkemizi çok sevmek istiyorsak, ilk önce kendimizi çok sevmeliyiz. Kendimize çok değer vermeli ve bilgiyle donatmalıyız.

Sosyal sorumluluk projelerinde yer alan bir sanatçısın ve meclisten sokak köpekleriyle ilgili bir yasa geçti. Sokak köpekleri konusunda düşüncen nedir? Uyutmak tek çözüm mü yoksa hayvanlarla ilgili iyileştirmeler yapılabilir mi?

Sokak köpekleri elbette toplatılmalı, güzel barınaklarda sağlıklı bir hayat sürmelidirler. Bir insanımız bile başıboş köpekler tarafından saldırıya uğramamalıdır. Çözümsüz diye bir şey yoktur.

Son olarak okuyucularımıza neler söylemek istersin?

Gençlerimize ve kendini genç edenlere hitaben; Hayatta mutlaka hedefleriniz olsun, ne yaparsanız yapın o işle ilgili büyük hayaller kurun. İçinde bulunduğunuz şartlar sizi hedeflerinize küçük adımlarla götürebilir ama zamanla o istediğiniz hedefler sizin olacaktır. Zaman buldukça ülkemizi karış karış gezin. Ve tarihte hiçbir zaman bilgiye bu kadar kolay ulaşılamıyordu. Cahillikte, bilgili olmakta artık bir tercih meselesi oldu…

Bana bu güzel karelerde yer verdiğiniz ve imkân sunduğunuz için minnettarım. Çok teşekkür ederim. Saygılarımla…

Sevgili Aslı Koçak’a röportaja verdiği destek için teşekkür ederim.

Söyleşi: Murat Fırat

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Müziğin Ritimlerinden Beyaz Perdeye Sektörün Ezberlerini Bozan Bir Yönetmen Portresi

                 Röportaj: MURAT FIRAT  Türkçe rap kültürünün henüz emekleme aşamasında olduğu yıllarda imkânsızlıkların ortasında prodüktörlük ve yapımcılık üstlenerek bir devrin temellerini atan öncü bir vizyoner. Müzik kariyerinde onlarca albüme imza atıp yüzlerce klip çektikten sonra sinemanın görsel dünyasına adım atan ve Şuursuz Aşk gibi projelerle ulusal ve uluslararası arenada ödüllere layık görülen sıra dışı bir yazar ve yönetmen. Sadece kamera arkasındaki ustalığıyla değil popüler kültür standartlarına sektörün yapımcı egolarına ve sahte şöhret algısına karşı sergilediği tavizsiz duruşuyla da fark yaratıyor. Müziğin hikaye anlatıcılığından Alman sinema disiplinine set ortamındaki katı ilkelerinden evlilik ve hayata dair samimi itiraflarına kadar uzanan bu söyleşide popülist ezberleri bozan son derece dobra bir sanat yolculuğuna tanıklık edeceksiniz. Kariyerinize Türkçe rap’in henüz emekleme aşamasında olduğu dönemle...

Zeynep Mansur’dan Popun Tatlı ve Alaycı Yüzüne Güçlü Bir Dönüş: “Di Mi?”

                        Haber: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde bazı şarkılar vardır; ilk dinleyişte büyük iddialar ortaya koymaz, kendisini dinleyiciye zorla kabul ettirmeye çalışmaz ama insanın kulağında güzel bir iz bırakır. Bir süre sonra fark edersiniz ki melodisi aklınızda dolaşıyor, nakaratını istemeden mırıldanıyorsunuz ve yeniden dinlemek istiyorsunuz. Zeynep Mansur’un yeni çalışması “Di Mi?” bende tam olarak böyle bir his uyandırdı. Uzun zamandır Türkçe pop müziğin içerisinde farklı türlerin birbirine fazlasıyla karıştığı bir dönemi yaşıyoruz. Rap müzik, arabesk, elektronik altyapılar ve deneysel sound’lar pop müziğin sınırlarını genişletirken, zaman zaman popun kendi sade ve melodik kimliğini de geride bıraktığını görüyoruz. Elbette müzik değişecek, gelişecek ve yeni türlerle buluşacak. Ancak bazen insan yalnızca iyi yazılmış, iyi düzenlenmiş ve sanatçının kendisini rahatlıkla ifade edebildiği bir pop...

30 Yıl Sonra Yeniden Konuşan Göksel: “İçimdeki Çocuk Hiç Değişmedi”

                  Röportaj: MURAT FIRAT Bir sanatçıyı yalnızca en çok bilinen şarkılarıyla tanımak, bazen onun hayatının en önemli bölümünü kaçırmak demektir. Çünkü sahnede görünen birkaç dakikanın, bir albüm kapağının ya da radyolarda yıllarca çalan bir şarkının arkasında; hayaller, kırgınlıklar, mücadeleler, bekleyişler ve yeniden ayağa kalkma cesareti vardır. Göksel’in hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye. 1996 yılında “Senden Kalan” albümüyle müzik dünyasına adım atan, ardından “Gönüllü Yazıldım” gibi bir eseri 90’lar Türk pop müziğinin hafızasına bırakan Göksel, aradan geçen 30 yıla rağmen geçmişte kalmış bir isim olarak değil, hâlâ üreten, hâlâ düşünen ve hâlâ yeni şarkıların peşinden giden bir müzisyen olarak karşımızda. Bu röportajın çıkış noktası da biraz tesadüf, biraz merak ve biraz da geçmişin bugüne bıraktığı izlerle ilgili. 90’lar şarkıları arasında yeniden karşıma çıkan “Gönüllü Yazıldım”, beni yalnızca bir haber hazırlamaya...

Herkes Kolaya Kaçarken Gülşen Çıtayı Bir Kez Daha Yükseltti

                        Haber: MURAT FIRAT  Müzik endüstrisinin son yılların en büyük kimlik ve finans krizlerinden birini yaşadığı bir dönemdeyiz. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, dijital platformların hız odaklı yapısı ve yapay zekâ destekli üretimlerin giderek yaygınlaşması, müziğin üretim biçimini de kökten değiştirdi. Şarkılar iki dakikanın altına inerken, büyük prodüksiyonlar yerini düşük maliyetli işlere bıraktı. Üstelik sektörün önemli bir bölümü, "Müzikten artık para kazanılmıyor." düşüncesini neredeyse ortak bir kabulleniş hâline getirmiş durumda. Tam da böyle bir atmosferde Gülşen, İtaat Yok ile yalnızca yeni bir single yayımlamadı. Aynı zamanda pop müziğin hâlâ büyük fikirlerle, cesur prodüksiyonlarla ve yüksek standartlarla üretilebileceğini gösteren güçlü bir cevap verdi. Yaklaşık otuz yıldır sahnede, stüdyoda ve ekranlarda istikrarını koruyan sanatçı, kariyerinin bu döneminde bile kendini tek...

Selahattin Erhan: "İnsanların Hayatına Dokunmayan Hiçbir İşin Gerçek Bir Anlamı Yok"

                  Röportaj: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde yıllardır birçok unutulmaz esere imza atan söz yazarı ve besteci Selahattin Erhan, üretim anlayışından müzik sektörüne, hekimlik mesleğinden hayat felsefesine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu. Zerrin Özer'den Bülent Ersoy'a, Funda Arar'dan Mustafa Sandal'a kadar birçok önemli isme verdiği eserlerle tanınan Erhan, bu röportajda yalnızca kariyer yolculuğunu değil; sanatın topluma katkısını, müziğin değişen yüzünü, telif haklarını, genç müzisyenlere tavsiyelerini ve geleceğe dair hedeflerini de tüm açıklığıyla anlattı. Bugün birçok sanatçı tarafından seslendirilen eserlerin altında imzanız var. Ancak sizi sadece şarkılarınızla tanıyan geniş bir kitle bulunuyor. Selahattin Erhan'ı kendi cümleleriyle nasıl anlatırsınız? Bugüne kadar uzanan yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz? Yaptığım ya da yapacağım işler ne olursa olsun, insanların hayatına pozitif katkıla...

“Gelip Geçenlere Karşı Bir Duruş: Zerrin Özer’den Güçlü Bir Müzikal Manifesto ‘Geliyorlar Gidiyorlar’”

Haber: MURAT FIRAT Türk pop müziğinin zamana meydan okuyan sesi  Zerrin Özer , yeni şarkısı  Geliyorlar Gidiyorlar  ile bir kez daha yalnızca müzik yapmadığını, aynı zamanda bir duruş sergilediğini kanıtlıyor. Bu çalışma; hız çağının ilişkilerine, yüzeysel duygularına ve kolay tüketilen aşklarına karşı güçlü bir itiraz niteliği taşıyor. Dinleyiciye sadece melodik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Şarkının sözlerinde  Habil Ceyhan  imzası var; sade ama etkili bir dil kullanımıyla günümüz ilişkilerinin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Bestede  Bülent Yetiş , duygunun omurgasını kurarken; düzenlemede  Mustafa Arapoğlu  ve  Göksel Kamçı  modern dokunuşlarıyla parçayı bugünün ritmine başarıyla taşıyor. Ortaya çıkan sonuç; geçmişin deneyimi ile bugünün enerjisini buluşturan dengeli ve etkileyici bir yapı. Zerrin Özer, bu şarkıda yalnızca bir yorumcu değil; adeta bir anlatıcı, hatta bir tanık. Sö...

Gökberk Demirci: Kalbimin ve mantığımın el verdiği sürece oyunculukta çok katı kuralım yoktur

Gökberk seni tanıyalım? 1989 yılında İzmit’te dünya'ya geldim. O zamanları fazla hatırlamıyorum, fakat mutlu bir bebekmişim fotoğraflardan anladığım kadarıyla  ;)   Aslen Adanalı’yım. Babamın mesleğinden dolayı birçok yer gezdik, gördük ve yaşadık. Benden 6 yıl sonra kardeşim Berkay dünyaya geldi. Pek uslu sayılmazmışım; öyle diyorlar. Ama o evre çok uzun sürmedi. Sanırım çocukken de büyüktüm hep! Hiç değişmediğimi söylerler.  ;) Sanırım oyunculuk kariyerin çocuk oyunları ve skeçlerle başladı? Kariyerim sayılmaz ama temeli çocukluk yıllarına dayanıyor. Özel günlerde oynanan oyunlar, anlık girilen karakterler ve başka birisi gibi davranmalar vs, vs (gülüyor). Çocukken fazla enerjiktim. Haliyle öğretmenlerim de bunu bir yarara dönüştürdüler. Hem benim için, hem de kendi sinir sistemleri adına  ;) 😉   Birçok konuda en büyük destekçim önce inancım, sonra ailem ve yakın çevrem oldu. Cengiz Küçükavyaz tiyatrosu ve Aktör-ist’lun kariyerin açısından ...

Meltem Leylekoğlu’ndan Doğru Şarkıyla Gelen Güçlü Bir Adım: Sardunyalar

                       HABER: MURAT FIRAT Müzik dünyasında bazı sanatçılar vardır; kendilerini bir anda değil, zaman içinde, sabırla ve üreterek ortaya koyarlar. Meltem Leylekoğlu da bu isimlerden biri. Sahne deneyimi, farklı müzik türlerine olan yatkınlığı ve kendisini geliştirme isteğiyle yoluna devam eden sanatçı, yeni çalışması “Sardunyalar” ile kariyerinde dikkat çekici bir adım atıyor. Meltem’in müzik yolculuğuna baktığımızda, yalnızca bir şarkı söyleyen değil, bu işi hayatının merkezine alan bir sanatçı profili görüyoruz. O Ses Türkiye’de yer alarak geniş bir dinleyici kitlesinin dikkatini çeken Leylekoğlu, sahne çalışmalarını da sürdürerek müziği günlük hayatının geçici bir parçası olmaktan çıkarıp mesleki bir çizgide devam ettiriyor. Benim açımdan bir sanatçıyı değerlendirirken yalnızca sesine ya da sosyal medyada ne kadar görünür olduğuna bakmak yeterli değil. Sahneye çıkmak, üretmek, repertuvar hazırlamak, dinleyiciy...

Bir Şarkının Yeniden Nefes Alışı: Zeynep Casalini ve Gözlerin'in Sessiz Gücü

                      Haber: MURAT FIRAT  Bazı şarkılar vardır. İlk dinleyişte güzel gelir. Bazıları ise yıllar geçtikçe anlamını büyütür, her kuşakta yeniden başka bir kalbe dokunur. Çünkü gerçek eserler zamana direnmez, zamanla birlikte olgunlaşır. Onları yeniden söyleyen her yorumcu da yalnızca bir şarkıyı seslendirmez. O eserin hafızasına kendi ruhunu bırakır. Zeynep Casalini'nin sesinden dinlediğimiz Gözlerin de tam olarak böyle bir yeniden buluşmanın hikâyesini anlatıyor. Bir klasikle yeniden karşılaşmanın en büyük riski, dinleyicinin hafızasında yer etmiş duyguyu bozabilmektir. Çünkü yıllardır bizimle yaşayan eserler yalnızca melodileriyle değil, taşıdıkları anılarla da var olur. Bu yüzden onları yeniden yorumlamak cesaret ister. Zeynep Casalini ise bu cesareti gösterirken şarkıyı değiştirmeye çalışmıyor. Tam tersine onun özüne yaklaşmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, yorumun en güçlü tarafını oluşturuyor. Gözl...

Türkiye'nin ilk egzotik "Karınca Çiftliği"

Uzun zamandır takip ettiğim genç bir Youtuber var. Yeditepe Üniversite'sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı bölümü mezunu, oyunculuğa merak salıp tiyatro eğitimi aldı, ayrıca "Karınca Çiftliğim" kanalında egzotik hayvanların videolarını paylaşıyor. Tek ve en büyük hedefinin "hayvan sevgisini insanlara aşılamak olduğunu" belirten Tuğkan Gönültaş, evinde hayvan beslemek isteyenlere çok özel tavsiyelerde bulundu. Merak edenler için soruyorum: Tuğkan Gönültaş kendini anlatabilir misin?  Selam, bendeniz Tuğkan GÖNÜLTAŞ. 1987 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversite’sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı Bölümü’nü bitirmemin hemen ardından, kısa süreli bir yurt dışı serüveninden sonra tekstil sektöründe kendi markamı kurdum.   Vatani görevimin ardından oyunculuğa merak sardım ve tiyatro eğitimine başladım. Çocukluğumdan beri iç içe olduğum egzotik hayvanların paylaşımlarını (hobi olarak) Youtube üzerind...