Ana içeriğe atla

Berk Güntürk “Sanat Benim İçin Bir Kaçış Yolu…”

Yılın son röportajı ve karşınızda Berk Güntürk…

Uzun zamandır takip ettiğim yetenekli bir ressam var. Plastik sanatlar eğitimi almış, dönemin ilerisinde resimlere imza atıyor. Yapmış olduğu çalışmalarla önemli sergilere katılıp, adından sıkça söz ettiriyor ve mikrofon kendisine uzatıldığında, hiç çekinmeden mesleği hakkında iddialı açıklamalarda bulunuyor. Kendisini takip edip, ressam olmak isteyen gençlere; mesleğin püf noktalarından bahsediyor! Beni en çok etkileyen sözleri ise; “Yağlı boya amatör işi değildir.” ve “sanatını ispatlama gibi bir derdinin olmadığını” belirtmesi! Mesleğinde henüz yolun başında ama basamakları çabuk atlayacağına inanıyorum. Siz de tanıyın istedim ve bu kez sözü mesleğinin ümit veren bir yeteneğine bırakıyorum.

Berk hayat hikayeni dinlemek istiyorum.

1996 yılında İstanbul’da doğdum. Annem Rus, babam Türk. Ailemizde 3 dil konuşuluyordu; Rusça, Türkçe ve İngilizce. Üçüne de çocukluktan beri hakimim. 19 yaşıma kadar Rusya’nın “Saratov” şehrinde yaşadım. 2017 yılında “Yeditepe Üniversitesi”nde lisans eğitimi almak üzere İstanbul’a yerleştim. Sanatçıyım, çağdaş resim üzerine çalışmalarımı sürdürüyorum.

“Yan Komşunun Kim Olduğunu Bilemezsin.”

Çocukluğun nasıl bir mahallede geçti, çocukluğuna dair unutamadığın en özel anını bizlerle paylaşır mısın ve çocukluk arkadaşlarınla hala görüşüyor musun?

Maalesef Rusya’da mahalle diye bir kavram yok, insanlar yan daire komşusunun kim olduğunu bile bilmez. Çocukluğum çok yoğun geçti. Annem, eğitimime büyük önem verip bana hiç boş vakit bırakmıyordu. Milli yüzme takımındaydım, Saratov konservatuvarının çocuk korosu üyesiydim ve tabii ki Rusya ressamlar cemiyetinde desen dersi eğitimi alıyordum. İleriki senelerde “Milli Eskrim Takımına” girdim ama lisede iken antrenman yerine arkadaşlarımla vakit geçirmeyi tercih ettiğim için takımdan atıldım. Türkiye’ye taşındığımdan beri Rusya’daki hayatımla bağlantılarım koptu! Tüm hafızamda sadece anı olarak kaldı.

Yeteneğin nasıl fark edildi ve ailen ressam olma kararını nasıl karşıladı?

Yeteneğim erken yaşta fark edildi, sanatsever bir ailede doğdum. Annem opera ve bale hayranı. Her sezon muhakkak beni tiyatroya götürüyordu. Babam ise “Doğu Avrupa” resim sanatı koleksiyonluyordu. Ailem, resim yapma isteğimi saygılı ve destekleyici karşıladı. Özellikle babam! Mesleğimin başından beri hayallerime ulaşma yolunda her türlü destekte bulundu. Bu zorlu süreçte pes etmememin tek sebebi odur.

Resim eğitimini hangi kurumlardan aldın? Sanat hayatında eğitim önemli mi yoksa yeteneğin varsa alaylı olarak da yapılabilir mi?

Her sanatçının kendine özgü çalışma pratiği vardır. Bazıları özel bilgi ya da el kabiliyeti gerektirmiyor. Benim çalıştığım üslupta eserler çıkarabilmek için ciddi akademik eğitimden geçmek gerekiyor. “Yağlı boya amatör işi değildir.” 7 yaşımdan beri Rusya Ressamlar Cemiyetinde sonra Yeditepe Güzel Sanatlar Fakültesi “Plastik Sanatlar Bölüm”ünde eğitim aldım.

Resim bölümünden mezun olduktan sonra mesleğe geçiş sürecini anlatır mısın?

Mesleğe geçişim öğrenciyken başladı. Sanatımı ispatlama gibi bir derdim hiç olmadı, bunun için kendimi şanslı hissediyorum.

“Resim Dersi Herkese Uygun Değildir.”

Okullarda resim, müzik ve beden eğitimi dersleri az oluyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsun ve iyileştirmek adına nasıl adımlar atılabilir?

Bunun iyileştirilmesi gereken bir durum olduğunu düşünmüyorum. Eğitimin önceliği disiplinler değildir, okul programı dışında çocuklar bu aktivitelerle kendilerini geliştirebilir. Resim dersi herkese uygun değildir!

Toplumumuz da sanat dalları meslek olarak değil de hobi olarak görülüyor… “Elinde bir işin olsun, yine resim yaparsın” algısı çok yaygın. Bir sanatçı olarak bu durum hakkında ne düşünüyorsun?

Bu düşüncede olan insanlar belli ki hayatlarında hiç müze veya sanat sergisi gezmemiş! Bu nedenle onların sanat üzerine kurdukları düşünceler beni pek ilgilendirmiyor.

Yeni nesil bir sanatçı olarak; eserlerinle diğer ressamlardan ayrıksı duruyorsun. Ressam olarak kendini geliştirmek için ne gibi çalışmalar yapıyorsun?

Teşekkür ederim, sözleriniz beni onurlandırıyor. Sanatsal gelişimim için teorik literatür okuyorum. Tarih, sanat tarihi ve felsefe anlatan kitaplar… el becerimin gelişimi için günlük resim rutinimi yapıyorum, ayriyeten yaptığım özel bir şey yok. Çünkü eğitimin bir noktasından sonra ressama kalan tek şey pratik.

Eserlerinde toplumsal cinsiyet, varoluş biçimleri ve kimlik kavramlarını “dini sanattan ve dinler tarihinden” ilham alarak gerçekleştirdiğini görüyorum. Bugüne kadar yaptığın çalışmaları kronolojik sırayla anlatır mısın?

Tüm eserlerim 3 gruba ayrılıyor; kırmızı, mavi ve renkli çalışmalar. Avrupa dini sanat ikonografisinde mavi ile kırmızının sembolik anlamları vardır. Kırmızı; kanı, acıyı ve insanlığı temsil ediyor. Mavi ise; spirituelliği, ilahi boyutu ve Allah’ı temsil ediyor. Bu iki rengi İsa’nın ve Meryem ananın kıyafetlerinde görebiliriz. Böylece sanatçılar, onların insani ve tanrısal doğasını gösterir.

Bu sembol dilini çalışmalarımda kullanıyorum; kırmızı “şiddeti içeren çalışmalarımda, mavi ise “spiritüel konulu tablolarda”, renkli çalışmalarım ise “bizim dünyamıza ait gündelik sahneleri anlatan tablolar”. Eserlerimin baş karakterleri gerçek hayatta çevremde var olan, çoğunlukla ötekileştirilmiş insanlar. Onların bedenleri ve kişilikleri üzerinden kendimi ifade ediyorum. Çalışmalarımda ki figürler soyut bir boşluk içerisinde bulunuyorlar. Bu boşluğun modellerimi hem estetik hem de kavramsal olarak tamamladığını düşünüyorum. İzleyicinin dikkatini, resmettiğim kişiden mekâna çekilmesini istemiyorum.

“Turistlere Karikatür Çizerken Beni Bulmazsınız.”

“Resim sanatında hedefini sorsam” neler söylemek istersin? Ressam olarak 10 yıl sonra kendini nerede görüyorsun?

Hedefim; “Venedik Bienali”. Tanrı esrarengiz yollarla çalışır, umarım 10 sene sonra Sultanahmet’te turistlere karikatür çizerken beni bulmazsınız.

Dünyadaki gelişmeler sanat hayatını nasıl etkiliyor? Güncel konular üzerine çalışmalar yapmayı düşünüyor musun?

Dünyadaki sorunlarla zaten hayatımız dolu! Sosyal medya, televizyon, üzücü haberler ve sosyal sorunlara mağruz kalıyoruz. Sanat; benim için bir kaçış yolu, gündelik hayat ve sıradanlıktan… Çalışmalarımı birçok kişi şiddet ve kaygı dolu bulabilir. Fakat bu duyguların izleyici de soyut olması, bir gerçek olayla bağdaştırılmasını istemiyorum.

Sanat tarihinde seni etkileyen akımlar hangileri ve “seni etkileyen eserleri sorsam” hangilerini söylerdin?

Birçok dönemden ve sanat üsluplarından ilham alıyorum, sanatım üzerinde en büyük etkiye “Barok sanatı” sahip. “Chiaroscuro” olarak adlandırdığımız ışık ve gölge kontrastı, teatral dramatiklik ve insan anatomisi bana görsel haz verip ruhumu etkiliyor. Bu etkiyi çalışmalarıma yansıtmaya çalışıyorum.

Ressam olmak isteyenlere neler önerirsin? Tekrar doğmuş olsaydın, ressam olmak ister miydin?

İlk önerim ressam olmaktan vaz geçmek! Her sene binlerce kişi resim bölümünden mezun oluyor. Aralarında %10 sergilenebiliyor, onların arasından da sadece %20 sanat eserlerinin satışından geçinebiliyor. Maalesef Türkiye’de genç sanatçıların kendilerini duyurabilmesi için çok kısıtlı imkanlar var.

Bu yüzden sanatla hayatlarını bağlamayı düşünen gençlerin 7 kere düşünmesini öneririm. Kendim için konuşursam; bu dünyaya yeniden gelsem ressam olur muydum şüphe duyuyorum. Ailemin, özellikle babamın maddi ve manevi desteği olmasaydı şu an sorularınıza cevap veriyor olmazdım. Büyük ihtimalle Kadıköy sarhoşlarına dövme yaparak vakit geçiriyor olurdum.

Sipariş ile resim yapma konusunda ne düşünüyorsun, sen de siparişle resim yapıyor musun?

Her sanatçının kendi çalışma kuralları ve prensipleri vardır. Bazı sanatçılar sadece sipariş üzerinden kazançlarını sağlıyor. Ben ise prensip olarak özel sipariş almıyorum, sanatsal üretimim üzerinde ben hariç kimsenin söz hakkına tahammül edemem. Geçmişte, istisna yaptığım bir kez oldu, bu da ilk ve son özel siparişimdi. İstanbul’un Kadıköy semtinde bulunan “Notre Dame Fransız” Katolik kilisesi için yaptığım 2,5 metreye 1,5 metrelik yerli azizleri tasvir eden bir sunak tablo çalışması. Merak eden okuyucularımız, her akşam 6’da ayine katılıp sunakta yer alan eserimi görebilir.

“Topkapı Sarayı Müzesi Türkiye’yi Yansıtıyor.”

Neden orijinal tablo alınmalı ve senin tablolarını kimlerin almasını istiyorsun?

Orijinal tablo almak şart değil, insanlar iç mekanlarını istedikleri şekilde dekore etmekte özgürdür. Diyelim; x sanatçının, x tablosuna hayransınız ve onu her gün evinizin duvarında görmek istiyorsunuz ama eser çok pahalı ya da bir müze koleksiyonunda bulunuyor. Böyle bir durumda evinize o eserin reprodüksiyonu ya da dijital baskısını asmak zorundasınız.

Sanat eseri almak bir ayrıcalık değildir, herkesin güzelliği temaşa etme hakkı vardır. Bu nedenle tablolarımı beğenen satın alabilir.

Gündeme bakınca, en çok kafanızı yoran konular neler?

Mümkün oldukça kafa yormamaya çalışıyorum, çünkü sanat yeterince yorucu bir alan. Tabii ki etkisi altında kaldığım dış faktörler var, beni içten üzen. Memleketimin içinde bulunduğu savaş ve binlerce masum insanın ölümü, seferber olmam ve ülkeme aile ziyaretine gidememe gibi şeyler. Modumu düşürmemeye çalışıyorum. Sanatın insan ruhu üzerinde yarattığı enerji, benim duygusal kapasitemi yeterince zorluyor.

Kendi kendine kaldığın zaman neler yaparsın? Kendini resetlemek için yöntemleri neler?

Mesleğimden dolayı çoğu zaman kendimle baş başa kalmak zorundayım. Bekarım ve tek yaşıyorum. Uyanıp resim çiziyorum! Yoğun olduğum zamanlarda aralıksız 16 saat tuval başında geçirebiliyorum. Günlerce dışarı çıkmadığım oluyor! Hangi gün, dışarıda nasıl bir hava var ya da güncel olaylardan bile haberdar olamadığım zamanlar oluyor. Kendimle barışık ve yalnızlıktan rahatsız olmayan biriyim.

İş ve sanat araştırmaları dışında, kendimle vakit geçirmek istediğimde genelde müze ve güncel sergileri gezerim. Dikkatimin dağılmaması için tek başıma yapman gereken bir aktivite olduğunu düşünüyorum. Gezmeyi en sevdiğim müze; “Topkapı Sarayı Müzesi”. Bu tarihi mekân, bana tam olarak Türkiye’yi yansıtıyor. Bizans mimarisi dönemin, batı modasıyla süslenmiş Ortadoğu yapıtlarından oluşan bir saray kompleksi. Bu mekânda kendimi görüyorum ne Doğulu ne de Avrupalı! Belki ikisi de aynı anda… Ziyaretçi yoğunluğuna rağmen, bu dünyada huzur bulduğum sayılı yerlerden biri Topkapı Sarayı.

Geriye dönüp baktığında hayatında bir olayı değiştirmek istesen bu ne olurdu?

Kaderin hayatıma getirdiği olaylarla iyi ya da kötü beni buraya getirdi. Kaderimiz neden ve sonuç zincirinden oluşan bir çizgidir. Bu zincirin halkası eksik ya da diğerlerinden farklı olamaz. Böyle bir fatalist yanım var.

Sosyal medya ile aran nasıl? Orada yaşanan hayatlara inanıyor musun?

Geniş kitleye ulaşım açısından sosyal medya bir sanatçı için çok önemli bir aracı ama gerçek dünya gibi sanal dünyada bir illüzyon!

90’lar tadında sorular…

Yaş:27 Boy:175 Kilo:60

Burcu: Terazi

Ayakkabı numarası: 42

Göz rengi: Ela

Saç rengi: Açık kumral

Sesin kaç oktav: 2 oktav/bariton

Mükemmel mutluluk: Oval kesim antika pırlantalar

En büyük korkunuz nedir: Ölüm

En beğenmediğiniz özelliğiniz hangisi: Tembellik

Başka insanlarda en beğenmediğiniz özellik hangisi: Tembellik

Şu an hayatta olan ve en çok hayranlık duyduğunuz kişi kim: Babam

En büyük müsrifliğiniz nedir: Doğal gaz

Murat’ça sorular…

-Berk ressam olmasaydı Opera sanatçısı Olurdu?

-Anlatırsam ağlarım dediğiniz … konu nedir? Erkekler Ağlamaz

-Çoğu kişi öyle biliyor ama aslında doğrusu Rusya’da yazın kar yok

-… hatayı yapmasaydım şu an sanat dünyasında şu noktada olurdum. Bu soruya 20 sene sonra cevap verebilirim

- Tam o anda Topkapı sarayını, Hünkar sofasını görünce çok mutlu olmuştum ve heyecanımı tutamamıştım.

Söyleşi: Murat Fırat

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Müziğin Ritimlerinden Beyaz Perdeye Sektörün Ezberlerini Bozan Bir Yönetmen Portresi

                 Röportaj: MURAT FIRAT  Türkçe rap kültürünün henüz emekleme aşamasında olduğu yıllarda imkânsızlıkların ortasında prodüktörlük ve yapımcılık üstlenerek bir devrin temellerini atan öncü bir vizyoner. Müzik kariyerinde onlarca albüme imza atıp yüzlerce klip çektikten sonra sinemanın görsel dünyasına adım atan ve Şuursuz Aşk gibi projelerle ulusal ve uluslararası arenada ödüllere layık görülen sıra dışı bir yazar ve yönetmen. Sadece kamera arkasındaki ustalığıyla değil popüler kültür standartlarına sektörün yapımcı egolarına ve sahte şöhret algısına karşı sergilediği tavizsiz duruşuyla da fark yaratıyor. Müziğin hikaye anlatıcılığından Alman sinema disiplinine set ortamındaki katı ilkelerinden evlilik ve hayata dair samimi itiraflarına kadar uzanan bu söyleşide popülist ezberleri bozan son derece dobra bir sanat yolculuğuna tanıklık edeceksiniz. Kariyerinize Türkçe rap’in henüz emekleme aşamasında olduğu dönemle...

Zeynep Mansur’dan Popun Tatlı ve Alaycı Yüzüne Güçlü Bir Dönüş: “Di Mi?”

                        Haber: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde bazı şarkılar vardır; ilk dinleyişte büyük iddialar ortaya koymaz, kendisini dinleyiciye zorla kabul ettirmeye çalışmaz ama insanın kulağında güzel bir iz bırakır. Bir süre sonra fark edersiniz ki melodisi aklınızda dolaşıyor, nakaratını istemeden mırıldanıyorsunuz ve yeniden dinlemek istiyorsunuz. Zeynep Mansur’un yeni çalışması “Di Mi?” bende tam olarak böyle bir his uyandırdı. Uzun zamandır Türkçe pop müziğin içerisinde farklı türlerin birbirine fazlasıyla karıştığı bir dönemi yaşıyoruz. Rap müzik, arabesk, elektronik altyapılar ve deneysel sound’lar pop müziğin sınırlarını genişletirken, zaman zaman popun kendi sade ve melodik kimliğini de geride bıraktığını görüyoruz. Elbette müzik değişecek, gelişecek ve yeni türlerle buluşacak. Ancak bazen insan yalnızca iyi yazılmış, iyi düzenlenmiş ve sanatçının kendisini rahatlıkla ifade edebildiği bir pop...

30 Yıl Sonra Yeniden Konuşan Göksel: “İçimdeki Çocuk Hiç Değişmedi”

                  Röportaj: MURAT FIRAT Bir sanatçıyı yalnızca en çok bilinen şarkılarıyla tanımak, bazen onun hayatının en önemli bölümünü kaçırmak demektir. Çünkü sahnede görünen birkaç dakikanın, bir albüm kapağının ya da radyolarda yıllarca çalan bir şarkının arkasında; hayaller, kırgınlıklar, mücadeleler, bekleyişler ve yeniden ayağa kalkma cesareti vardır. Göksel’in hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye. 1996 yılında “Senden Kalan” albümüyle müzik dünyasına adım atan, ardından “Gönüllü Yazıldım” gibi bir eseri 90’lar Türk pop müziğinin hafızasına bırakan Göksel, aradan geçen 30 yıla rağmen geçmişte kalmış bir isim olarak değil, hâlâ üreten, hâlâ düşünen ve hâlâ yeni şarkıların peşinden giden bir müzisyen olarak karşımızda. Bu röportajın çıkış noktası da biraz tesadüf, biraz merak ve biraz da geçmişin bugüne bıraktığı izlerle ilgili. 90’lar şarkıları arasında yeniden karşıma çıkan “Gönüllü Yazıldım”, beni yalnızca bir haber hazırlamaya...

Herkes Kolaya Kaçarken Gülşen Çıtayı Bir Kez Daha Yükseltti

                        Haber: MURAT FIRAT  Müzik endüstrisinin son yılların en büyük kimlik ve finans krizlerinden birini yaşadığı bir dönemdeyiz. Tüketim alışkanlıklarının değişmesi, dijital platformların hız odaklı yapısı ve yapay zekâ destekli üretimlerin giderek yaygınlaşması, müziğin üretim biçimini de kökten değiştirdi. Şarkılar iki dakikanın altına inerken, büyük prodüksiyonlar yerini düşük maliyetli işlere bıraktı. Üstelik sektörün önemli bir bölümü, "Müzikten artık para kazanılmıyor." düşüncesini neredeyse ortak bir kabulleniş hâline getirmiş durumda. Tam da böyle bir atmosferde Gülşen, İtaat Yok ile yalnızca yeni bir single yayımlamadı. Aynı zamanda pop müziğin hâlâ büyük fikirlerle, cesur prodüksiyonlarla ve yüksek standartlarla üretilebileceğini gösteren güçlü bir cevap verdi. Yaklaşık otuz yıldır sahnede, stüdyoda ve ekranlarda istikrarını koruyan sanatçı, kariyerinin bu döneminde bile kendini tek...

Selahattin Erhan: "İnsanların Hayatına Dokunmayan Hiçbir İşin Gerçek Bir Anlamı Yok"

                  Röportaj: MURAT FIRAT  Türk pop müziğinde yıllardır birçok unutulmaz esere imza atan söz yazarı ve besteci Selahattin Erhan, üretim anlayışından müzik sektörüne, hekimlik mesleğinden hayat felsefesine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu. Zerrin Özer'den Bülent Ersoy'a, Funda Arar'dan Mustafa Sandal'a kadar birçok önemli isme verdiği eserlerle tanınan Erhan, bu röportajda yalnızca kariyer yolculuğunu değil; sanatın topluma katkısını, müziğin değişen yüzünü, telif haklarını, genç müzisyenlere tavsiyelerini ve geleceğe dair hedeflerini de tüm açıklığıyla anlattı. Bugün birçok sanatçı tarafından seslendirilen eserlerin altında imzanız var. Ancak sizi sadece şarkılarınızla tanıyan geniş bir kitle bulunuyor. Selahattin Erhan'ı kendi cümleleriyle nasıl anlatırsınız? Bugüne kadar uzanan yolculuğunuzu nasıl özetlersiniz? Yaptığım ya da yapacağım işler ne olursa olsun, insanların hayatına pozitif katkıla...

“Gelip Geçenlere Karşı Bir Duruş: Zerrin Özer’den Güçlü Bir Müzikal Manifesto ‘Geliyorlar Gidiyorlar’”

Haber: MURAT FIRAT Türk pop müziğinin zamana meydan okuyan sesi  Zerrin Özer , yeni şarkısı  Geliyorlar Gidiyorlar  ile bir kez daha yalnızca müzik yapmadığını, aynı zamanda bir duruş sergilediğini kanıtlıyor. Bu çalışma; hız çağının ilişkilerine, yüzeysel duygularına ve kolay tüketilen aşklarına karşı güçlü bir itiraz niteliği taşıyor. Dinleyiciye sadece melodik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Şarkının sözlerinde  Habil Ceyhan  imzası var; sade ama etkili bir dil kullanımıyla günümüz ilişkilerinin kırılganlığını gözler önüne seriyor. Bestede  Bülent Yetiş , duygunun omurgasını kurarken; düzenlemede  Mustafa Arapoğlu  ve  Göksel Kamçı  modern dokunuşlarıyla parçayı bugünün ritmine başarıyla taşıyor. Ortaya çıkan sonuç; geçmişin deneyimi ile bugünün enerjisini buluşturan dengeli ve etkileyici bir yapı. Zerrin Özer, bu şarkıda yalnızca bir yorumcu değil; adeta bir anlatıcı, hatta bir tanık. Sö...

Gökberk Demirci: Kalbimin ve mantığımın el verdiği sürece oyunculukta çok katı kuralım yoktur

Gökberk seni tanıyalım? 1989 yılında İzmit’te dünya'ya geldim. O zamanları fazla hatırlamıyorum, fakat mutlu bir bebekmişim fotoğraflardan anladığım kadarıyla  ;)   Aslen Adanalı’yım. Babamın mesleğinden dolayı birçok yer gezdik, gördük ve yaşadık. Benden 6 yıl sonra kardeşim Berkay dünyaya geldi. Pek uslu sayılmazmışım; öyle diyorlar. Ama o evre çok uzun sürmedi. Sanırım çocukken de büyüktüm hep! Hiç değişmediğimi söylerler.  ;) Sanırım oyunculuk kariyerin çocuk oyunları ve skeçlerle başladı? Kariyerim sayılmaz ama temeli çocukluk yıllarına dayanıyor. Özel günlerde oynanan oyunlar, anlık girilen karakterler ve başka birisi gibi davranmalar vs, vs (gülüyor). Çocukken fazla enerjiktim. Haliyle öğretmenlerim de bunu bir yarara dönüştürdüler. Hem benim için, hem de kendi sinir sistemleri adına  ;) 😉   Birçok konuda en büyük destekçim önce inancım, sonra ailem ve yakın çevrem oldu. Cengiz Küçükavyaz tiyatrosu ve Aktör-ist’lun kariyerin açısından ...

Meltem Leylekoğlu’ndan Doğru Şarkıyla Gelen Güçlü Bir Adım: Sardunyalar

                       HABER: MURAT FIRAT Müzik dünyasında bazı sanatçılar vardır; kendilerini bir anda değil, zaman içinde, sabırla ve üreterek ortaya koyarlar. Meltem Leylekoğlu da bu isimlerden biri. Sahne deneyimi, farklı müzik türlerine olan yatkınlığı ve kendisini geliştirme isteğiyle yoluna devam eden sanatçı, yeni çalışması “Sardunyalar” ile kariyerinde dikkat çekici bir adım atıyor. Meltem’in müzik yolculuğuna baktığımızda, yalnızca bir şarkı söyleyen değil, bu işi hayatının merkezine alan bir sanatçı profili görüyoruz. O Ses Türkiye’de yer alarak geniş bir dinleyici kitlesinin dikkatini çeken Leylekoğlu, sahne çalışmalarını da sürdürerek müziği günlük hayatının geçici bir parçası olmaktan çıkarıp mesleki bir çizgide devam ettiriyor. Benim açımdan bir sanatçıyı değerlendirirken yalnızca sesine ya da sosyal medyada ne kadar görünür olduğuna bakmak yeterli değil. Sahneye çıkmak, üretmek, repertuvar hazırlamak, dinleyiciy...

Bir Şarkının Yeniden Nefes Alışı: Zeynep Casalini ve Gözlerin'in Sessiz Gücü

                      Haber: MURAT FIRAT  Bazı şarkılar vardır. İlk dinleyişte güzel gelir. Bazıları ise yıllar geçtikçe anlamını büyütür, her kuşakta yeniden başka bir kalbe dokunur. Çünkü gerçek eserler zamana direnmez, zamanla birlikte olgunlaşır. Onları yeniden söyleyen her yorumcu da yalnızca bir şarkıyı seslendirmez. O eserin hafızasına kendi ruhunu bırakır. Zeynep Casalini'nin sesinden dinlediğimiz Gözlerin de tam olarak böyle bir yeniden buluşmanın hikâyesini anlatıyor. Bir klasikle yeniden karşılaşmanın en büyük riski, dinleyicinin hafızasında yer etmiş duyguyu bozabilmektir. Çünkü yıllardır bizimle yaşayan eserler yalnızca melodileriyle değil, taşıdıkları anılarla da var olur. Bu yüzden onları yeniden yorumlamak cesaret ister. Zeynep Casalini ise bu cesareti gösterirken şarkıyı değiştirmeye çalışmıyor. Tam tersine onun özüne yaklaşmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, yorumun en güçlü tarafını oluşturuyor. Gözl...

Türkiye'nin ilk egzotik "Karınca Çiftliği"

Uzun zamandır takip ettiğim genç bir Youtuber var. Yeditepe Üniversite'sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı bölümü mezunu, oyunculuğa merak salıp tiyatro eğitimi aldı, ayrıca "Karınca Çiftliğim" kanalında egzotik hayvanların videolarını paylaşıyor. Tek ve en büyük hedefinin "hayvan sevgisini insanlara aşılamak olduğunu" belirten Tuğkan Gönültaş, evinde hayvan beslemek isteyenlere çok özel tavsiyelerde bulundu. Merak edenler için soruyorum: Tuğkan Gönültaş kendini anlatabilir misin?  Selam, bendeniz Tuğkan GÖNÜLTAŞ. 1987 yılında İstanbul’da doğdum. Yeditepe Üniversite’sinde Endüstri Ürünleri ve Tasarımı Bölümü’nü bitirmemin hemen ardından, kısa süreli bir yurt dışı serüveninden sonra tekstil sektöründe kendi markamı kurdum.   Vatani görevimin ardından oyunculuğa merak sardım ve tiyatro eğitimine başladım. Çocukluğumdan beri iç içe olduğum egzotik hayvanların paylaşımlarını (hobi olarak) Youtube üzerind...